Sosyal Medya

Makale

Durumu Neden Anlayamıyoruz?

İran ile ABD-İsrail savaşı nedeniyle ortaya çıkan mezhep tartışmalarının (daha çok kavga ve dalaÅŸmaların) herhangi bir zemininin bulunmadığı ortadadır. Ne Sünni dünyanın gelenekten beslenen ‘Kurumsal bir Ehli Sünnet’ yapısı vardır ne de baÅŸta İran olmak üzere Åžii dünyanın gelenekten beslenen ‘Kurumsal bir Åžia’ yapısı vardır. Burada kurumsallıktan kastedilen; üzerinde ittifak edilerek kurulmuÅŸ bulunan merkezi bir otoritenin hakimiyetinin olması durumudur. Birden çok Sünnilik ve Åžiilik iddiasında bulunan unsurların, kavli ve fiili eylemlilik halleri mevcuttur ve kendi içlerinde derin çatışma ve ihtilaflara sahiptir. Önemlisi; her bir iddia, kendi sahih geleneklerinden beslenen bir durum arz etmemektedir.

Zira; post modernist düşünme biçiminde ‘hakikatin’ çok katmanlı oluÅŸu, ÅŸeylerin ‘haklılaÅŸtırma’ ya da ‘’haksızlaÅŸtırma’ süreçlerini asimetrik bir hale getirmektedir. Modernizimde hakikat nesnel bir mahiyet arz ederken post modernizmde hakikat öznel bir mahiyete bürünmüştür. Hakikat, özne sayısı kadardır. Nihayetinde, esasında hakikat diye bir ÅŸey de yoktur.

GelenekselliÄŸin önce modernist anlayış tarafından özel ve kamusal alanlardan tasfiye edilmesi, ardından modernist bir zihin ile geleneÄŸin yeniden üretilmesi ‘sahih bir gelenek var mıdır’ sorusunu gündeme getirmektedir. Bu durum; kendi iç enerjisi ile güncele cevap veremeyen geleneksel yapıları canlandırma çabaları, modernist zihnin, geleneÄŸe dışarıdan bir müdahalesi olarak görülebilir. Geleneksel yapıların dışlandığı özel ve kamusal alanlara dönüş talebini yükselten, geleneÄŸi yeniden inÅŸa etmeye çabalayan, paradoksal olarak modernist çıktılardır.

Geleneksel yapılarda görülen siyasallaşma eğilimleri, modernist müdahaleye verilebilecek önemli bir örnektir. Geleneksel yapıların kendi zihin dünyası çerçevesinde siyasal tutumları hep olagelmiştir elbette. Süreç içinde geleneksel yapıların değişim ve dönüşümleri de kendi zihin dünyaları çerçevesinde gerçekleşmiştir. Fakat modernizmin müdahalesi, siyasallaşma bağlamında geleneksel yapıların tutarlılığını derinden sarsmıştır. Post modernist yaklaşım daha çok popüler kültür zemininde modernizmin temelden ve esastan bir eleştirisi olarak algılanmış, bu bağlamada geleneksel yapılar yeniden keşfedilmiştir. Fakat bu keşif, arkeolojik bir önemden öteye bir anlam kazanamamıştır.

Post modern anlayışın önemli bir vasfı olan ‘görünüyor olma’ doyumu ve umudu, unsurların asimetrik bir meÅŸruiyet iddiasını gündeme getirmiÅŸ, bu iddianın kabul ettirilmesi yönünde mikro düzeylerde baÅŸlayan çoklu çatışma alanları ortaya çıkmıştır. Görünüyor olma doyum ve umudu ile iktifa etmek durumunda kalan geleneksel yapılar ise bu ‘görünüyor olma’ durumu karşısında, salt görünüyor olma eylemlilik halinin çıktıları ile kendi iç tutarlılığını bir daha sarsmıştır.

Post modernist anlayışın popüler kültürü; temel düşünme biçimi haline gelmiÅŸtir. ‘Babam dedemi hiç anlamadı fakat ben hem babamı hem de dedemi anlıyorum’ iddiasındaki düşünme etkinliÄŸi bile sayılamayacak popüler post modern düşünme biçiminin hakikati arama gibi derdi yoktur. Hakikati arama derdi olmadığı için sürekli deÄŸiÅŸen tutumlar demeti ile esasında garip ‘nihilist’ çıktılar üretmektedir. Bireyin kendisini öncelediÄŸi gibi görünen, aynı zamanda da dış dünyaya karşı yüksek bir duyarlılık iddiası, toplumsal rol ve eylemler baÄŸlamında sürekli deÄŸiÅŸen tutumları sergilemektedir. Bu baÄŸlamda;

  • Genel geçer bir hakikat olmadığı için gelenekselliÄŸin ileri sürdüğü temel hakikat bilgisi, muhataptan muhataba deÄŸiÅŸen bir anlam yüküne dönüşmekte, nihayetinde ise hakikat buharlaÅŸmaktadır.
  • Farkına varılmış bir bireysellik olmasına raÄŸmen, bu bireyselliÄŸi yaÅŸayabilecek ekonomik, sosyal ve siyasal imkân ve zeminin bulunmayışı, önemlisi esastan bir bireysellik kültürünün olmayışı nedeni ile bireyselliÄŸi bastıracak rollere yönelim bulunmaktadır. Bu yönelim nihayetinde sahte bir eylemlilik halini ortaya çıkartmaktadır. Bu eylemlilik halinin üretimi; haklı ya da haksız, bir zemini olmayan ‘baÄŸlılık ve sevgi, öfke ve nefret’ duygularını patolojik bir dışavurum haline getirmektedir.
  • Post modern anlayışın görünüyor olma üzerinden deruhte etmiÅŸ olduÄŸu doyum hali ve doyum umudu, her türden görünüyor olma zeminini meÅŸrulaÅŸtırmaktadır. Yeni nesil terörizm bu hususa verilebilecek önemli bir örnektir. Bu baÄŸlamda aslında geleneksel yapılar, özde görünüyor olmayı deÄŸil, modernist müdahalenin patolojisi marifeti ile görünmezliÄŸi/erimeyi teklif etmekte, yeniden inÅŸa edilmeye çalışılan geleneksellik bu tarafı ile bir paradoksu barındırmaktadır.

Post truth süreç; nesnel olan bir gerçekliğin, post modern bir tutumla öznel bir silikleştirme ile gerçekliğin yeniden üretimidir. Bu süreçte kimin dost ya da düşman olduğu konjonktüre göre değişiklik gösterir. Dün düşman olan bugün dost, dost olan ise düşman olabilir. Farklı aidiyet ve mensubiyetlerin oluşturmuş olduğu kadim varoluş dengesi, bu dost-düşman algısı merkezinde yok sayılarak geçmişten bugüne aktarılan her türden toplumsal çıktı, uyuşmada ya da çatışmada kullanılmak üzere karantinaya alınır. Aidiyetlerin, mensubiyetlerin, tarihsel yürüyüşlerin oluşturduğu birbirleri ile iç içe geçmiş toplumsallık fikri, dost-düşman algısı bağlamında yeniden üretilir. Bu süreçte merhamet, basiret, feraset ve izan sahiplerinin toplumu savunmaları ve geleceğe uzanabilme yetisine sahip kadim varoluş gerçeğini seslendirmeleri gerekiyor.

Arif ARCAN

Henüz yorum yapılmamış.

* İşaretli tüm alanları doldurunuz.