Makale
İnsan ve mekân İstanbul'un hafızasında bir yolculuk
.jpg)
Otobiyografi veya hatırat okumanın birçok keyifli yönü olduğunu düşünüyorum. İnsan ve mekân, varoluşun en temel unsurlarındandır. Bu alanda yapılan okumalarla insan, mekân ve hayata dair önemli bilgilere sahip olma imkânı elde edebiliyor. İnsan ve mekân ekseninde gelişen hikâyeleri konu alan metinlerin ve toplumsal hafızanın kayıt altına alınmasını oldukça kıymetli buluyorum.
DeÄŸerli dostum Dr. Erhan Erken’in yakın zamanda Profil Kitap’tan yayımlanan Bir Hayat Birkaç Semt isimli kitabı, hatıralarıyla birlikte ÅŸehrin portresini okuyucusuna sunuyor. Erken, hatıraları üzerinden İstanbul’un ve belli dönemlerde yaÅŸadığı semtlerin sosyoekonomik ve kültürel yapısına ayna tutuyor. Kitabın ilk bölümünde, savaÅŸ nedeniyle Rumeli’de yaÅŸanan zorunlu göç hikâyeleri okurun gözünden bir film ÅŸeridi gibi geçiyor. Savaşın baÅŸlarında bölge içinde, kısa bir zaman sonra mübadele döneminde ise Türkiye’ye geliÅŸi konu alan hicret hikâyelerinde, aile üyelerinden biri olarak yollara düşüyor okuyucu.
Yazarın ifadesiyle “Balkan savaşı patladığında, Bulgarlar yaÅŸadıkları Kılkış kasabasına doÄŸru ilerleyince, aile trenle yaklaşık elli kilometre uzaktaki Selanik’e hicret ediyor.” Ancak bu ilk göç, son olmuyor. Bir müddet sonra mübadele döneminde, aile Manisa’ya hicret ediyor. Günümüz insanının anlamakta zorlandığı ancak benim gıpta ettiÄŸim bir husus da savaÅŸ bölgelerinde Müslümanların her ÅŸeye raÄŸmen yaÅŸama tutunmaktan geri durmamaları. Bugün Gazze’de soykırıma ve vahÅŸete raÄŸmen her ÅŸey normal seyrinde devam ediyor. Bölge insanı imkânlarınca düğün dernek kurarak gençleri evlendiriyor. Erken ailesi de hicret yolunun Selanik durağında tanıştıkları baÅŸka bir muhacir ailenin kızıyla oÄŸullarını evlendirmeye karar veriyor. Erhan Bey’in dedesiyle babaannesini niÅŸanlayan aileleri düğünlerini anavatan Türkiye’de yapmak üzere anlaşıyorlar. Konya’ya giden aile, kızlarını Sakarya civarında Manisa’ya gitmekte olan yeni ailesine teslim ediyor. Günümüzde anlaşılması mümkün olmayan bu evliliklerin ömür boyu huzurlu geçtiÄŸini büyüklerimizin hatıralarından öğreniyoruz.
Muhacirin hicret yolculuÄŸunun nihayete ermesi her zaman kolay olmamıştır. ÇoÄŸu kez yaÅŸama tutunma mücadelesi bir baÅŸka hicrete zorlamıştır. Neredeyse üzerindeki elbiseden baÅŸka her ÅŸeyi geride bırakarak yola düşer muhacir. Tek dertleri ailenin bir arada ve saÄŸlıklı bir ÅŸekilde gideceÄŸi yere ulaÅŸmalarıdır. Erken ailesinin hikâyesinde de durum aynı. İlk durak Manisa’da tutunmak kolay olmuyor, bu kez İstanbul’a hicret yolculuÄŸu baÅŸlıyor. İstanbul, her insanın bir ÅŸekilde tutunabildiÄŸi bir ÅŸehir. Sonrası azim, mücadele, sabır ve tevekkül.
