Sosyal Medya

Makale

İnsanı mı Yoksa Kötülük Eylemini mi Cezalandırıyoruz?

İnsan, toplumsal yaÅŸantıya ihtiyaç duyan ve toplumu oluÅŸturan varlıktır. Dünyaya gözlerini ailede açan, okul ile çevreyle ilgi kurma sürecine giren insan, mümeyyiz vasfına eriÅŸtiÄŸinde meslek üzerinden topluma katkı sunar ve karşılıklı iletiÅŸime girer. Toplumsal hayat pratiÄŸi ve potansiyeli, “düzeni” gerekli kılar. Hukuk ise ayrım ve ayrıcalık tanımadan insanları bir arada tutar, korunan haklar üzerinden duyarlılığı ve sorumluluÄŸu devreye alır.

 

Toplumsal yaşamın hukuka uygun akışını en az sorunla sağlayan ilk dinamik, günümüzde dillendirilmeyen sorumluluk kavramıdır. Kişiye has sorumluluk, diğer bireylerin özgürlüğünün teminatıdır. Sorumluluğun toplum hayatındaki oranıyla paralel, akışın denge ve ahengi ortaya çıkar. Sorumluluğun yüksek ortak paylaşımı, toplumun kalitesini olumlu yönde besler.

 

Toplum akışında kiÅŸi ve veya grupların akışı bozan eylemleri, önceden oluÅŸturulmuÅŸ yasalar ve kurallar doÄŸrultusunda düzeltilip onarılır. Akışı bozan eylemler “suç”tur. Suç ise “ceza” olgusunu kaçınılmaz olarak üretir. Suçun tespiti, suçlunun piÅŸmanlığı üzerinden ıslahı, iÅŸlenen fiilin caydırıcı olması önemli hale gelir. DiÄŸer yandan toplumun güvenliÄŸi ve suçun meÅŸruiyet kazanmaması da aynı derecede önem kazanır. Toplumsal akışın sıhhatini konu alan bu ihtiyaçlar, akışı bozan eylemlerin cezalandırılması, yani suç ile ceza iliÅŸkisi gibi bir baÅŸlık üretir. 

 

Tarihteki en küçük toplumsal kümeden günümüze kadar netlik kazanmadan süregiden tartışmalar hep, “hangi suça ne kadar ceza ve niçin?” sorusunu diri kılmıştır. Sorunun niçin kısmı bahse konu üç gerekçe olan a) suçlunun ıslahı, b) toplumun korunması, c) örneklik teÅŸkil etmemesi ile karşılanmaya çalışılmıştır. Buna raÄŸmen sorunun temelini oluÅŸturan suç ile ceza iliÅŸkisinin tespiti kültürlere, geleneklere, tecrübe duyarlılıklarına göre deÄŸiÅŸken olmuÅŸtur.

 

İşleniÅŸi itibariyle bir suçun maddi ve manevi unsurları ile cezanın asgari ve azami oranları mahkemelerin tespiti ve takdirine bırakılmıştır. Bu da “soyut ceza kriterleri hangi ceza türü üzerinden devreye alınacak?” gibi yeni bir soru doÄŸmasına yol açmıştır.

 

Bedensel cezalar, sürgün, kamplarda çalıştırma ve hapis yoluyla suçluyu alıkoyma ve benzeri yaptırımlar, tarih içinden günümüze kadar süren kültürel farklılıkların ortaya çıkardığı farklı ceza türleridir. İnsanlığın keÅŸif ve buluÅŸlar üzerinden birbirini etkilemesiyle de hapis yoluyla cezalandırma tüm farklı coÄŸrafyaların ortak kabulünü kazanmıştır. 

 

Cezalandırma türlerinin en ağırı olduÄŸunu düşündüğüm bu ceza türü üzerinde durmak ihtiyacı hissediyorum. İnsana “özgürlük hissi” veren “yapabilirlik” duygusudur. İnsan belki de hiç gidemeyeceÄŸi bir ÅŸehre, beldeye gitme yasağı konduÄŸunda da cezaya çarptırılmış olur. Buna benzer sayamayacağımız kadar örnek sıralayabiliriz. Hayat ölçüme gelmez.

