Sosyal Medya

Yazarlar

Gazze ile Dayanışmada Örnek Çalışma


Osmanlı'dan günümüze kabuk bağlamaz yaramız Filistin. Yüz on yılı aşkın sürekli saldırıya uğrayan, yiğit insanların direndiği, çocukların bile dünyaya meydan okuduğu belde… Herkesin yaşıyla yaşıt acılar sunuyor. Bu acı her mümine bir aza hükmünde… Aklın düşünmesine, kalbin hissetmesine paralel bu aza, dünyevileşmeye karşı Filistin aynasını tutarak dünyaya karşı koruma görevi üstleniyor.

Yaşadığımız çağda dünyanın konumunu, insanlığın vardığı aşamayı gösteren mihenk taşı oluyor Gazze. İnsan haklarının oyun hamuru, barış nutuklarının sahipsiz ve sorumsuz olduğunu Filistin'den daha etkili anlatamaz kimse. Bütün ülkelerin bu konuda sınıfta kaldığını görüyoruz. Sekiz milyar insanın önünde aşikâr soykırım, alenen cinayet işlenirken kimi ülke halkının vicdanının ayaklandığını görebiliyoruz. Farklı ülkelerden bireysel çabalar sonucu yola çıkarılan Sumud Filosu ve hak arayan Gazze'ye yardım taşıyan aktivistlere yapılan uygulamalar da ayrı bir ihlal olarak ortaya çıkıyor.

Buna rağmen ülkeler, BM yine sessiz. İslam ülkelerinin durumu hiç de farklı değil. Müslümanların yaşadığı coğrafyalarda insanlar içinde bulundukları utancı nereye saklayacaklarını bilemiyor. Üç yıl aralıksız süren saldırı, yıkım, işgal ve sınır kutsal tanımadan füze yağmasına, örtü hazırlanacak gibi değil.

Görülüyor ki zulüm hayat tarzı olarak süreklilik kazanmış. Dünyanın egemenleri siyonizmi destekliyor. Zalim her yönüyle tam teçhizat Gazze'de yalın iman.

Oysa saldırı süreklilik kazanıyorsa direnişte devamlılık göstermeli. Bu konuda sözden, slogandan öteye geçerek dayanışmayı içeren çalışmalar da bir yandan devam etmeli. Bu açıdan bakıldığında ülkemizin nakdî ve aynî yardım konusunda duyarlı durumda olduğu söylenebilir. Ancak dayanışmayı sürdürme ve sürekliliğe dökme açısından eksiğiz. Elli yedi müslüman nüfuslu ülke de aynı durumda. Her ülkede direnişi daha güçlü kılacak çalışmalar için önce dayanışma gerektiğinin bilincine varıp halkın talebini şekillendirdiğinde önemli adımlar atma imkânı ve bereketi doğacaktır.

26 Ekim tarihinde Medeniyet Üniversitesinde böyle bir çalışmaya şahit oldum. Doktorum genel cerrah Medeniyet Üniversitesi hocası ve Süleyman Yalçın Eğitim Araştırma Hastanesi Cerrahi Bölüm Başkanı Profesör Dr. Orhan Alimoğlu'nun davetiyle etkinliğe katıldım.

Gazze El Ezher Üniversitesi bombalanıp yok edilince tıp fakültesindeki öğrenciler okulsuz kaldı. Türkiye, girişimler sonucu elli civarında tıp öğrencisinin ülkemize getirilmesini sağladı. Marmara Üniversitesi ve Medeniyet Üniversitesi Tıp Fakültelerine gençlerin kaydı yapıldı. Elbette bundan önce o bölgeyi bilen, acıya tanık insanların başvurusu ve talebini projeye dönüştüren sivil gayret çalışmanın omurgasını oluşturur.

Burada, Cerrah Orhan Alimoğlu’nun daha önceden Afrika ve Gazze'de neşteriyle sorumluluk almış şartları yakından bilen, yaşayan ve bu konuda kitaplar yazmış, çok yönlü bir hekim olarak, öncülüğü söz konusu.

Ayrıca Orhan Hoca kendi kurduğu ve başkanı olduğu vakıfla öğrencilerin ikametini ve diğer ihtiyaçlarını karşılamanın yanında onlara birer abi olup bilmedikleri ülke şartlarında rehber ve hami oldu. Yine kız öğrenciler için rehberlik görevini aynı üniversitede akademisyen olan Ayşe Kurtulmuş üstlendi.

Bu çalışma, çeşitli yönleriyle ilham alınmayı hak eden bir ekip çalışması. İlgi ile başlayan yaklaşımın detaylarına kadar işlenerek sahaya konulduğu aşikar. Neticede muhatap insan. Ancak proje için önce samimiyet, gayret, imkân ve dinamizmi koruyacak destek gerek. Her meslek dalının ilham alacağı süreklilik yönüyle dayanışma içerikli çalışmaların bereketli yansıması hesaba sığmaz.

