Sosyal Medya

Yazarlar

Umutsuzluğa kapılmak, umutsuzluğa düşürmek

Umutsuzluğa kapılmak yahut umutsuzluğa düşürmek. Muhtemelen aynı şiddette iki günahı ifade eden iki kavramdır, bunlar.

Yüzünü ağyardan çevirip yara dönmüşlerin; kimseden bir şey bekleyip ummayanların, hasbi olup rablaşmaya çalışmayanların, hakikati bilip, inanıp, Rabbe sığınıp dayananların işleyemeyeceği türden günahlar...

Yüksek ihtimal ya okuduğumuz ya dinlediğimiz ve nihayet halen şahit olduğumuz örnekler ile üzerinde tefekkür edeceğimiz umutsuzluğa kapılmak, umutsuzluğa düşürmek üzerine bir tefekkür yolculuğu yapmak elzem gözükmektedir. Günlük hayatın bize tekabül eden yansımalarıyla hemen her gün onlarcasını yaşadığımız hissiyatların tahribatının boyutunu bilemiyoruz. Bu çerçevede; öğrenen, öğreten ve olanlarından olmaya dikkat çekmek oldukça önemli ve hayat seyirlerimizde ana belirleyici farkındalıklara imkân üretebilecektir. İbrahim'den yana mıyız bir bakalım... 

Hz. Yunus'un ümitsizliğe düşüp, kavminden ayrılması hadisesinde, kaçımız Yunus’la özdeş bir hale sahiptir. Yani kaçımız, hakikati anlatmak için bilebildiğimiz her yolu deneyip te, sonuç alamayıp, artık ümitlerimizi tümüyle kaybedip, o kavmi terk etmekten başka çare bulamadık. Ya da kaçımız, Yunus'un bütün çabalarını boşa çıkartıp, ümitsizliğe düşürenlerle özdeş bir halde olduğumuzu hissediyoruz. Elbette Yunus'un kavminin de Yunus'un çabalarını boşa çıkarmasının, ümitlerini kaybedip, hakikati anlatmasından vazgeçmesini sağlamanın gerekçeleri vardı. Ancak ne bu gerekçeler Yunus'un kavmine haklılık sağladı, ne de Yunus'un ümitsizliği Yunus'u haklı kıldı. Fakat Yunus’la özdeş hissedemeyenler, dönüşünden sonraki usul ve sonuçlara ilişkin de fikir sahibi olamayacaklardır, muhtemelen.

Kendimizi, Taif’e, hakikati anlatmaya giden Resulle mi özdeşleştiriyoruz? Yoksa bunun önemini anlamayıp, bu çabaları boşa çıkartan Tariflilerle mi? Eğer, Resulle özdeşleştiriyorsak:

O’nun yalnızlığı, sabrı, beklentisizliği, Rabbe güvenmesi ve sığınması.

En zor ve sıkıntılı durumda bile fıtrat hükümlerinden zerre kadar taviz vermeyi düşünmemesi. Hiç umutsuzluğa kapılmaması ancak en zorlandığı anda, zayıflığını ve çaresizliğini O'na arz etmesi, bizlere çok tanıdık hal ve duygular gibi gözüküyordur.

Ya da Resule muhalefet edenlerle mi özdeşleştiriyoruz? Bu durumda; mevcut hale ilişkin olanların kabulü, savunulması, buna karşı yüzleşmeye davet edenlere muhalefet ve öfkemiz; akletmekten imtina, korkaklık, küçük hesaplar ve yönelimler; hakikati inşa yerine, orijinal olmayan hakikat tarifleri oluşturup, bunlarla kendimizi ifade etmek; yüzleşmekten, muhasebeden kaçınmak ve benzeri hal ve duygular daha tanıdık gelecektir.

Sıkıntılarından kurtulup, hakikat savaşı vermek için bir lider isteyenlerle mi? Talut'la mı? Allah duaya icabet edince, isyan ederek yerinde oturanlarla mı? Yasaklanan sudan içip yolda dökülenlerle mi? Yoksa bu imtihanlardan yüz akı ile çıkıp, köprünün karşısına geçenlerle mi özdeşleştiriyoruz, kendimizi? Ya da hiç sıkıntı duymayıp, yardım bile istemeyenlerle mi?