 

Sayısız soyut ve somut zenginlikler barındıran hayatı anlamlı kılan ve özgürlük duygusu veren, “irade özgürlüğü”dür. BaÅŸkasının hakkına müdahale içermeden yapabilme iradesinin elimizde olması, aynı zamanda hayatın tadını ve güzelliÄŸini ele verir. Her an daÄŸa çıkmada özgürüz, çay bahçesinde dostlarla sohbet edebiliriz. Denize açılabiliriz. Dile gelmez pek çok ihtimalin kullanılması veya tercih edilmemesi özgür iradenin varlığıyla anlamlıdır, Dünyaya savaÅŸların hâkim olduÄŸu, füzelerin kuÅŸlardan hızlı uçtuÄŸu günümüzde dahi “hayatı güzel yapacağımıza” dair irademizin verdiÄŸi “umut”, tükenmeyen su gibi aziz bir deÄŸerdir.

 

Hapishane yoluyla cezalandırma türü ise insanın “iradesinin baÄŸlanması”, düğümlenmesi anlamına gelir.

 

İnsanlığın ortak evreninin çatısı gökyüzünden koparılan ve dört duvarla iradesi tutsak edilen insanı hangi özgürlüklerden mahrum bıraktığımızı, “kanun koyucunun” iyi düşünmesi gerekir! Sayamadığımız kadar, hatta kategorileÅŸtiremeyeceÄŸimiz kadar özgürlüğü elinden alınan insanın “ıslahı” mı, “tükeniÅŸi” mi daha yüksek ihtimal taşır. Nitekim çeyrek yüzyıla çarptırılan ağır suçluların ıslahı bir yana, cezaevinde pek çok olumlu özelliklerini yitirdikleri, çeÅŸitli hastalıklara duçar oldukları, “güvenlikçi anlayışın” görmek istemediÄŸi somut gerçekliklerdir.

 

Konunun böyle ele alınışı karşısında karşı soru hemen devreye girer; “O zaman ceza vermeyelim mi? Caydırıcılığı nasıl saÄŸlayacağız?”

 

Soru ÅŸahsi olmaktan ziyade tahlili geçersiz kılmaya yöneliktir. Toplumun akışını “kötülük” ile engelleyen, maÄŸdur üreten eylemler cezaya muhataptır. Ancak samimi piÅŸmanlığı ve ıslah ÅŸartlarını geçerli kılacak ve suçun ÅŸahsiliÄŸini bozmayacak ceza yöntemleri geliÅŸtirmek, hatta farklı hedefleri aynı anda gerçekleÅŸtiren “bileÅŸik yöntemler” ihdas etmek mümkündür.

 

On yedinci yüzyıldan itibaren varlık bulan “ceza ne kadar ağır olursa caydırıcılığın o kadar fazla olacağı” görüşü yeniden deÄŸerlendirmeye açıktır. Topluma farklı yönelim imkanları sunulmalıdır. Cezanın korku yoluyla, yasaklar üzerinden caydırıcılığını düşünmek yerine, suçu teÅŸvik eden yolların ve cazip hale getiren hatta bazen mecbur bırakan ÅŸartların deÄŸiÅŸtirilmesi, kimi durumlarda cezadan daha etkili sonuçlar verebilir. YoksulluÄŸun sosyal patlama eÅŸiÄŸine geldiÄŸi, servetin belli ellerde toplandığı ve iÅŸsizliÄŸin hüküm sürdüğü bir ortamda fırından ekmek “çalana” ceza verildiÄŸinde, kanun koyucu ve uygulamanın karar mercii olan hakim mutmain olabiliyorsa, umut ağır yara almış demektir.

 

Ekonomik koÅŸulların ve gelir dağılımının orantı kabul etmez ÅŸekilde bozulduÄŸu bir ortamda, kendini çaresiz hisseden gençliÄŸe uyuÅŸturucu pazarını açıp sonra da cezaya çarptırmak çağımıza has bir tutumdur. Bir yandan virüs üretirseniz, hastaları tek tek tedaviye alarak problemi çözemezsiniz. Devletler önce sınır tanımayan ölçüsüz reklamlar üzerinden “çılgınlığı” teÅŸvik ediyor ya da izin veriyor, sonra da çözümü cezanın ağırlaÅŸtırılmasında buluyor.

 

Bireysel suçlar gibi “devlete karşı suçlar ve terör” de, suçu önleyici yapılanmayı önce devlet için geçerli kılacak bir özeleÅŸtiriyi gerekli kılmaktadır. 

