Sosyal Medya

Makale

İnsan Peygamber mi, Mitolojik Varlık mı?

Peygamber Muhammed Allah’ın selamı üzerine olsun; örnek alınması gereken bir karakterdir. Bunu bize Kelamullah söyler. O hayran olunmaktan ziyade örnek alınması gerekendir. Hayranlık duygumuz, hayran olduğumuzu bizden uzaklaştırıyor, gerçek mesajını sahih bir şekilde algılamamızın önüne geçiyor ve örnekliğini uygulamamanın yerine hayran olunana bir “sus payı”na dönüşüyorsa  buna tam anlamıyla hamakat denir. Bu hal insanoğlunun kendini kandırma temayülüne, bir hakikati başkalaştırarak üstesinden gelme zayıflığına, zaafına hizmet etmeye başlar. 

Bir tarafta;

-Yaşadığı toplumun en emini olmak,

-Hiç kimseye zulm etmeden bir hayat yaşamak,

-Her türlü haksızlığa karşı, kimden-kime karşı olursa olsun göğsünü siper etmek,

-Düşmanına bile adaletsizlikte bulunmamak,

-Kadınlara kendisi gibi insan, hak ve hukuk açısından eşit bakmak,

-Ticaretinde doğru olmak,

-Dostluğunda vefalı olmak,

-Savaşta bile aşırılığa kaçmamak,

-Komşusunun hak ve hukukuna riayet etmek,

-Canı kadar sevdiği akrabasının katiline bile merhamet edip onu bağışlamak,

-Ribanın kaldırılmasına önce kendi yakınlarından başlamak,

-Haksız yere zenginleşen arkadaşlarının mallarını bir anda sıfırlamak, bunu defalarca yapmak,

-Bir beldeye girişini,  190 aileyi kardeş ilan edip, ilk iş olarak bunu duyurmak,

-Devrin kodamanın, “Davetini kabul edersem bana ne var?” sorusuna; “Köle Bilal’e ne var ise sana da o” demek,

-Kızına, “Ben baban olarak sana bir şey yapamam. Ahiretini Allah’tan satın almaya bak.” demek,

-İlettiği davete icabet edenlere “Vallahi bana ve size yarın ne yapılacağını bilmiyorum” diyerek, Allah’tan başka kimseden bir beklentiye girmemek gerektiğini kesin bir dille ifade etmek,

-Yağan yağmura abasını tutup, yağmura hitaben, “Vallahi senin Yaradan ile sözleşmen benimkinden daha taze” demek, diyebilmek,

-Kabenin anahtarları vazifesini, bir müşrik olandan alıp, arkadaşlarına ve akrabalarına vermeyerek, ehliyet ve liyakatı önemsemek,

-”Arap olanın arap olmayana, arap olmayanın arapa  üstünlüğü yoktur. Üstünlük sorumluluk bilincindedir.” demek suretiyle her türlü ayrımcılığı, ırkçılığı ayakları altına almak,

-İçkili halde mescide gelip, oraya kusan, hatta oraya def’i hacette bulunan birine yönelerek; “seni münafık” diye tariz eden en yakın arkadaşına: “Sana onun münafık olduğunu kim söyledi? O Allah ve Resulünü seviyor.” diyerek, o arkadaşıyla günlerce bu tavrından ötürü konuşmamak,

-Yönettiği topluma kendisinden sonra,  bir halef tayin etmemek,

-Size saldırmadıkları müddetçe başkasına saldırmayın diyerek, yaşamı boyunca hiç bir saldırı savaşına katılmamak, buna müsaade etmemek,

-Ezilmişleri, horlanmışları, köleleri, yetimleri, öksüzleri, yolda kalmışları, yeryüzünün varisleri kılmak için mücadele etmek,

-Kendisine iman etmemiş lakin  adil Habeş Kralının cenaze namazını gıyaben kılmak, kendisine iman etmiş görünen Abdullah bin Selül’ün namazını kıldığı için uyarılmak,

-Medinede iki mescid inşa edip bir tanesini de yıkmak,

-Kendisini taşlayarak memleketlerinden kovanlara bile beddua etmemek, ıslahları için dua etmek,