26 Ekim günü genç doktorların mezuniyet töreni vardı. Heyecan vardı, coşku vardı, gençlerin gözünde umut vardı. Düşündüğümüzde bu gençlerden her biri ülkemizin bir elçisi hükmünde. Müslüman halkların sınırları aşan kalıcı, böylesine çalışmalar yapması yeri geldiğinde yönetimlere rağmen kardeş kalmanın imkânı olarak ortaya çıkar. Çalışma büyük özveri olmadan yapılamaz, yaşatılamaz. Her çalışma bir kişiyle başlar önce. Hayal tasarıya, tasarı fikre, fikir projeye dönüşür ve paylaşılır. Orhan hocanın gayreti örnek alınmayı hak ediyor.

Mezuniyet töreninde dekan, rektör, bölüm başkanları, katkı verenlere söz verildi. Bu da ahenkli birlikteliğin, özverili çalışmanın ifadesiydi. Öğrenciler tek tek sahneye çağrıldı. Gazze'ye derman hükmündeki gençler kendilerine has yeminlerini ettiler:

"Yüce Allah'a yemin ederim ki,

Allah'ı mesleğimde daima gözeteceğim, vatanıma ve halkıma karşı her zaman sadık olacağım. Mesleğimi vicdan, samimiyet ve doğrulukla yerine getireceğim. İnsan hayatına her durumda, her şartta ve her halde saygı göstereceğim.

Hastalarıma şifa bulmaları için tüm çabamı göstereceğim. Onlar hastalık, acı ve sıkıntı döneminde bana başvurduklarında, vazgeçmeyeceğim. İnsanların onurunu koruyacak, mahremiyetlerine saygı gösterecek ve sırlarını saklayacağım.

Allah'ın rahmetini daima vesile kılacak, hastalarıma yakınlık, şefkat ve ilgiyle davranacak, onlara daima iyi niyetle yaklaşacağım.

İlim öğrenme arzusunu sürdürecek, bilgisizliğin insana zarar vermesine izin vermeyeceğim. Hocalarıma her zaman saygı duyacak ve meslektaşlarımla birlik içinde çalışacak, her zaman iyilik ve takva sahibi olacağım.

Mesleğime ait kurallara ve ilgili tüm düzenlemelere uyacağım.

Allah söylediklerime şahittir.”

Filistinli hocanın metni okuması, gençlerin birlikte tekrarlamasıyla gençler doktorluk mesleğine adım atmış oldular. Filistin El Ezher Üniversitesi rektörü, sağlık bakanı da görüntüleriyle törene katıldılar.

Yemin metninin özgünlüğünün, meşhur yemin metnini ihata edip aştığını görüyoruz. En önemli unsur metnin aşkın boyutla irtibatlandırılmasıdır. Diğer bir ifade ile “Allah'ın şahit” tutulmasıdır.

Bu şuur doktora ahlaki düzlem oluşturma ve sürdürme imkânı sağlar. Zira her an insan kendinden daha yakın olan Rabbinin niyet ve eylem üzerinden denetlemesini hisseden bir teyakkuz halinde olmak durumundadır. Niyet, eylemlerin tekrar ahirette karşısına çıkacağına inanmak, duyarlılığa devamlılık kazandırır.

Cari insan haklarının en önemli sorunu sorumluluktan yoksun olmasıdır. Sorumluluk diğer insanların özgürlüğünün teminatıdır.

Hekimin insana yaklaşımındaki durumu insan hakları için zemin oluşturur. Yaşamak hakkında bütün insanları murad-ilahi görüp, eşit davranmak temel referanstır. Bu yaklaşımı sağlayan ve sürdürülebilirliğini koruyan sorumluluktur. Allah’ın her an ve mekânda bize şahit oluşunun verdiğin güven ve dikkat, ahlakın teminatı olarak devreye girmesinin yegâne imkanıdır.

Dayanışmanın bütün boyutlarda sürebilmesi için imkanlarını tamamen kaybeden gençleri Filistin’in geleceği adına hazırlamalıyız. Gazze’yi yeniden ayağa kaldırma hedefini, umudunu eyleme dökerek kendimize de güven kazandırmalıyız.

Başta, doktorum Orhan Alimoğlu olmak üzere, emeği geçen herkesten Allah razı olsun. Bu çalışmadan özellikle STK’lar istifade eder diye düşünmek istiyorum. Gönlümüzün yanında elimizi uzattığımızda görevimizi ifa etmeye başladığımızı hissedeceğiz.

Ahmet MERCAN

Henüz yorum yapılmamış.

* İşaretli tüm alanları doldurunuz.

Tasarım ve Kodlama BEYRİBEY BİLİŞİM