 

Ulus devlet kendinden kaynaklanan özellikleri yüzünden toplumdaki çok sesliliÄŸi tehlikeli görür. İnsan tekine has olan asıl özgürlük ise insanın varlık tasavvurunu ve ona uygun yaÅŸam tarzını, dünya görüşünü benimsemesidir. Ancak “ulus devlet” vatandaşının ne düşüneceÄŸini, nasıl yaÅŸayacağını, kısaca insana ait olan doÄŸru ile yanlışı belirleme yetkisini kendi uhdesinde görür. Kendine has ideoloji ile oluÅŸturduÄŸu ÅŸablona vurur, bütün farklı beyan ve dünya görüşlerini. Åžablona uymayan her türlü farklılığı “devlet düşmanlığı” olarak yorumlar. Toplumu ideolojik baskı altında tutmak adına, elindeki anayasadan baÅŸlayan bütün imkanlarını seferber eder. İfade, din ve vicdan özgürlüğüne baÄŸlı “farklı” eylemlere, etkinliklere, çalışma ve yapılanmalara izin vermez. Türkiye, ulus devlet yapısının sertçe uygulandığı ülkeler arasındadır. Siyasi tarihimiz ve düşünce geçmiÅŸimiz, ihtilaller üzerinden sayısız örnekle ibret alınmayı bekliyor.

 

GeldiÄŸimiz aÅŸama, insanın öne çıktığı, devletin sivil alana müdahaleden çekilmesi gerektiÄŸi savunulan ve devletlerin iletiÅŸim yönünden iç içe geçtiÄŸi bir dönemdir. DeÄŸiÅŸen ÅŸartlar, “devlete karşı suçlar”ın yeniden ele alınması, özgürlüklerin temel, yasakların istisna kabul edilmesi ihtiyacını ortaya koymaktadır. Devlet, elindeki copu bırakıp insanının zenginliÄŸini görme ve yanlış-doÄŸru demeden insanların düşüncesine karışmadığı bir düzlemde kendi varlığını yeniden tanımlama noktasındadır. Bunu çok açık hissetmeli, insanların iÅŸlerini kolaylaÅŸtırarak ve insanın önemini önceleyerek meÅŸru varlığına kavuÅŸacağını görmelidir. Adım atmaya da, “devlete karşı iÅŸlenen suçlar” bahsini ele alarak baÅŸlamalıdır.

 

Yaşanan Sorunlar ve Öneriler

 

“Suç-ceza” üzerinde yeniden düşünmeye, daha iÅŸin başından, kanun koyma aÅŸamasından baÅŸlanmalıdır. Ülkemizde daha ziyade siyasi tarafgirlik içeren tartışmalar, popüler konular ve magazin içeren davalar gündem bulmakta ve yine tarafgirlik üzerinden karşılıklı yorumlar yapılmaktadır.

 

Yargının işleyişinde düşünülmesi gereken, düzeltilmesi gereken çoğu da uygulamadan kaynaklanan sorunlar mevcuttur. Kanunun muhatabı yargı mensupları ve üst meslek birlikleridir. Hâkim, savcı ve avukat üzerinden ilgili bakanlık üzerinden sorunlar ele alınarak çözülebilir.

 

Diğer taraftan kamuoyunu ilgilendiren türlü sorunlar bütün aşamalarda yaşanmakta, medyaya yansımaktadır.

 

Sistematik işkence önlendi, ancak zaman zaman, sıklıkla olmasa da çıplak arama benzeri onur kırıcı şikayetler medyada yer buluyor. Konunun üstüne resmi ve sivil bütün kurumların gitmesi, konunun açıklığa kavuşması, işkence varsa suçluların tespit edilip cezalandırılması sağlanmalı.

Devlet kendine karşı iÅŸlenen suçların alanlarını yeniden ele alarak ilgili kurumlar ve STK’lar ile birlikte yeniden düzenlemeli, devlete karşı suç alanları daraltılmalı, bu alanla sınırlı af ilan edilmeli.

Kimi yargı sonuçları kamu vicdanını rahatsız ediyor. Bu konuda varsa bilgi eksikliği düzeltilmeli, hatalı kararlar gözden geçirilmeli.

