Sosyal Medya

Makale

Peygamberlik Misyonu

Hayat bir peygamberle başlar. Özdür, asıldır ilk olan. Tarihin akışı içinde sayısız sapmalar ortaya çıksa da ilk olan referans olma özelliğini muhafaza etmeyi sürdürür.

Hayatın kurucu öznesinin peygamber olması, oluşan bütün sapmaları reaksiyoner kılar.

Peygamberlik misyonu ihtiyaç duyulan her dönemde devreye girmiÅŸ insanlık tarihine “asıl” adına müdahil olmuÅŸtur.

Vahyin ışığında, toplumu düştüğü durumdan kurtarma görevini, çetin şartlara rağmen, yerine getiren peygamberlerin mücadelesi dünyevi hedeflerden açık farkla ayrılır.

İlk vahiyle birlikte, toplumun karşısına çıkıp süregelen düzeni temelden sarsan bir çağrının sahibi olmak, başlı başına bütün tehlikelere açık olmak anlamına gelir.

Her peygamber önceki peygamberleri selamlar ve tevhid yolunur tek sahih inanç olduğunu ortaya koyar.

Akleden insanlar, her devirde “sözü” dinlemiÅŸ, tartmış ve öyle karar vermiÅŸlerdir. İlahi kelamı beÅŸerî sözden ayıran mahiyet, hikmet arayıcıları tarafından hemen fark edilir. Hikmet arayıcıları ile sistem kurmuÅŸ altın arayıcıları arasında belirgin farklar, tebliÄŸe muhataplıkta ortaya çıkar. Tehditler, yalnızlaÅŸtırmalar, iÅŸkenceler peygamberleri yollarından döndüremedi, bu durum meselenin dünyevi sınırlarla kaim olmadığını göstermiÅŸ ve kalplerin yumuÅŸaması, aklın insafla buluÅŸması imkânlı hale gelmiÅŸtir.

Tek başına bir insanın, reddetmeye hazır bir toplum karşısına dikilmesi karşılığında Allah (cc) elçilerini, yerine göre hiç beklenmedik zamanlarda mucizelerle desteklemiştir.

Zulmünde ileri gidenler hep dönemin zenginleri, hüküm darları olmuştur.

Bu durum, dünya nimetlerinin insan üzerindeki etkisini göstermesi açısından ilginçtir. Kana karışan dünyanın, insanı bir binek haline getirmesi bütün devirlerde geçerli bir durumdur. Vahyin çağrısı her devirde, ezilenleri zulümden kurtarmak, tüm insanları muştulamak olmuştur.

Muştu ebedi bir kurtuluşla anlamlıdır:

İlahî çağrı önce baskı ortamının ortadan kalkmasını, sonra sözün ortaya konmasını önceler. Sözlerin dinlenip "en güzeli" nin seçilmesinin istendiği vasat, insanı ne kadar önemli kılmaktadır. İmanı gönüllere, aklederek bütün söylemler içerisinden seçip çıkarmak insana bırakılıyor. Peygamberler kavgadan kaçmamıştır ancak önceliği hep düşünmeye, anlamaya vermişlerdir. Oluşturulan serbestlik ortamıyla insanın iradesi ışıldamış, tercihle karşı karşıya getirilmiş, sorumluluğu kendisine hatırlatılmıştır.

Peygamberler insanlığa taşıdıkları çağrı ile bütünleşmiş ve söylemi eyleme dökerek yeni bir dil imkânı sunmuşlardır.

Çağrı bir müjdedir. Ona tabi olana, ebedi kurtuluş haberidir. Çağrı ona sırt çevirene bir uyarıdır. Sayısız örnek ve yöntemlerle akla, kalbe, insafa göndermelerde bulunur çağrı, soru sorar, tespit yapar.

