Yazarlar
İnsan Kaybettiğini Ne Zaman Fark Eder!
İnsan kendini bir anda kaybetmez; kendinden uzaklaşma fark edilmeyecek kadar ince bir kırılmayla başlar. Bu kırılma bir travma değil, bir tercihin açık ilanı da değildir. Bulunduğu çağın ritmine uyum sağladığını zannederken o ritmin içinde çözülen; “tercih gibi sunulan” küçük tavizlerin birikimidir.
Modern hayatın en sinsi tarafı kaybı ilerleme gibi sunmasıdır. Daha hızlı olmak, daha görünür olmak, daha çok kazanmak… “Yaratılış kodları”na uymayan bu ölçülerle kendini ifade etmeye çalışan insan, varoluş amacının referanslarını kaybeder. Artık neyi neden yaptığını değil, neyin karşılık gördüğünü önemser. “Anlam”, yerini “işlevselliğe” bırakır.
İnsanın kendisiyle bağı, hakikatle olan bağına bağlıdır. O bağ koptuğunda insan, neyi neden yaptığını bilmeden yaşayan ölü, aklının kölesi bir varlığa dönüşür. Bu manada hakikat, varoluşu anlamlandıran temel ilkedir. O anlam kaybolduğunda değerler, ilkeler, vicdan sabit olmaktan çıkar; koşullara göre şekillenen araçlara dönüşür. İnsan, kendisi olmaktan uzaklaşıp içinde bulunduğu “ortamın ürünü” hâline gelir.
Daha hızlı olan, daha görünür olan, daha çok kazanan insan, özüne yabancılaşır. Yaptığıyla inandığı arasındaki uyumsuzluk bir gerilim üretir. Bu gerilim uzun süre taşınmaz. Zihin, çatışmayı çözmek için hakikati değil, konforu seçer. Yanlışını düzeltmek yerine meşrulaştırmayı öğrenir. Bir süre sonra buna gerçekten inanır. Kendisine söylediği yalan, başkalarına söylediğinden daha güçlüdür.
İlkeyi/amacı değil konforu tercih ederek, kendini haklı çıkaran ve özünden uzaklaşan insan, artık yanlışlarını savunmaya başlar. Mesele doğruyu bulmak değil, kendini korumaktır. Bu durum onu kendi dünyasında kapanan bir sisteme dönüştürür. Dışarıdan tutarlı görünen bir hayat, içeride parçalı ve kopuktur.
Bireysel kalmayıp yaygınlaşan bu kopuş normalleşir. En kötüsü ise toplum bunu sorgulamaz! Çünkü “toplum algısı” kayıpları kazanç gördüğü için ödüllendirir, uyum sağladığı ölçüde kabul görür. İş hayatında ilkesizlik “gerçekçilik”, ilişkilerde yüzeysellik “seçicilik”, benliğin teşhiri “ifade” olarak adlandırılır. Dil değiştikçe kavramlar boşalır; kavramlar tevil edildikçe hiç kimsenin kendisini ölçebileceği bir muh(a)kem(e) kalmaz.
Ortada bir kriz değil, bir çözülme vardır. Çalışır, üretir, konuşur, ilişki kurar. Fakat bütün bunlar merkezini kaybetmiş bir varlığın dağınık hareketleridir. Yön vardır, istikamet yoktur; hareket vardır, anlam yoktur, kazanır ama bereketsizdir!
Kendini kaybetmiş her insanın en belirgin özelliği “yalnız” kalamamasıdır. Yalnızlık, insanı kendisiyle yüzleştirir. Bu yüzleşme ertelendikçe “konfor”a daha fazla bağlanır. Gürültü, hız ve kalabalık birer kaçış aracına dönüşür. Kaçtığı aslında kendisidir!
İnsan kendini kaybettiğini geç fark eder. Bu fark ediş bir başarısızlık anında değil, her şeyin yolunda gittiği bir anda ortaya çıkar. Kendisiyle baş başa kalır ve karadan ne kadar uzaklaştığı görünür hâle gelir. Bu mesafe; ertelenmiş yüzleşmelerin, küçük tavizlerin ve susturulmuş hakikatlerin birikimidir.
Ve sonra!
Ya bu mesafeyi kabullenip, onunla yaşamaya devam edecektir ya da o mesafeyi kapatmak için sert bir yüzleşme cesaretini göze alacaktır. Öz’e dönüşle yalnızca kaybettiklerini değil, kaybetmesine sebep olan her şeyi tek tek gözden geçirecektir. Takdir, alkış, konfor, saltanat, görünürlük, kazançlar… vs. vs. Bu yüzden kendine dönüş zordur.
Bütün bu dağılmanın içinde değişmeyen bir gerçek vardır: İnsan, kendini kaybettiği yerde değil, kendine dönmeyi reddettiği yerde kaybolur. Kayboluş bir “sonuç” değil, bir “ısrar”dır.
Çağın asıl sorunu da burada düğümlenir: İnsanlar kayboldukları için değil, kaybolduklarını fark etmeye ihtiyaç duymadıkları için bu hâli sürdürür. Bu durum kaybı “bireysel bir trajedi”den çıkarır, “kolektif bir normal”e dönüştürür. Buna rağmen meseleyi bir insan meselesi olmaktan çıkarmaz. Bu ilahi yasayla sabittir:
“Şüphesiz Allah, bir toplumu onlar kendilerinde olanı değiştirmedikçe değiştirmez.”(Ra’d /11)
Dikkat edin, dünyayı kazanırken kendini kaybettiğini fark edemeyecek kadar meşgul olanların trajedisine düşmeyin!
“Allah’ı unutan, bu yüzden Allah’ın da onlara kendilerini unutturduğu kimseler gibi olmayın. İşte onlar gerçekten yoldan çıkmışlardır.”(Haşr / 19)
Mehmet KAMAN

Henüz yorum yapılmamış.