Suçun şahsiliği cezanın da şahsiliğini gerektirir. Hapis cezasının tek seçenek olmaktan çıkarılıp çeşitlendirilmesi önemli hale gelmiştir. Mahkûmun bütün iradesine el koymakla aileye yapılan maddi ve manevi katkının kesilmesi bütün ailenin cezalandırılmasına neden oluyor. Ağır suçlar da dahil, kısmi hapis cezasından sonra farklı aşamalar, sürgün, açık çalışma alanları devreye alınabilmeli. Suç maddi ise ceza alternatifi olarak mahkûm borçlandırılabilmeli. Trafik suçlarında olduğu gibi ticari alana ait suçlarda paraya çevirme, işyeri ruhsatı iptali ve benzeri uygulamalar yapılmalı. Daha ziyade kanun koyucuyu ilgilendiren bu ve benzeri uygulamalar mahkemenin kanaatine de geçerlilik kazandırmalı. Küçük suçlarda ağaç dikme, kitap okuma ve benzeri ıslaha yönelik eğitim içerikli cezalar verilmeli. Bütün suçlarda, sanığın tercihi de dikkate alınarak, bedensel cezalar da seçenek olarak bulunmalı.

Islah, kravat takarak kolay ve peÅŸin bir ÅŸekilde “iyi hâl”e ulaÅŸma durumu deÄŸildir. Bunun için, mahkûmun “umut hakkını” koruyacak, sivil katkıya açık, akademi ve yargı üyelerinden oluÅŸan bir kuruma ihtiyaç var. Bu kurum piÅŸmanlık ve ıslahın imkanlarını oluÅŸturmanın yanında, çeÅŸitli eÄŸitim ve çalışma alanları oluÅŸturmalı, mahkûmun ailesine katkı yapabilmesinin imkanlarını oluÅŸturmalıdır.

Cezaevi şartlarının iyileştirilmesi, mahkûm haklarının geliştirilmesi ve mahkûmların eğitim ve sanat alanlarında önlerinin açılması ve teşvik edilmesi sağlanmalı / imkân verilmelidir

Devletin yatırımını gerektiren, özel sektörün ilgilenmediÄŸi ihtiyaç alanlarında ya da tarım alanlarında zorunlu/ücretli çalışma imkânı saÄŸlanmalı. Tarım Kredi’ye baÄŸlı olarak devlet arazilerinde, geçim zorluÄŸu yaÅŸayanların ihtiyacını karşılayacak çalışma alanları açılabilir. Gündelik kullanımda küçük eÅŸyalar için atölyelerde aynı mahkûmlar çalıştırılabilir.

Elektronik imkânın sağladığı takip kolaylığı sayesinde mahkûmların, başlangıçta iki ayda bir, ileri aşamada ayda bir, aileleriyle bir gün ve gece geçirmeleri sağlanabilir.

Şahsi davalar için geçerli olan arabuluculuğun diğer alanlara da taşınması için çalışma yapılmalı.

Kaza sonucu yaralama ve ölüme sebep olma konularında suçlu ile mağdur aile arasında çözüme nezaret edilmeli, yol gösterici ve uzlaşmacı yöntemler devreye taşınmalı.

Islahı önceleyen çalışmalarda kültürel ortam oluÅŸturma, cezaevini “ceza mahallesine” dönüştürecek geniÅŸliÄŸe kavuÅŸturma, kütüphane ve etkinlikler oluÅŸturma gibi alternatifler düşünülmeli.

Mahkûmun “umut hakkını” korumak için önerdiÄŸimiz sivil katkıya açık, akademi ve yargı üyelerinden oluÅŸan kurum, suçu önleme ve ıslahı saÄŸlama amaçlı çalışmalarını kamuoyuyla, hükümetle, yargının ilgili kurumlarıyla ve meclisle paylaÅŸmalı. SürekliliÄŸini ve verimliliÄŸini denetleyecek yapılanmayı kendi içinde saÄŸlamalı.

Ayrıca bu kurum dünya yargı süreçlerini, ceza yöntemlerini inceleyerek kültürümüze uygun pratikleri bünyeye kazandırmalı.

 

Umut hakkını korumak, insanı gökyüzüsüz bırakmamaktır.

 

İnsan deÄŸerlidir. “İnsana karşı olmadan insanın kötülük eylemine karşı olma” konusunda toplumda bilinç geliÅŸtirilmelidir. Bu ilke çerçevesinde okullara dönük programların hazırlanması ve hatta bununla ilgili ders konması önemlidir.

Ahmet MERCAN

Henüz yorum yapılmamış.

* İşaretli tüm alanları doldurunuz.