Makale
Beğeni Dünyası
İnsanın insan olması sebebiyle yok sayamayacağımız gereksinimleri vardır. Bunlar nelerdir?
Beslenme, barınma, baÄŸlanma, baÅŸarma ve beÄŸenme…
Biz bunlardan beÄŸenme isteÄŸi üzerinde duracağız…
Bu doğal özelliği ise üç boyutu ile değerlendirmeye gayret edeceğiz:
1- BeÄŸenme isteÄŸi…
2- BeÄŸenilme arzusu…
3- Kendini beÄŸenme içgüdüsü…
İnsan en çok ve en çabuk beÄŸenilerinde sapma, yanlışa düşme riski ile yüz yüzedir… BeÄŸenme, hoÅŸlanma ve sahip olma konusunda ilahi bir disipline tabi olmamız gerektiÄŸini yeterince göz önünde bulunduruyor muyuz?
Allah’ın beÄŸendiklerini beÄŸenme, Allah’ın yerdiklerini yerme konusunda net miyiz? Yoksa gelgitler içerisinde bocalıyor muyuz?
Gerçekten Allah’ın beÄŸenmediklerini beÄŸenme hakkımız olabilir mi? ÇoÄŸu zaman beÄŸenilerimizin O’nun beÄŸenileri ile örtüşmediÄŸini görüyoruz yine de vazgeçmiyoruz deÄŸil mi?
Dile getirmeye çalıştığım husus ÅŸudur: BeÄŸenilerimizde başıboÅŸ deÄŸiliz, başımıza buyruk hareket etme durumunda olamayız… BeÄŸenirken baÄŸlı olduÄŸumuz bir disiplin var, Allah’ın hoÅŸnutluÄŸu üzerinden seçimlerimizi yapmalıyız…
BeÄŸenilerimiz Allah adına olacak… Bu konuda ilkesiz, ölçüsüz davranamayız… Canımızın istediÄŸi gibi hareket etme hakkına sahip deÄŸiliz…
Rabbimizin izin ve iÅŸaretlerine göre kendimizi konumlandırmak durumundayız…
Allah(cc)’ın bizim için beÄŸendikleri, bizim kendimiz için beÄŸendiklerimizden daha hayırlıdır…
“HoÅŸunuza gitmese de savaÅŸ size farz kılındı. HoÅŸlanmadığınız bir ÅŸey sizin için hayırlı olabilir. HoÅŸlandığınız bir ÅŸey de sizin için kötü olabilir. GerçeÄŸi Allah bilir siz bilemezsiniz.” (Bakara, 216)
Bu durumda beÄŸenilerimizin belirleyicisi kim olacak?
Allah azze ve celle mi, yoksa Allah’a raÄŸmen baÅŸka belirleyiciler mi?
Piyasa, pazar, moda, marka, model, toplum, sistem, çevre, kapitalist baronlar, reklam dünyası ya da azgın arzularımız mı?
Kısacası beÄŸenilerimizi de, buÄŸuzlarımızı da Allah’a göre belirlemek zorundayız… Övgüler de, yergiler de Allah için olacak…
Allah’ın necis dediÄŸine biz nezih diyemeyiz…
İşi heva ve hevese bırakırsak, zamanla beÄŸendiklerimizin bağımlısı hatta esiri oluruz…
İkinci sıkıntı, beÄŸenilme arzusu…
Modern zamanlarda bir kendini beÄŸendirme furyasıdır başını almış gidiyor… Daha çok beÄŸeni, daha fazla takipçi, daha yoÄŸun alkış, daha yüksek tanınırlık… Yani popülizm hızla insanları baÅŸtan çıkarıyor, ne oldum delisi bir nesil geliyor…
İmaj, prestij, makyaj, maske, karizma derken insan doÄŸallık ve dürüstlükten hızla uzaklaşıyor…
İş yalakalık, yaÄŸcılık boyutlarına kadar kayıyor… Kozmetik, estetik, sentetik sektörü her ÅŸey beÄŸeni toplamak için…
Sürekli beÄŸenilme arzusu, egonun egemenliÄŸine dönüşüyor…
Karakter zaafiyeti, ÅŸahsiyet erimesi, kimlik krizi kendini beÄŸendirme hastalığının sonuçlarıdır…
Ve bu gidiÅŸatın en vahim sonucu; kendini beÄŸenme içgüdüsü…
Öz beÄŸeni, öz saygı diyerek yola çıkanların zamanla nasıl bir savrulmaya maruz kaldıklarının acı sonuçlarını görebilmekteyiz… İş narsizme kadar uzanabiliyor…
Evet, kendini beÄŸenme belası belki de belaların en beteridir…
İblis’in mantığını ve akıbetini bir düşünelim… BulunduÄŸu konumdan nerelere savruldu… Çünkü istiÄŸna ve istikbarda bulundu…
Hep kendini merkeze alan, hep kendine yatırım yapan, kendine en büyük kötülüğü yapmıştır…
Bugün gerek ümmet, gerekse beÅŸeriyet her ne çekiyorsa kendini beÄŸenmiÅŸlerin elinden çekiyor… Müstekbir ve mütekebbirlerin elinden dünya kan gölüne ve ateÅŸ topuna dönüştü…
Bu durumda öncelikle bulunmamız gereken zemin, sahip olmamız gereken duruş nedir?
“Onlar Allah’tan razı, Allah’ta onlardan razı.” Bu çizgiyi sürdürebilmek, bu ilkeyi yaÅŸamın merkezine koyabilmektir…
Ramazan KAYAN

Henüz yorum yapılmamış.