Yazarlar
Altın üçgen
Altın üçgen, altın derken, altına yüklenen değer anlamından mülhem böyle bir giriş yaptık. Peki, nedir bu altın üçgen?
Müslümanların hayatlarını üzerine inşa etmesi gereken temel üçayağı tarif eder. Bunlar, irade sahibi olan varlık olarak, bizim için; "varlık nedeni" olan üç unsurdur.
Bunlardan bir tanesi; "sadece Allah'a kulluk etmektir." Tek ilah olarak Allah'a inanarak; Hayatın kök anlamını, yani varlık nedenini, O'nun bildirdiği biçimde bilmektir. Bu nedeni gerçekleştirebilmek için zorunlu olan kurucu hükümleri, yani; ilkeleri, yolu, sınırları, değerleri, ölçüleri, sistemleri, hukuku ve benzeri diğer hüküm unsurlarını, Allah'ın kitabından ve kitabında işaret ettiği ve çerçevesini belirlediği kaynaklardan almaktır. Bütün ilişkileri de O'nun belirlediği hükümlerle düzenlemektir. Onu hep, kendini hiç; Onu Rabb, kendini kul görmektir. Bu keyfiyette istisna olmaması demektir.
İkinci ayak ise; "ahsenü amel işlemektir." Ahsenü amelin de iki kanadı vardır. Amel ve ahsen. Amel, insanoğlunun varoluştan gelen mecburiyetidir.
Yeryüzündeki hilâfet misyonunun gayri iradi unsurudur. Yani insan, istisnasız her an amel işlemek zorundadır. Ahsen ise, Allah'ın, yeryüzü halifesi tayin ettiği insana emrettiği mecburiyet olan, amelin mahiyetidir. Bir amelin ahsen olabilmesi için iki unsura sahip olması gerekmektedir.
Birincisi; bütün anlam, neden ve amaçların, Allah'ın vaz ettiği anlam hükümleri üzerinden belirlenmesidir. Ortaya konulacak tavrın ve davranışın da Allah'ın vaz ettiği inşa hükümleri çerçevesinde, hedeflendirilmesi, planlanması ve uygulanması şarttır. Kısaca; amelin, ahsen olabilmesi için, Allah'a kulluğun bir fonksiyonu olması lazımdır.
İkincisi ise, içinde bulunulan anlık, kısa, orta ve uzun vadeli durumların, Müslümanca bir perspektiften okunarak elde edilmiş veriler çerçevesinde ele alınması mecburiyetidir. Burada, durumların barındırdığı sorunlar, ihtiyaçlar ve hedefler; kulluğun bir fonksiyonu olarak, hayatın, özgün varlık nedenine ilişkin belirlenir. Yani, ahsenin bir tarafında Allah'ın hükümleri, diğer tarafında ise bu hükümler perspektifinde okunup, müdahale edilen hayatın kapsayıp kuşattığı bütün unsurlar vardır.
Altın üçgenin üçüncü ayağı ise, "şeytanla savaştır."
Şeytanla savaş, varoluş mecburiyetlerimizdendir. Bu mecburiyeti kabul edip, ciddiye almış olan şeytan, Müslümanlara nazaran çok çalışmaktadır. Bu mecburiyeti anlayıp, ciddiye almak ciddiyetine sahip olması gereken Müslümanların; insanlık, hayat ve kulluk kalitelerini belirleyen esas unsurlardan birisi, şeytanla yaptıkları savaşın nitelik, nicelik ve sürekliliğidir.
Müslümanlar için, dünya hayatının, güvenlik konseptinin, eksen parametrelerinden birisi, şeytanla olan ilişkidir. Bunu iyi anlayabilmek, bütüncül ve kâmil bir yaklaşıma sahip olabilmek için, düşman hiyerarşisinin bütün kademelerine hâkim olmak gerekmektedir.
Şeytan ekolünü; önce insan ve cin şeytanları olarak tasnif edip, daha sonra; çömezleri, uzmanları, kurmayları ve şeytanın kendisi olarak kategorize etmek gerekmektedir.
Güvenlik hususunu da kapsayan özgün bir doktrin geliştirilmesi şarttır. Bunun bir başka eksen unsuru da hayatı; oyun ve övünme çerçevesinde mi, yoksa hakikat mertebesinde mi kabul edileceğine karar vermektir.
Hayatı, bu altın üçgen sınırları içerisinde ele alıp yaşamak; hayatı üretip inşa etmek demektir. Bu üçgenin ayakları eksik olursa ya da bu ayakların parametreleri farklı ise; böyle bir hayatı yaşamanın neticesi de hayatı israf ve imha etmek olacaktır.
Bu mevzu nereden çıktı, biz bunları zaten biliyoruz diyorsak. Sahibimiz Allah bize öğütleşmeyi, unutup ihmal ve ihlal ettiklerimizi hatırlatmayı emretmekte, bunun müminlere yarar sağlayacağını haber vermektedir.
Zariyat suresi 55; “Hatırlat! Çünkü gerçekten hatırlatma, müminlere yarar sağlar.”
Murat Sayımlar

Henüz yorum yapılmamış.