Sosyal Medya

Makale

Gerçek Özgürlük: Modern Prangalardan Manevi Öz'e Yolculuk

Her kavram kendi dünya görüşü içinde yeniden anlam kazanır. Özgürlük kavramı da kendi modern dünya görüşü içinde yeniden bir anlam dizgesine sahip olmuştur. Bu yeni anlamı dikkate almadan özgürlük kavramını içeriklendirmek yanlış olacaktır.

O yüzden özgürlük kavramının farklı dünya görüşleri bağlamında farklı anlamlar kazanacağını peşinen bilmekte yarar var. Çünkü üzerine eğer derin bir düşünüş gerçekleştirilmek isteniyorsa, bu temel gerçekliği dikkate alarak tefekkür etmekte yarar vardır.

Giriş: Kavramsal Bir İndirgenme Olarak Modern Özgürlük

Günümüz dünyasında özgürlük, genellikle bireyin her istediÄŸini yapabilmesi, arzularını sınırsızca tatmin edebilmesi ve hiçbir dış otoriteye (aile, devlet, gelenek) boyun eÄŸmemesi olarak tanımlanmaktadır. Ancak bu yaklaşım, özgürlüğü sadece “istekleri gerçekleÅŸtirme hikâyesine” indirgeyerek aslında onu katletmektedir. Modern baÄŸlamda özgürlük, çoÄŸu zaman eÅŸitlik kavramıyla karıştırılarak basitleÅŸtirilmiÅŸ ve insanın derinliÄŸinden koparılmıştır. Oysa gerçek anlamda özgürlük, bir yapma ya da yapmama serbestîsinden ziyade, insanın kendi ‘özüne dönüşünü’ saÄŸlayan ve onu yaratılış amacına yaklaÅŸtıran bir süreçtir.

İndirgemeden kurtulmuş bir özgürlük kavramı insanı kendi otantik yapısı ile bir yüzleşmeye ve oradan kendisi ile bağ kurarak hakikatin temel gerçekliğini doğru bir zeminde anlamaya ve ona uygun davranışa yönelmeyi mümkün hale getirir.

Kalbin Katmanları ve Öz’ün KeÅŸfi

Kalp, insan açısından merkezi bir kavramdır. Kalbi kararan bir kiÅŸinin kurtuluÅŸ imkanı kalmamaktadır. O yüzden ‘onlar kalpleri ile anlarlar’ sözü temel bir insani gerçekliÄŸe vurgu yapmaktadır. Kalbi ile anlamak, sezgisel bir zeminde doÄŸruyu ve hakikati daha derinden ve hikmet ile idrak etmeye yönelmektir.

Özgürlüğü anlamak için öncelikle insanın iç dünyasına, yani “mikro kâinat” olarak tanımlanan yapısına bakmak gerekir. Kaynaklara göre, Tanrı’nın sığabildiÄŸi yegâne mekân müminin kalbidir. Özgürlük, kalbin derinliklerine doÄŸru yapılan bir yolculuktur ve bu yolculuÄŸun belirli durakları vardır:

Sadır (Göğüs): Kalbin ilk adımıdır. İnsana ÅŸeytan tarafından atılan şüphelerin tohumlandığı veya ilahi inayete açık ve ilk karşılama yeri olması hasebi ile sadr önemli bir özelliÄŸi iÅŸaret etmektedir.

Kalp: Duyguların ve idrakin daha derin tabakalarıdır. Kalbin, insanın ÅŸahsiyetini inÅŸa ettiÄŸi mekân ve duygularının temellendirildiÄŸi zemin olarak öne çıktığı bilinmektedir. Kalbin karartılmaması ve arınık halde tutularak ilahi inayete mazhar olmanın mekânını sürekli temiz kılması beklenmektedir.

Fuad: Akletme, gönül ve idrak olarak tanımlanarak kişinin kalbinin derinliklerine yönelik seyrüseferini yapabilmesinin imkânlarını insana sunar.

Lübb (Öz): Kalbin en derin noktası, yani asıl “öz”dür. Bir ÅŸeyin en iç ve saf boyutu olarak kayıtlara geçen lübb, aynı zamanda saf bir düşünme melekesi yanında ruhun bizatihi kendisinin tasavvuru olarak da betimlenmesi mümkündür.

“Ulül elbab” ifadesiyle nitelenen kiÅŸiler, iÅŸte bu özlerine sahip çıkanlar ve onun sahibi olanlardır. Bu öz, sıradan bir varlık unsuru deÄŸil, insana üflenen ‘ilahi bir ruh’ ve nefhadır. Dolayısıyla özgürlük, bu ilahi ruhun yeryüzünde kendi asliyeti üzerine varlığını sürdürebileceÄŸi ÅŸartları inÅŸa etmesidir.

Kulluk ve Özgürlük Paradoksu

Modern düşünce, kulluk (ubudiyet) ile özgürlüğü birbirinin zıttı gibi konumlandırsa da, manevi perspektifte durum tam tersidir. KiÅŸi, Rabbine yöneldikçe ve O’na ulaÅŸtıkça aslında özgürleÅŸir. Çünkü gerçek esaret, insanın kendi nefsinin, ÅŸehevi duygularının ve öfkesinin kölesi olmasıdır.

Batılı özgürlük jargonunun aksine, bir dindar için özgürlük; kibri, hırsı ve yozlaÅŸmaya neden olan dünyevi arzuları devre dışı bırakabilmektir. KiÅŸi, sadece kendi nefsinin alanını geniÅŸletmeyi özgürlük sandığında, aslında “müstaÄŸnilik” (kendini kendine yeter görme) ve “tekebbür” (kibir) uçurumuna düşer; bu da beraberinde zulmü ve karanlığı getirir. Hakiki özgürlük ise, insanı aÅŸağı çeken bu beÅŸeri duygularla araya mesafe koyabilme gücüdür.

Fıtrat ve Huzurun Kaynağı

Özgürlük, sadece bir kurtuluÅŸ deÄŸil, aynı zamanda bir ‘huzur ve itminan’ arayışıdır. İnsan, kendi nefsini bildiÄŸinde aslında Rabbini tanımış olur; çünkü insan özü, ulûhiyetten bir parça, bir güzellik taşır. İnsanı diÄŸer varlıklardan ayıran bu öz; düşünme, irade etme ve deÄŸer üretebilme yetisidir.

Bu baÄŸlamda özgürlük, insanın ‘yaratılış amacına matuf fıtratına’ dönme mücadelesidir. Modern hayatın sunduÄŸu “her ÅŸeyi reddetme” temelli sahte özgürlük, insanı köksüzleÅŸtirirken; manevi özgürlük, insanı sonsuzluÄŸa, salih amele ve gerçek güzelliÄŸe kapı açan bir “seyrü sefer”e çıkarır.

Sonuç

Sonuç olarak özgürlük, insanın kendi üzerine bir karakter inşa etmesi ve kâinatla, insanla, eşya ile ve Rabbiyle kurduğu ilişkinin niteliğidir. Modern dünyanın vaat ettiği sınırsız istek gerçekleştirme hali, kişiyi kendi nefsinin esiri yaparken; manevi bağlamdaki özgürlük, ruhu esaretten kurtararak asli vatanına doğru bir yolculuğa çıkarır. Gerçekten özgür olan kişi, nefsinin vesveselerini susturabilen ve yaratılış gayesine uygun bir irade sergileyebilen kişidir.

Abdülaziz TANTİK

Henüz yorum yapılmamış.

* İşaretli tüm alanları doldurunuz.