Yazarlar
Varlığın en zarif hâli: İhtimam Ahlâkı
Ben batanları sevmem demişti Azer’in oğlu. Nebiydi, tek başına bir ümmetti. Ben batanları sevmem demişti. Yol haritasını böyle seçmişti.
Batanları, yani kaybolup gidenleri değil hakikâti arayandı o.
Bir elime güneşi diğer elime ayı verseler bu davadan vazgeçmem demişti Abdulmuttalib’in torunu. Nebiydi, alemlere rahmetti.
Gaip olup gideni değil istikrarlı bir duruşla müstakim olanı seçmişti.
İki peygamber özetinde tevhidi yürüyüşün odağında kararlılık hakim. Rastgele değil özenli bir duruşla vahiyden beslenen bir istikamet.
Sahabiler sanki başlarında bir kuş varmış gibi dinlermiş rahmet peygamberini. Her duydukları ile kendilerini yeniden imar edenler, hakikate teslim olanlar. Kaybolup gitmeyenler iz bırakanlar onlar.
İhtimam nedir diye bir ödev verilir mi talebeye? Ben verdim bir gün, üstelik nelere ve kimlere gösteririz ilavesiyle soruyu büyüttüm birazcık. Lügatten hayatlarına iniş yaptı bir sabah ihtimam. Bir tutam birbirlerine, bir tutam sözlerine, bir tutam yüzlerine, bir tutam şuraya, bir tutam buraya derken mevzu genişledikçe genişledi. İhtimam ile görmeye, ihtimam ile düşünmeye, ihtimam ile ödev yapmaya, ihtimam ile kitap okumaya başladılar. Tefekkür yürüyüşlerinde ağaçlara selâm verip sarılıp kucakladılar. Öylesine içselleştirdiler ki içlerinden birisi yere düşen güle basıp geçtiler diye ağladı. Gülün yere düşmesi bir dert, önemsemeden üzerine basılması apayrı bir dert. Lakin hepsinden öte yere düşen güle basıp geçtiği için bir insan ardından dökülen gözyaşındaki asalet kurguyu yeni baştan inşa ediyor:
Birinci sahnede bir gül yere düşüyor.
İkinci sahnede bir adam önemsemeden üzerine basıp geçiyor.
Üçüncü sahnede adımları tek tek kaydeden bir çocuk yere düşen ve üzerine basılan gül için ağlıyor.
Son sahnede ise şehrin en uzağından koşarak gelen bir çocuk “yere düşen güle bastılar diye ağladı bir çocuk, bu dünya için küçük ama hassas kalpler için çok kıymetli bir gelişme; bugünden sonra huş ağacına selâm veren, kaldırıma doğru iniş yapan kumrunun hatırını soran, bir çocuğa gülümseyen insanlar görürseniz şükredin” dedi.
İhtimam ile bakmıştı çünkü Nebiyi muhterem Uhud dağına. İhtimam göstermişti misafirine, komşusuna, derdi olana. Kuşu öldüğü için üzülen çocuğu önemseyip ziyaretine gitmişti.
İçi daraldığında yola çıkıp ihtimamla birkaç Müslümana selam vermişti Hz. Ebu Bekir.
Bir mağarada mahsur kalan üç insanın hikâyesinde her biri yaptığı iyilikleri anlattıkça girişi kapatan kayanın ufak ufak açılması var ya işte ihtimamla o kayayı aralayacak iyilikler yapmalı ömür gelip geçmeden.
Kelâmi Mustafa Efendi’nin “ey gönül bakma cihâna gün gelir seyran gider, durma ağla gözlerim gel bu kafesten can gider” şeklinde başlayandokunaklı vurgusunda anlam bulduğu hâliyle eğer dağa, taşa, insana, özetle varlığa ihtimam göstermezsek ne olur sorusunun cevabı hayatın bizatihi içinde velhasıl.

Havva Bayram
Ocak 24, 2025 Cuma 13:30
Eğer dağa taşa ihtimam göstermezsek insan olma yolculuğu eksik kalır..