Yol arkadaşları tarafından iftiraya maruz kalmış, halini Rabbine arz etmiş ve tevekkül etmiş olan Aişe'nin haliyle mi özdeşlik kuruyorsunuz kendinizde? Yoksa zanna uyup adaleti tahakkuk ettirmeyen ve kampanyaya dâhil olanlarla mı? Birincisi ile özdeşlik kurabilmek için; dostum, yoldaşım dediklerinizin iftira kampanyasına maruz kalıp hasbunallahi ve ni'mel vekil deyip, sabretmiş olmanız gerekir. İkincisi ile özdeşlik kurabilmek için; Allah'tan korkmayıp, ahireti umursamadan; aslını bilmediğiniz hususlarda, bilmediğiniz sebeplerle iftira kampanyaları düzenlemiş ya da kampanyalara dâhil olmuş veya bu duruma duyarsız kalmış olmanın duygusu ve hali ile yüzleşmiş, sonra da ne helallik almış ne de tevbe etmiş olmamanız gerekir.

Kerbela'da, Hz. Hüseyin ve yanındakilerle mi özdeş duygulara ve hale sahipsiniz? Yoksa onlara kıyanlarla mı? Eğer Hüseyin diyorsanız; hayatı, hakikate feda etmeyi mükâfat günü, hüsnü-i hatime olarak görüyor ve hissediyorsunuz demektir. Kıyanların özdeşlikleri ise ancak jeopolitik menfaat ve riskler gerekçeleri ile ellerine mazlum kanı bulaşanların bilebileceği bir şeydir 

Ebrehe'nin ordusuna direnip, mücadele edenlerle mi? Yoksa develerinin peşinde olanlarla mı özdeşleştiriyoruz kendimizi. Eğer mücadele edenlerle diyorsanız; bugün Kâbe'nin sembolize ettiği değerleri yok etmeye çalışanları biliyor, onlarla mücadele etmenin formasyon ve icaplarına haiz, tek yüzlü, cesur, samimi ve sahici bir duruşa sahip olanların hallerinden de haberiniz var demektir. Korkak, meselesiz, duruşsuz, tavırsız, yönsüz, küçük hesapların peşinde, laf ehli pragmatistlerin hal, duygu ve gözlemleri ile daha çok, deve peşinde koşanlarla özdeşlik kurabilirler.

Adeta şeytani networkün güncel temsilinin üstlenmiş dünya sisteminin, Siyonist ayaklarınca, kahredici boyutta vatanları işgal edilip soykırıma maruz bırakılan Gazze savaşı bizim için ne ifade etmektedir? Sıcak savaşın bir cephesinde mevzilenmemiş olsam da niyet ve mesele edilmişliğimiz mazlumlardan yana mı zalimlerden yana mı? Yoksa umurlarımızda değil mi? Bugün şahit olduğumuz tarafların icra ettikleriyle umutsuzluğa uğramak ya da umutsuzluğa düşürmek bizde hangi durum, tutum, duruşa işaret etmektedir?

Zira her tercihin bir sonucu; her halin bir duygusu vardır. Lafın, iddianın, zannın bir hükmü yoktur. Eğer yüzleşme, şahitlerle ve şahitliklerle özdeşlik üzerinden yapılacaksa; illaki tercihlerin sonuçlarını ve sonuçların duygularını mukayese etmek lazımdır.

Henüz, herkesin ayrı bir âlem olduğunu; Allah'ın, âlemlerin Rabbi olduğunu; Rabbin, her an ve her işe dâhil ve müdahil olduğunu yakinen bilmeyenler/bilemeyenler ve gayrısından beklenti içerisinde olanlar ümitsizliğe düşebilirler. Kendisinden beklenti içerisinde bulunulanlar da bu beklentileri karşılamadıkları veya böyle bir emare göstermedikleri durumda, umutsuzluğa düşürebilirler

Bu durum, umutsuzluğa düşenler için, hamlık; umutsuzluğa düşürenler için, yanlış anlaşılmışlık, tanınamamışlık, gaflet, dalalet, ihanet, cehalet, liyakatsizlik, sorumsuzluk, bencillik, tembellik, farkında olmamak, yetersizlik, meselesizlik, duyarsızlık, umarsızlık, ilkesizlik, değersizlik, sorunlu olmak gibi anlamlara gelebilir. Anlarımızdaki hislerimiz, heyecanlarımız, korkularımız, dertlerimiz, sevinmelerimiz, üzülmelerimiz durduğumuz, bulunduğumuz yere dair, yönümüze dair bize yeteri kadar bilgi verecektir...

 

Murat Sayımlar

Henüz yorum yapılmamış.

* İşaretli tüm alanları doldurunuz.

Tasarım ve Kodlama BEYRİBEY BİLİŞİM