"Dileyen iman etsin, dileyen inkâr..." (Bakara 2/256)

Bütün çalışma ve çaba sonunda, Hakikat gökte güneş gibi parlarken inkârda kalanlar için Mevla "üzülme" der elçisine

Üçüncü süreç şahit olma durumudur. Peygamberliğin misyonu, müjdeci uyarıcı, şahit olarak tebarüz etmiş olur.

Veda Haccında Hz. Peygamber “TebliÄŸ ettim mi?” diye ümmetine üç defa sorarken, “Åžahit ol ya Rab” diyerek görevini ifa etiÄŸini ortaya koyuyordu. Zaman ÅŸahittir, mekân ÅŸahit. DaÄŸlar, nehirler, kuÅŸlar ve hâsılı bütün kâinat olup biten her ÅŸeye ÅŸahittir. “Gün” geldiÄŸinde, hesaplar bir bir açılmaya durduÄŸunda, insana piÅŸmanlığı fayda vermeyecek.

Peygamberlik misyonu, akla dayalı gerçekliklerle eleştiri konusu edilir. İlah, melek, Peygamber iletişiminin bilim bahsinde izah edilemez oluşu ortaya konur. Oysa her bahsin kendine has gerçekliği söz konusudur. Mesele gerçekliğin oluşturulma niyetinde ve tanımında yatmaktadır. Müslümanın temel özelliklerinden biri de gayba inanmaktır.

Peygamberin getirdiği mesaja bakıldığında, nice akla gelen ve gelmeyen soruya cevap vardır. Kalbi, aklı mutmain eden sayısız izahtan sonra Mevla, gayba iman etmeye çağırıyor.

Peygamberi yalanlamanın pek çok yöntemi, tarih içinde ortaya çıkmıştır. Bunlardan kimilerini Kur’an bildiriyor.

İnkârı merkeze koyup, bahane arayanların ilginç serzeniÅŸlerine de rastlıyoruz. Kimileri neden Allah (cc) bizimle direk konuÅŸmuyor? diyecek kadar ileri giderken, kimileri “Allah’ın elçileri melek olmalı deÄŸil miydi” diyecek kadar pervasız davranabiliyordu.

İnsan için en iyi örnekliğin onun gibi sevinen, üzülen, acı duyan, acıkan, üşüyen vb. özelliklere haiz birinin olması değil midir? Peygamberlerin önce kul, sonra elçi olmalarındaki vurgu bu örnekliğe işaret olsa gerek. Peygamberleri ortaya çıkaran en büyük özellik, her şeye rağmen mesajlarını ortaya koymaları, ona bağlı yaşamaları ve kınayanın kınamasına aldırmamalarıdır.

İlahi amaçtan yoksun mücadelelerde durum farklıdır. Dünyevi çıkar, hesaplar, tedbirler devrededir. Açık, adil, söylen ortaya koyma imkânı yoktur. Peygamberler tek bir insanı dışarda bırakmayan bir çağrı ile gelirler, bu bile onların fark edilmesi için yeterlidir.

Ve peygamberler 'birbirlerini onaylayarak hakikatin tek olduğunu, kurtuluşun, dünya ve ahirette iyiliğe ermenin tevhid üzere salih eylemle yaşamaktan geçtiğini ortaya koymuşlardır.

Peygamberler, söylemi meydana atıp geri çekilmezler, onun mücadelesini ve örnek uygulamasını da ortaya koyarlar.

Her birinin kendine has toplumsal şartları, farklılaşan şeriatları oldu ancak tevhid onların ortak özelliği İslam temsil ettikleri dinin adı olmuştur.

Modern cahiliye, küresel dönem içerisinde peygambersiz bir din ikame etmeye çalışırken, asıl olanın metin/yorum olduğunu ortaya koymaya çalışması manidardır ve seküler referanslar, talepler içermektedir.

Ahmet Mercan

Not: Bu makale, “İnsanı Geri Çağırmak” adlı eserden iktibas edilmiÅŸtir.

Henüz yorum yapılmamış.

* İşaretli tüm alanları doldurunuz.