Sosyal Medya

Makale

Kurbiyyet İçin Kurban

Muhterem Okur!

Bu yazımız, muhteşem bir tevaffuk ile Kurban(Hac) Bayramını idrak ettiğimiz günlere isabet etti. Bundan ötürü Allah’a hamd ediyor, şükrediyorum.

Kur’an-ı Kerim’de varolan bilgilere göre ilk “kurban” tecrübesi Hz. İbrahim zamanına uzanmaktadır. Allah’a oğlu olması için yakaran Hz. İbrahim’in “oğlu olması halinde onu Allah’a kurban edeceğini” söylemesi üzerine kendisine yapılan büyük bir imtihan olarak karşımıza çıkmıştır ilk “kurban”. Kur’an-ı Kerim’de bu olay şöyle tasfir edilmektedir:

 

İbrahim ‘Ey Rabbim, bana iyilerden (bir oğul) ihsan et’ dedi. Biz de kendisine yumuşak huylu bir oğul müjdeledik. Oğlu yanında koşacak çağa gelince, ‘Ey oğlum, ben seni rüyamda boğazladığımı görüyorum, bir düşün, ne dersin?’ dedi. (İsmail) Babacığım, sana ne emr olunuyorsa yap. İnşaallah beni sabredenlerden bulacaksın.’ dedi. Her ikisi de Allah’a teslim oldular (Allah’ın emrine boyun eğdiler). İbrahim, oğlunu şakağı üzerine yatırdı. Biz de ona şöyle seslendik: ‘Ey İbrahim, rüyana gerçekten sadakat gösterdin, şüphesiz ki bu apaçık bir imtihandı.’ Dedik ve ona (İsmail’e karşılık ) büyük bir kurbanlık fidye verdik. Kendisine sonradan gelenler için de iyi bir nam bıraktık. Selam olsun İbrahim’e. İşte biz iyilik yapanları böyle ödüllendiririz. Çünkü 0, bizim mümin kullarımızdandır.”

 

Görüldüğü üzere, Hz. İbrahim oğlu yerine kendisine gönderilmiş olan kurbanlık hayvanı kesmiştir. Böylelikle de Allah için “insan kurban etmek” gibi kötü bir alışkanlığın önüne geçilmiş, Allah için “kurban kesmek” adeti de günümüze kadar ulaşmıştır.

 

Kurban Bayramı kaynaklarımıza göre ilk kez 624 yılında Medine’de, Hz. Peygamber’in müslüman cemaate kıldırdığı “ilk kurban bayramı namazının” ardından vermiş olduğu hutbede kurban kesmenin faziletlerinden bahsetmesi, Allah’a adanarak kesilecek kurbanın kazandıracaklarını açıklaması ile beraber kutlanmıştır. Bu tarihten sonra da bu gelenek bayram şeklinde süregelmiştir. Hz. Peygamber’in kendisi de ilk Kurban Bayramı’nda 2 kurban kestirmiştir. Bunlardan bir tanesinin duasını: “Allah’ım! Bu senin birliğine ve senden bana gelenlere şehâdet eden bütün ümmetim namınadır.” şeklinde yaparken diğerinin duasını: “Allah’ım! Bu da, Muhammed ve Muhammed’in ev halkı içindir.” şeklinde yapmıştır. Bu da aslında kurbanın hem toplumsal hem de bireysel bir yön taşıdığına en güzel örnektir.

 

Kurban Bayramı, müslümanlar tarafından Hicri Takvime göre Zilhicce ayının onuncu gününden itibaren dört gün boyunca kutlanan bir dini bayram olarak da tanımlanabilir.

 

Bayramlar, İslam milletinin hayatındaki özel ve önemli günlerdendir. Bayramlar, soysal dayanışma, karşılıklı sevgi ve hoş görü ile saygının tesis edildiği özel günlerdir… Her yıl tekrarlanmakta olan ve ömrü olanların şahit olduğu bu bayramlarda, kendine has çeşitli programlarla kutlama etkinlikleri düzenlenmektedir. Bayram namazı kılmak, kurban kesmek ve kurban etlerini paylaştırmak, akraba, komşu ve hasta ziyaretleri yapmak bunlardan bazılarıdır.