Yeni bir ülke, farklı bir toplum ve kültürün içine girince insan, iÅŸlerin hiç de kolay olmadığını görebiliyor. Acemisi olduÄŸunuz bir toplumda baÅŸarmak için, birkaç yenilgi belki de yaÅŸamın doÄŸasındandır. Düşmemek için iÅŸ deÄŸiÅŸtirmek savaÅŸta mevzi deÄŸiÅŸtirmek gibidir. Dostumuzun dedesi de benzer durumlar yaşıyor, birçok iÅŸ kolunda ailesinin rızkını arıyor. Bakkallık, peynir ve yoÄŸurt imalatı ve nihayet İstanbul Ticaret Odası’nın eski binasının yanında çay ocağı iÅŸletir. Erken’in anlattığına göre, amcası babasından bir yaÅŸ büyük olmasına raÄŸmen İlkokulda aynı sınıfta okuyorlarmış. Sırayla her gün birisi çay ocağını açıyor diÄŸeri ise okula gidiyormuÅŸ. Öğretmenleri bir gün “gün aşırı okula geliyorsunuz, böyle devam ederseniz ikinize bir diploma vereceÄŸim.” demiÅŸ.
Erken, ÅŸehrin sokak, bina ve insanlarını iyi gözlemler. Åžehrin insanlarını, mahalle kültürünü, mesleklerini ve gündelik hayatını kuru bir bilgi aktarımıyla anlatmıyor. Okuru ÅŸehre, mahalleye dâhil ederek, İstanbul’un giderek kaybolan kültüründe ve mahalle ruhunda bir yolculuÄŸa çıkarıyor. İstanbul’da Kapalıçarşı, CaÄŸaloÄŸlu, Fatih’te birkaç mahalle ve yaz aylarında gidilen Florya, Åženlikköy, Basınköy’e dair hatıralarını paylaşıyor. Kitapta yer bulan bir baÅŸka semt ise o dönemlerde İstanbul’un ilçesi olan Yalova’ya baÄŸlı Esenköy.
Yazar öncelikle İstanbul’un iÅŸ hayatına dair mekânları ele alır. Okuyucusunu peÅŸine takıp İstanbul’un birkaç semtini adım adım gezdiriyor. Bunu bir rehber gibi deÄŸil, eski bir mahalle sakini olarak yapıyor. Bazen dar bir sokağın köşesinde duruyor, bazen küçük bir dükkâna girerek, bazen de yıllardır aynı evde yaÅŸayan bir aileyle okurunu tanıştırıyor. KarşılaÅŸtığımız her insan yalnızca yaptığı iÅŸle deÄŸil; ahlakıyla, karakteriyle ve gönül dünyasıyla hafızamızda yer ediniyor.
Bu tanışmaların sıcaklığı, uzun zamandır görmediÄŸimiz dostlarımızla yeniden karşılaÅŸma sahnesini andırıyor. Her isim, her dükkân ve her sokak, İstanbul’un kaybolmaya yüz tutmuÅŸ kültürel hafızasını günümüze taşıyor. 1970’li yılların Kapalıçarşı’sında babasının kuyumcu dükkânını merkeze alarak, 1980’lere geldiÄŸimizde ise Bab-ı Âli yani CaÄŸaloÄŸlu’nda yazarın kendi iÅŸ yeri ekseninde geliÅŸen iÅŸ ve sosyal hayata tanıklık ediyoruz. Erken, o dönemler bir arkadaşıyla CaÄŸaloÄŸlu’nda reklam ve promosyon iÅŸine giriyor, ilk teÅŸebbüslerinden “Es Ajans” doÄŸuyor. Aynı dönemlerin yaz aylarında ise Åženlikköy, Basınköy ve Esenköy’ün yaÅŸam kültürüne dair bilgiler ediniyoruz. Bütün bu semtlerin her birinin birçok sokağını ve ticaret erbabının genel durumu hakkında geniÅŸ bilgiler veriyor. Sosyal hayat, ticaret, toplumsal ahlak ve dinî anlayışı etraflıca anlatıyor. Okuyucusunun söz konusu alanlarda toplumsal deÄŸiÅŸimi görebilmesini saÄŸlıyor.