-Canına kast edip kendisini öz vatanından hicret etmek zorunda bırakanların, emanetinde olan mallarını sahiplerine iadesi için amcaoğlunu yerinde bırakıp öyle gitmek, 

-Bir avuç mü’mini yok etmek üzere Medine yakınlarına kadar gelen müşrik ordusu ile karşılaşmalarında, savaş öncesi yapılan düelloya, ordusunda onlarca Mekkeli ve Medineli varken en yakınlarını, amcasını ve iki amcaoğlunu çıkarmak,

-Yöneticisi olduğu Medine Site Devleti çatısı altında yaşayan Müslim, Musevi, İsevi, Müşrik vb. onlarca farklı kesim ile bir toplumsal sözleşme yapıp, her kesimin hakkını hukukunu garanti eden adalet eksenli bir yönetim anlayışı ortaya koymak, yaşadığı sürece bu sözleşmeye bağlı kalmak,

-İstişareye verdiği ehemmiyet gereği, katılmadığı kararları bile uygulamak,...

Ve daha yüzlercesini hatırlayabileceğimiz güzel örnekliğe kaynaklık edebilecek, etmesi gereken bir karakter...

Öbür tarafta;

Bizlerden bunların onda birini yapmadan bu güzel örnekliğin yerine cübbesini, hırkasını, asasısını, sakalını, çarığını kutsayıp olabilecek en üst düzeyde bir mit yaratmak...

Onun misyonu yerine ikame ettiğimiz şeyler, aynı zamanda ondan kendimizi mahrum bıraktığımızın bir itirafı olmasın mı?..

Kendimizi avutalım derken, hem dünyayı hem de ukbayı kaybetme tehlikesini kendi ellerimizle yaratmış olmuyor muyuz?..

Yaratıcı Kudret’in bize güzel bir örnek diye takdim ettiği şahsiyeti, kendi heva ve hevesimizin “kurbanı” ettiğimizi, yine ona ait olan doğal şeylerle yaptığımızı niçin fark edemiyoruz? 

Maalesef insan hep kendi nefsine ağır gelenin zıddını yapmakla malüldür. Yukarıda sıraladığımız yaşam kodlarını uygulamak, şimdi ve buradamıza taşımak yerine, bir kaç salavat, bir camiye gitmek, sakalı şerif ziyareti yapmak, hırkasına dokunmak daha kolay ve daha zahmetsiz geliyor. İyi ama bu ikame uygulamalar ondan önce zaten vardı. O nun geliş amacı mitleştirilen kişilerin yerine kendi adını geçirmek miydi sadece?..

Adı anıldığında gözyaşları içinde boğulmak, hıçkıra hıçkıra ağlamak...

Bu gözyaşlarının, ağlamaklı hallerin sebebi  yok ettiğimiz bir peygamber misyonuna verilen birer “rüşvet” olmasın mı?

Bu gözyaşları, zımnen kendimize bile söylemeye cesaret edemediğimiz hali pür melalimiz için olmasın mı? 

Vallahi, eşimizle, çocuklarımızla, komşumuzla birlikte yaşamakta olduğumuz insanlarla, düşmanlarımızla, dostlarımızla, hayvanlarla, bitkilerle, tabiatla, alttakilerle, üsttekilerle kurduğumuz münasebet, Resulü Ekrem’in aynı konudaki münasebetiyle mutabakat arz etmediği müddetçe, onu yad etmiş olmayız, olamayız.

İkame uygulama ve etkinliklerimiz, kısa vadede bizi rahatlatabilir. Lakin hakiki manada boğazımızı sıkmaya devam edecektir. 

Mesut olmak, hakiki manada ona müntesip olmaktan geçer. 

Şimdisinde mesut olmayanın gelecekte mesut olması bu manada olası değil.

Onun güzel örnekliğinden ziyadesi ile istifade edenlerden olalım inşaallah.

Veselam.

Henüz yorum yapılmamış.

* İşaretli tüm alanları doldurunuz.