 

Yıl boyunca hayatın yoğunluğunda yorulan insanlar, ihmal ettikleri eş, dost ve yakınlarına kavuşmakta, onlarla dertleşmekte, birkaç günlüğüne de olsa duygusal ve manevi bir nefes alma imkanı bulmaktadırlar. Bayramlar bu şekilde hayatın yorucu temposuna bir soluk aldırmaktadır. Topluca bir dinlenme ve eğlenmenin yanısıra, hasta ve yaşlı ziyaretleri ile yıl içinde ahirete yollanan insanların eksiklikleri bayramlarda fark edilmekte ve hayatın faniliği bir kez daha hatırlanmaktadır.

 

Gelişen teknolojiye rağmen insan bedeni ve zihninde meydana gelen ezici yorgunluk ve teknolojiyi doğru kullanamamanın getirmiş olduğu duygu kaybı, ancak; bayramlar gibi özel zamanlarda yumuşayarak coşkuya dönüşmekte böylelikle duygusal ve ruhi derinlik yakalanabilmektedir. Kurban kesmek geçmiş ümmetlerde de vardır. Cenab-ı Hak Hz. Adem (A.S)’ın çocuklarını anlatırken, onların kurbanlarını Allah’a takdim ettiklerini, birinin kabul edildiğini, öbürünün ise kabul edilmediğini ; “Bir de onlara Adem’in iki oğlunun başından geçen olayı hakkıyla oku! Hani ikisi, birer kurban sunmuşlardı da birininki kabul edildi, diğerininki edilmedi. Bu: “Ben seni kesinlikle öldüreceğim!” dedi. Diğeri: “Allah, ancak kendisinden korkanlarınkini kabul buyurur.” şeklinde Kuran-ı Kerimde bildirilmektedir.

 

Bayrama ait diğer görevlerimize gelince; kurban kesemeyenlere kurban eti dağıtmak, yetim ve öksüz kalpleri okşamak, dargınlıkları unutmak, hasta ve yaşlıları ziyaret ederek yalnızlıklarını paylaşmak, düşkün ve yaşlıların ihtiyaçlarını karşılamak, bayramlarını kutlamak ve onların gönül yaralarını sarmak bu günlerde daha da bir önem kazanmaktadır. İçinde yaşadığımız bilim ve teknoloji çağının karşımıza çıkardığı şartlar, insanlarımızın hayatlarındaki yolculuğu da büyük ölçüde değiştirmiş, olaylara bakış açılarında çeşitlilik ve farklılıklar meydana getirmiştir. Bayramların bayram havasında kutlanmak yerine tatil yörelerinde bir izin olarak geçirilmesi buna en çarpıcı örnektir. Bunun sonucu olarak da, geleceğimizin de teminatı olan çocuklarımız ve yeni yetişen nesil, bayramların önemi kavramaktan ve ruhunu yakalamaktan uzaklaşmaktadır.

 

Bu nedenlerle bayramlar; ister dini, ister iktisadi, ister sosyo-kültürel boyutlarıyla değerlendirilsin, hepimiz için farklı anlamlar taşımasının yanında, netice olarak olumlu sonuçlar ifade etmektedir. İnsan ilişkilerine çeşitli renklilik ve değer katan bayramlarımız; içinde bulunduğumuz sosyal, kültürel ve tarihi yapıya katkı sağlamak açısından büyük bir önem taşımakta ve toplumumuz için bir ibadet olmanın yanısıra aynı zamanda bir moral kaynağı da olmaktadır.

 

Bayramla ilgili üzerinde durulması gereken en önemli konu, bugünkü koşullarda kutlanan bayramların, eski bayramlardaki kadar sevinç ve coşkuya dönüştürülememesi hususudur. Çünkü; yeryüzü ve özellikle de yakın çevremiz, insanlık adına her türlü ilkellik içinde, insanlık ve insaf dışı muamelelerle sürdürülen savaşların yapıldığı günleri yaşamaktadır. Bu bayramı da vesile bilip biraz daha insafa gelerek, insana hayvan kadar değer vermeyen anlayışların yeryüzünü ne hale getirdiğini görmeliyiz. Çünkü bu vahim durumu, ruhumuzun derinliklerinde hissetmek insani bir zorunluluktur. İslam ve insan olmak bunu zorunlu kılmaktadır. Kurban kesmeyi eleştirmek yerine asıl kınanması gerekenin, bu kanlı katliam tabloları olduğu bilinciyle hareket etmek her vicdan sahibi üzerine bir borçtur.

