Sosyal Medya

Makale

Sistemik Büyük Çarpışma

Yeryüzünde, küreselden yerele kadar her ölçekte alabildiğine bir rekabet, gizli ve açık çatışmalarla süreç yönetilmeye ve olup bitenler ağırlıkla jeostratejik araçlarla analiz edilip açıklanmaya çalışılıyor. Oysaki bundan büyük başka bir çatışma alanı var ve bu alan çok küçük bir zümrenin bilgisi dâhilinde ve jeostratejik çatışmaya nazaran asimetrik bir etkiye sahiptir.

İnsanların ontolojik özellikleri ile bunlar dikkate alınmadan kurulmuş ve yönetilen sistemler arasındaki bu çatışma/çarpışma, yaygın olarak bilinen ve dikkate alınan bir durum değildir. İnsan doğası hayatın bütün kodlarının esas belirleyicisidir. Bu durumda sadece iki ihtimal vardır. Sistemler ya insan doğasına uygun kurulup yönetilecek ya da bunun dışında verilerle. İnsanlar orijinal doğalarına uygun olmayan sistem ve yönetimler de yaşamak zorunda kalırlarsa, dağılmaya, tükenmeye, tüketmeye başlarlar; çürür ve çürütürler.

Modern sistemler uzun süre insanın ontolojik çözülmesini, çeşitli araçlarla yönetebildi. Tüketim kültürü, medya, ideolojik çerçeveler, ekonomik refah, güvenlik politikaları, eğitim sistemleri ve dijital yönlendirme mekanizmaları sayesinde çözülmenin görünür etkileri geciktirilebildi. Başka bir ifadeyle, ontolojik açık, stratejik araçlarla telafi edilmeye çalışıldı.

Bu durumda sistemler, problemi çözmek için kullandığı araçlarla problemi yeniden üreten bir döngüye girmek zorunda kaldılar.

Büyük çarpışma, insanın ontolojik gerçekliÄŸi ile onu yalnızca stratejik araçlarla yönetmeye çalışan sistemlerin karşılaÅŸmasıdır. Ã‡arpışma zaten sürekli yaÅŸanıyor; bu zamanlarda deÄŸiÅŸen ÅŸey çarpışmanın baÅŸlaması deÄŸil, onu absorbe edebilme kapasitesinin tükenmeye baÅŸlamasıdır. Burada ekonomik anlamdaki "kaynak"tan deÄŸil, daha geniÅŸ anlamda medeniyet sermayesinden söz ediyoruz. Bir sistemin kendini ayakta tutabilmesi için yalnızca para veya askerî güç yetmez. Aynı zamanda güven, meÅŸruiyet, ortak anlam, aidiyet, gönüllü katılım, ahlaki sermaye, nitelikli insan kaynağı, kurumsal itibar, öngörülebilirlik ve toplumsal dayanışma gibi görünmeyen kaynaklara da ihtiyaç vardır.

Bu perspektiften bakıldığında, modern sistemlerin uzun süre yaptığı ÅŸey, ontolojik çözülmeyi durdurmak deÄŸil; onun sonuçlarını bu görünmeyen sermayeyi tüketerek yönetmek olmuÅŸtur. Bunu bir mühendislik benzetmesiyle ifade edebiliriz. Bir binanın taşıyıcı kolonları çatlamaya baÅŸlamıştır. Binayı yıkmamak için sürekli yeni iskeleler kurulur, çelik gergiler eklenir, dış cephe güçlendirilir, sensörler yerleÅŸtirilir. Uzaktan bakıldığında bina hâlâ ayaktadır. Fakat aslında yapılan, binayı iyileÅŸtirmek deÄŸil; Ã§Ã¶küşü sürekli ertelemektir. Her yeni destek sistemi de kendi bakımını, enerjisini ve maliyetini gerektirir. Bir noktadan sonra bina, kendi ağırlığından çok onu ayakta tutan desteklerin ağırlığını taşımaya baÅŸlar.

Toplumsal düzeyde de benzer bir mekanizma düşünülebilir. İnsan, kendi iç düzeniyle yaÅŸayamadığında sistem dışsal düzenlemeleri artırır. Dışsal düzenleme arttıkça insanın iç kapasitesi daha da körelir. İç kapasite köreldikçe daha fazla dışsal düzenleme gerekir. Böylece kendini besleyen bir döngü oluÅŸur. Bu durum için kullanılabilecek; "kaşık dibe deÄŸiyor" ifadesini, sistemin telafi kapasitesinin sınırına yaklaÅŸması ÅŸeklinde okumak gerekir. Burada tükenen yalnızca ekonomik kaynaklar deÄŸildir; belki daha önemlisi, sistemlerin dayanabildiÄŸi yapısal tamponlardır.

GeleceÄŸin temel sorusu ÅŸu olabilir: Bir medeniyet, ontolojik sermaye üretmeden ne kadar süre stratejik sermaye tüketerek ayakta kalabilir?

Bu soru, klasik jeopolitik analizlerin çoÄŸunda yeterince yer almaz. Çünkü onlar güç dağılımına odaklanır. Oysa bu çerçevede daha temel bir soru vardır: Gücün beslendiÄŸi insan kaynağının ontolojik niteliÄŸi nedir ve bu kaynak yenileniyor mu, yoksa tüketiliyor mu? EÄŸer yenilenmiyorsa, en güçlü görünen aktör bile uzun vadede kendi stratejik araçlarının baÅŸarısının kurbanı hâline gelebilir. Çünkü baÅŸlangıçta sistemi koruyan araçlar, zamanla sistemin üzerinde taşınması gereken ek yükler üretir.

Bu nedenle ifade edilen paradigma, "güç analizi"nden çok bir medeniyet metabolizması analizi olarak okunabilir. Nasıl ki canlı bir organizma yalnızca enerji alarak deÄŸil, dokularını sürekli yenileyerek yaÅŸar; bir medeniyet de yalnızca ekonomik veya askerî kaynaklarla deÄŸil, insanın ontolojik ve ahlaki kapasitesini yeniden üretebildiÄŸi ölçüde sürdürülebilir olur. Bu yeniden üretim zayıfladığında, stratejik araçlar bir süre denge saÄŸlayabilir; ancak onların etkisi de beslendikleri insan ve kurum zemini aşındıkça giderek azalabilir.

Bu çerçevede "büyük çarpışma," ani bir patlama olmaktan ziyade, telafi kapasitesinin kritik eÅŸiÄŸi aÅŸması olarak tanımlanabilir. O eÅŸiÄŸin ardından sistemler artık sorunları çözmekten çok, sorunların hızını azaltmaya çalışır. En belirgin iÅŸaret ise her yeni müdahalenin bir öncekine göre daha fazla kaynak gerektirmesi ve daha az sonuç üretmesidir. Bu, karmaşık sistemler literatüründe de görülen bir olgudur. 

Bir sistem, kendi temel üretici kapasitesini yenileyemediğinde, telafi mekanizmalarının marjinal verimi zamanla düşer ve sürdürülebilirlik baskı altına girer. Bu gözlem, hangi medeniyet veya sistem için geçerli olursa olsun, genel bir yapısal analiz olarak değerlendirilebilir.

Murat SAYIMLAR

Henüz yorum yapılmamış.

* İşaretli tüm alanları doldurunuz.