Sosyal Medya

Yazarlar

Sosyal İnsanın Ölümü

Uzun yıllar önce bir kitapta okumuştum. İsmini ve eserini hatırlayamadığın yazar şöyle demişti: ‘İşler kötüye gidince ilk önce pastahaneler kapanır. İşler düzelince en son pastaneler açılır.’ Modern zamanların pastahaneleri yok. Şimdi kafeler var. İşler kötüye gittikçe sürekli olarak bir yenisi açılıp duran kafeler. Koltuklarına tüner gibi oturulur, tabureden hallice alçak masalara tepeden bakılır, kişiye özel kahve kombinasyonları ile dip dibe yalnızlıklar yarıştırılır. 

Modern zamanların sosyalleşme mekanları parçalandı. Geniş ya da dar arkadaş grupları dağıldı. Şehrin ceplerinde hayat bulmuş olan cemaatvari yapılar da eriyip kayboldu. Çeşitli saiklerle bir araya gelme ihtiyacı neden artık yok? Bireyselleşme mi, bencilleşme mi, vurdumduymazlık mı? Bu yalnızlığın ve ıssızlığın nedeni nedir?

Sosyal medyanın çoklu ortamına tekil olarak katılım mı? Kanaatimce bu bir sonuç. Selamsız kelamsız karşılaşmaların öldürdüğü sahici ilişkilerin mahiyetine dair bir tarif de yok. Başka bir şey bu. Pencereden başını uzatsa anlayabileceği hava durumunu telefonundan öğrenme ihtiyacını tembellikle açıklayamayız.

Can sıkıcı bir durum ortada. İnsan insanı artık çekemiyor. İnsan insandan çok çabuk bıkabiliyor. Evlenme oranları düşüyor, boşanma oranları artıyor, çocuk yapma istek ve ihtiyacı azalıyor, aileden başlayıp dışa doğru genişleyen kronik bir sağırlık, bir körlük durumu var. Bunun sebebi sosyal medya değil. Sosyal medya sadece bir sonuç.

Sanal bir varlık olarak sanal dünyaya, hiçbir sorumluluk duymadan herhangi bir sahici aidiyet hissetmeden dahil olma bu can sıkıcı durumun bir sonucu.

Sanal bir varlık olarak sanal bir dünyada, sahici hikayelerin seyircisi olmak işimize geliyor. Başımıza gelinceye kadar bizden uzak olduğuna inandığımız trajedileri izlemek (ifademi mazur görün) bir tür pornografik haz verebiliyor.

Çok can sıkıcı bir durum var ortada. Bu durumu, sadece ekonomi ile sadece siyaset ile sadece kültür ile sadece din ile açıklamak mümkün görülmüyor. İnsanlık garip ve tarifi yapılmamış bir nihilizm batağında.

Kanaatimce anlamı kaybettik. İnsanın kendisini bir insan olarak görüp kendisini tarif edebileceği anlamı üretmek zorundayız. Bu üretim ne klasik modernitenin tekrar ihyası ile ne geleneğin yeniden icadı ile ne de zorlama birliktelik oyunu ile gerçekleşebilir. Ki biz klasik İslamcıların nostalji tadında ifade ede durduğumuz eski halimiz klasik modernitenin sosyalleşme yapı ve mantığından beri değildi.

Bu anlam üretiminin kalkış noktası ‘merhamet’ olmalı. Yoksa kimi nereye ve neden çağıracağız? Akıp giden hayatın içinde değildik, kozalarımızda yaşıyorduk. Bir sel ile sürüklendik. Kozalarımızın içinde olmamız bize bir emniyet sağlamıyor. “Koza”larımızdan çıkalım ve hayata karışalım.

 

Arif Arcan

1 Yorum

  1. Vesselam

    Ağustos 29, 2025 Cuma 22:49

    bir dönem sosyalleşme mekanları olarak çay ocakları vardı. muhabbet vardır. siyaset konuşulur yeni çıkan kitablar dergiler yazılar gündem oluştururdu. zaman değişti. çay ocaklarının yerini cafeler geldi. sosyalleşme işlevini üstlense de kitab yok, dergi yok, siyaset yok yoklar içinde internet ortamında masa etrafından toplanan gençlerin, herkesin kendi elinde bulunan telefonlara baktığı ve farklı konuların takib edildiği hatta aynı masada bulunan kişilerin telefon mesajı üzerinden iletişim kurdukları da oluyor. böyle bir sosyalleşme var. çayların yerine kahve ve türevleri geldi. daha kapitilaist bir yapı ile dünyayı değerlendirmeye başladık. yeni nesil böyle... biz mi... ne yapacağımızı bilemiyoruz. DEĞİŞİM, DÖNÜŞÜM, GELİŞİM üçlemindeyiz. muhabbetle

* İşaretli tüm alanları doldurunuz.

Tasarım ve Kodlama BEYRİBEY BİLİŞİM