 

 

Kur’an-ı Kerim de Kurban İbadetine Dair Bazı Ayetler:

 

“Onlara, Adem’in iki oğlunun haberini gerçek olarak anlat: Hani birer kurban takdim etmişlerdi de birisinden kabul edilmiş, diğerinden ise kabul edilmemişti. (Kurbanı kabul edilmeyen kardeş, kıskançlık yüzünden), ‘And olsun seni öldüreceğim.’ dedi. Diğeri de ‘Allah ancak takva sahiplerinden kabul eder.’ dedi…” (Mâide 5/27)

 

“De ki: Şüphesiz benim salatım, kurbanım, hayatım ve ölümüm hepsi âlemlerin Rabbi Allah içindir.” (En’ âm 6/162)

 

“Biz, her ümmete hayvan cinsinden kendilerine rızık olarak verdiklerimiz üzerine Allah’ın adını ansınlar diye- kurban kesmeyi gerekli kıldık. İmdi, İlahınız, bir tek İlah’tır. Öyle ise, O’na teslim olun. O ihlaslı ve mütevazı insanları müjdele!” (Hac 22/34)

 

“Biz, büyükbaş hayvanları da sizin için Allah’ın işaretlerinden kıldık. Onlarda sizin için hayır vardır. Şu hâlde onlar, ayakları üzerine dururken üzerlerine Allah’ın ismini anınız. Yan üstü yere düştüklerinde ise, artık onlardan hem kendiniz yiyin hem de ihtiyacını gizleyen/gizlemeyen fakirlere yedirin. İşte bu hayvanları biz, şükredesiniz diye sizin istifadenize verdik.” (Hac 22/36)

 

Netice Itibariyle şunu rahatlıkla söyleyebiliriz: Son vahiy olan Kur’an-ı Kerim, bize sürekli unuttuklarımızı hatırlatmakta, keseceğimiz kurbanların ne etinin ne de kanının Allah’a ulaşamayacağını, ancak, Allah’a ulaşacak olanın bizim takvamız yani sorumluluk bilincimiz olduğunu kat’i bir dille ifade etmektedir. Kurban ibadeti emri ile bize, yetimi, miskini, yolda kalmışı, her türlü ihtiyaç sahibini, özgürlüğü kısıtlananı, mazlumu, tekraren hatırlatmakta, onlara karşı duyarlı olmamız gerektiğini ısrarla emretmektedir. Bu emirlere itaat etmemiz umulurki, Yarada’a yaklaşmamıza, yakınlaşmamıza (kurbiyyet) vesile olur. 

 

Çok anlamlıdır ki, Kur’an-ı Kerim’in verme ile ilgili emirlerinin geçtiği ayetlerin nerdeyse tamamında, “Allah” lafzı yerine, “halk” ya da yukarıda arzetmeye çalıştığımız, toplumun “dezavantajlı kesimleri” lafzını kullandığımızda, emr anlamından hiç bir şey kaybetmiyor. Bilakis ,bu emirlerden, Murad-ı İlahi daha rahat anlaşılır hale geliyor.

 

Allah Teala, sizde artanı olmayana vermekle bana yaklaşırsınız diyor.  

 

Kurbiyyet için bırakın kurban kesmeyi, diğer bir deyimle maldan vermeyi, irfan ehli canını vermeye hazır. Aşağıda bir beytini alıntıladığımız Seyda Ahmet Ciziri’nin dediği gibi…

 

‘İd e’w hebibé nezre lé yan dé bi qurban bé Melé

Ya Reb bibınim roj hilé sikkın di dest qessabı da.

 

Nezretti sevgili bayramda kurban diye Melayı

Ya Rab, görür müyüm gün doğarken elinde bıçağı ile kasabı.

 

Kurban(hac) Bayramının, ötekiyle, ihtiyaç sahipleri ile yakınlaşmamıza vesile olmasını niyaz ediyor, sıhhat ve afiyetler diliyorum.

Henüz yorum yapılmamış.

* İşaretli tüm alanları doldurunuz.