Yazarın yolu dönemin önemli hocalarıyla da kesişiyor, Kapalıçarşı ve civarında Muzaffer Uzak, Abdurrahman Gürses ve Ali Özek gibi toplum tarafından bilinenler dışında birçok hoca ile ilgili hatıralara yer veriyor. Dönemin ilmî ve dinî hayatı, sadece meşhur şahsiyetler üzerinden değil, isimsiz kahramanlar vasıtasıyla da okuyucuya ulaştırmış oluyor.
Doksanlarda MÜSİAD ve İTO’da yollarımız kesiÅŸen dostumuzun görüştüğü hocalardan haberdardım. Ancak istifade edemediÄŸim için üzüldüğümü ifade etmeliyim. ÅžekilciliÄŸin daha baskın olduÄŸu yıllardı ve Muzaffer Uzak hocanın sanat çevreleriyle ilgilenmesi bizim camiada anlaşılamamıştı. Bazı olumsuz yorumlar uzak kalmamızda etkili olmuÅŸtu. Yine de merak etmiÅŸ, birkaç kez sahaflardaki dükkânına uÄŸramıştım, ancak kendisiyle görüşebilmek nasip olmamıştı. Ali Özek hocanın Fatih Camii’ndeki “KeÅŸÅŸaf” derslerinden haberdar olduÄŸumda ise geç kalmıştım.
Kitapta semtler ele alınırken anlatım yalnızca mekân tasviriyle sınırlı kalmıyor. Yazar, toplumun sıkıntılarıyla ilgilenen gönül insanlarını, mahalle sakinlerini, esnafı ve aileleri de anlatıya dâhil ediyor. Bu sayede okuyucu, dönemin sosyal yapısını, insanların birbirleriyle olan ilişkilerini, mahalle kültürünü, hatta lakaplarını ve günlük hayatın kendine özgü ayrıntılarını öğrenme fırsatı bulmuş oluyor.
Eserin en başarılı yönlerinden biri de anlatım tekniğidir. Yazar, şehrin bilgesi olarak okuyucuya eşlik ederek onu sokak sokak, cadde cadde dolaştırıyor; dükkânlara uğrayarak, meslek erbabıyla tanıştırıyor. Karşılaşılan her kişi yalnızca yaptığı işle değil; karakteri, kişiliği ve hayat hikâyesiyle de tanıtılıyor. Böylece okuyucu, anlatılan insanları adeta yakından tanıma imkânı buluyor.
Mahalle sakinleriyle yapılan bu tanışmalar çoğu zaman aile fertlerini de içine alacak kadar geniş tutulmuştur. Her biri birkaç cümleyle tanıtılan bu insanlar, esere sıcak ve samimi bir hava kazandırmaktadır. Yazar, yalnızca bireyleri değil; onların yaşadığı çevreyi, mesleklerini ve hayat tarzlarını da resmederek dönemin sosyal dokusunu bütün yönleriyle ortaya koymaktadır.
Bunun yanında, zaman içerisinde deÄŸiÅŸime uÄŸrayan sokaklar, caddeler, dükkânlar ve aileler hakkında verilen bilgiler, esere önemli bir belgesel deÄŸeri kazandırmaktadır. Okuyucu, bir yandan İstanbul’un geçmiÅŸ izlerini takip ederken diÄŸer yandan ÅŸehirleÅŸmenin, ekonomik dönüşümün ve toplumsal deÄŸiÅŸimin insanlar üzerindeki etkilerini de görmektedir.
Sonuç olarak eser, İstanbul’u yalnızca anlatan deÄŸil, yaÅŸatan bir ÅŸehir hatıratı niteliÄŸi taşımaktadır. Mekânları insanla, tarihi hatırayla ve kültürü gündelik hayatla birleÅŸtiren bu anlatım, okuyucuyu geçmiÅŸin İstanbul’unda uzun ve anlamlı bir yolculuÄŸa çıkarmaktadır. Bu yönüyle eser hem ÅŸehir tarihi hem de kültürel hafıza açısından önemli bir kaynak olmasının yanında, İstanbul’un ruhunu hissettiren bir belgesel niteliÄŸi taşımaktadır.
Musab AYDIN

Henüz yorum yapılmamış.