Makale
'Bir medeniyet çöküntüsünün yetimleri'
Tanpınar merhumun ‘Huzur’unda şöyle bir paragraf var: “Bak, kaç gündür İstanbul'da Üsküdar'da geziyoruz; sen Süleymaniye'de doÄŸmuÅŸsun, ben Aksaray'la Åžehzade arasında küçük bir mahallede doÄŸdum. Hepsinin insanlarını, içinde yaÅŸadıkları ÅŸartları biliyoruz. Hepsi bir medeniyet çöküntüsünün yetimleridir. Bu insanlara yeni hayat ÅŸekilleri hazırlamadan evvel, onlara hayata tahammül etmek kudretini veren eskilerini bozmak neye yarar. Büyük ihtilâller bunu çok tecrübe etti. Netice olarak insanı çıplak bırakmaktan baÅŸka bir ÅŸeye yaramadı.”
Bu paragrafın içinden baÅŸlığa çektiÄŸim “Bir medeniyet çöküntüsünün yetimleri” ifadesi ‘Huzur’un içindeki çok daha uzun, belki yazılsa ciltler tutacak bir baÅŸka huzursuz romanın ÅŸifresi gibi gelir hep bana. Roman diyorum ama belki şöyle söylemek daha yerinde olacak: Bu ifade bizim düşe kalka yaÅŸadığımız son çileli asrın kederli hikayesi! Tanpınar üstadımızın büyük maharetle kurduÄŸu bu cümlenin içini halen neyle dolduracağımızı bilemiyor ve onu içimizde sadece derin bir sızı olarak taşıyor olsak da bu acıklı hikaye bizim hikayemiz!
On yıllar boyunca, birilerinin kim olması gerektiÄŸini bağırgan bir dille yüzüne söyleyip durduÄŸu nice nesil gelip geçti bu topraklardan. Kendini bilmek derdini taşımaktan sürekli alıkonan ve başından tutulup yüzü hep baÅŸka yerlere, hedeflere, kendisi dışındaki kimliklere, kendi inandıklarının dışındaki deÄŸerlere çevrilen nice nesil! Oysa kökü derinlerde bir geçmiÅŸin eserleriydik hepimiz, zaten bir ‘ÅŸey’ olarak doÄŸuyorduk bu topraklarda. Öyle uzun bir hikayenin karakterleriydik ki, olduÄŸumuz ÅŸeyden baÅŸka bir ÅŸey olmaya istesek bile bir yol bulamazdık. Böyle bir kabiliyetimiz yoktu, olamazdı da zaten. Denizlerden yeÅŸil, aÄŸaçlardan mavi olmasını beklemek gibi bir ÅŸeydi bu! Makul deÄŸildi hiçbir ÅŸekilde! Ama bu bir ÅŸeyi deÄŸiÅŸtirmedi; rızamız alınmadan, fikrimiz bile sorulmadan rol almaya mahkum edildiÄŸimiz oyun tam olarak buydu!
Kahırlı yıllar yaşadık, güneşe uzanmaya çalışan bütün filizlerimiz kırıldı bir şekilde. Neticede başkası olamadık, kendimiz de olamadık. Tam bir asrı bir arafta yaşadık ve halen de yaşıyoruz. Bulunduğumuz yerden hem cennet ve hem cehennem görünüyor ama bulunduğumuz yere adeta çakılmış durumdayız, bir yere kımıldayamıyoruz.
“Kafamız bir yığın mukayeselerle dolu; Dede’yi Wagner olmadığı için, Yunus’u Verlaine, Bakî’yi Goethe ve Gide yapamadığımız için beÄŸenmiyoruz. Uçsuz bucaksız Asya’nın o kadar zenginliÄŸi içinde, dünyanın en iyi giyinmiÅŸ milleti olduÄŸumuz halde çırçıplak yaşıyoruz. CoÄŸrafya, kültür, her ÅŸey bizden bir yeni terkip bekliyor; biz misyonlarımızın farkında deÄŸiliz. BaÅŸka milletlerin tecrübesini yaÅŸamaya alışıyoruz” diyor ‘Huzur’un bir baÅŸka yerinde merhum Ahmet Hamdi Tanpınar.
Eserleri, izleri, rengi, kokusu her yerimize sinmiş bir geçmişi içten içe çok istediğimiz halde bitiremediğimiz bir küslük gibi derinlerimizde taşıyoruz. Buna rağmen, karşı konamayacağına inandırıldığımız bir yabancı dünyanın içinde aklımızı bir türlü başımıza almaya fırsat bulamadan dönüp duruyoruz. Ömürlerimiz her geçen gün adını koymaktan daha fazla uzaklaştığımız böyle bir acıyla, böyle bir şuursuzlukla, kendimizi dışına atamadığımız bu kör girdabın içinde tükenip gidiyor. Bizden bir terkip bekleniyor ama biz o kimyayı nasıl tutturacağımız bilgisinden ne yazık ki mahrumuz!
Bir medeniyet çöküntüsünün yetimleriyiz hepimiz. Bir arafta yaşıyoruz. İçimizde kanamasını durduramadığımız bir yarayla, hiçbir derdimize deva olmayan bir yabancı hayatın içinde mahsur kalmış haldeyiz. İnsanın çaresi içinde olan bir marazla kendini tüketmesi ne acı! Hele bunu bir milletin yaşaması! Söz bitiyor orada!
“İçimizde hep yanlış bir yere doÄŸru gittiÄŸimiz hissi var” diye yazdı not defterine beyaz saçlı adam, “ama ne bu yoldan dönebiliyoruz ne gidecek baÅŸka bir yol arıyoruz!”
Gökhan ÖZCAN
https://www.yenisafak.com/yazarlar/gokhan-ozcan/bir-medeniyet-cokuntusunun-yetimleri-4804253

Henüz yorum yapılmamış.