Sosyal Medya

Makale

Kimin Her İstediği Olmaz

İnsanın her isteğinin gerçekleşmesi elbette mümkün değildir. Bu anlamda bağlamın siyak-sibak olarak anlam seçiminde oynadığı rol açısından oldukça önemli bir örnek de şu ayettir:

اَمْ لِلْاِنْسَانِ مَا تَمَنّٰى

“Yoksa insan, her arzu ettiği şeye sahip mi olacaktır?” (1) ayetinden ilk bakışta insanın her istediğinin olmayacağı anlamı çıkar. Bir insanın her istediğinin olması mümkün de değildir. Buradan hareketle insan sabretmesini, hırslarına hâkim olmasını bilmeli ve doğru yoldan ayrılmamalı, yani kişi her istediğinin olmayacağını bilmeli ve ona göre davranmalıdır. Fakat bu ayetin önü ve arkası itibariyle içinde bulunduğu bağlam dikkate alındığında en azından meselenin muhatapları açısından bu anlamların çıkarılabilmesi doğru değildir. Tek başına ayetten anlaşılma ihtimali bulunan bu ve benzeri manaların ayetin bağlamıyla ilgisi yoktur.

Mekke’nin ilk tebliği yıllarında Necm suresinin indirildiği dönemde müminlere “Her istediğiniz gerçekleşmez.” demek, moral bozmaktan ve ümit kırmaktan başka bir işe yaramaz. Dolayısıyla burada muhatap onlar değil, arzularını otorite edinen müşriklerdir.

Ayetin bağlamından koparılarak kendisine kazandırılan mananın doğru olması insanı yanıltmamalıdır. (2) Nitekim burada sözün bağlamı, ayete ilk bakışta anlaşılandan başka bir anlam yüklemektedir. Ayetin içinde bulunduğu bağlam; müşriklerin Lat, Menat ve Uzza adlı putlarına taktıkları isimler ve yükledikleri anlamlarla ilgilidir. (3) Onlar, bu sembollerle Allah’ın kızları kabul ettikleri melekleri kastetmektedirler. Bu meleklerin kendilerine şefaat ederek kurtaracaklarını düşünerek suç işlemeyi meşru görmektedirler. Ayet ise bunun bir zan ve hayal olduğunu ifade eder. Meleklere dişi isimleri verenlerin ahirete inanmayanlar olduğunu söyleyerek onların sorumluluktan kaçmak adına böyle sinsice davrandıklarını açıklar. Allah hakkında dile getirilen bu türden beklentilerin boşa çıkacağından bahseder. Devamında “Onun için sen bizi anmaktan yüz çeviren ve dünya hayatından başka bir şey istemeyen kimselere yüz verme.”(4) denilerek onların asıl maksatları dile getirilir. Zanlarına uyarak melekleri dişi ilan eden bu insanların ahireti inkâr etmesi, bu tutumlarıyla bir menfaatin, dünyevî bir hesabın peşinde olduklarını anlatır. İşte her arzu ettiği şeye sahip olamayacak denilirken kastedilen de bu hesaptır. (5)

Öyleyse ayet, “Yoksa insan, kendi uydurduğu putları ve onlar hakkındaki zanları peşinde koşarak sonuçta mutlu olacağına dair her temenni ettiği şey gerçekleşir mi sanıyor?” anlamında olmalıdır.

Vahye rağmen insanın gaybı şekillendirme çabalarını kabul etmeyen bu yaklaşım, müşriklerin kurguladıkları senaryoyu reddeder. Bunun gerçekleşme imkânı olmadığını ve böyle düşünmeye devam ettikleri sürece kurtulamayacaklarını anlatır. Dikkat edilirse buradaki temenniler, herhangi bir insanın beklentileri değildir. Vahyi göz ardı eden insanların zandan öteye geçmeyen kuruntuları veya kurgularıdır. Ayrıca aynı surenin “İşte onların erişebilecekleri bilgi budur. Şüphesiz ki senin Rabbin, evet O, yolundan sapanı daha iyi bilir; O, hidayette olanı da çok iyi bilir.”ayetinde İşte onların erişebilecekleri bilgi budur.” ifadesi, müşriklerin meleklerin Allah’ın kızları olarak kendilerine şefaat edecekleri konusundaki zanlarına işaret eder. Ancak bu türden gayba dair bir çıkarımın ilim olarak nitelenmesi kendi içinde bir küçümseme taşır. Dolayısıyla müşriklerin dünya hayatından başka bir şey istememeleri konusuna da bir atıf yapar. Böylece onların asıl amaçlarını ortaya koyar. Onların tek isteği dünyadaki servetlerini korumaktır. Gayba dair tasavvurları da bu işe yaramaktadır. (7) Buna göre müşrik zihnin uydurduğu bu tasavvurlar ve bu çerçevede oluşturulan beklentilerinin gerçekleşmesi asla mümkün değildir. Ayet, insanın put edinerek oluşturduğu batıl zanları peşinde koşarak başarılı olamayacağını dile getirir.

Dipnotlar:

  1. Necm suresi, 24. ayet. (Diyânet Vakfı Meali).
  2. Sözün doğru olması ihtimaliyle bunu vahyin bir ilke hâlinde vaz etmesi arasındaki farka dikkat edilmelidir.
  3. Bu ayetle ilgili olarak İbn Kesîr, herhangi bir şeyi sevip isteyenin onu elde edemeyebileceğini ifade eder ve sadece Ahmet b. Hanbel’in rivayet ettiğini belirterek şu hadisi nakleder: Ebu Hureyre’nin naklettiğine göre Allah Resul’ünün şöyle buyurduğu rivayet edilmiştir: “Sizden birisi bir şey temenni ettiği zaman ne temenni etmekte olduğuna bir baksın. Şüphesiz o umduğundan kendi lehine ne yazılmış olduğunu bilemez.” (İbn Kesîr, Tefsîru’l Kur’ani’l-Âzîm, c. 7, s. 433.) Bu rivayetle her şeyin Allah’ın elinde bulunduğu anlatılmak istenmesine rağmen meselenin hadiste işaret edildiği şekliyle kader/yazı/yazgı gibi hususlarla ilişkilendirilmesi doğru değildir. Ayetle ilgili olarak yapılan diğer açıklamalar da şunlardır: “İnsan aralarında kız çocuğu olmaksızın bütün çocuklarının erkek ol­masını mı ümit eder?”, “İnsana cezalandırılmaksızın umduğu her şey mi var?”, “İnsana peygamberliğin yalnızca kendisine veri­lerek başkasının ondan herhangi bir pay sahibi olmaması şeklinde umdu­ğu her şey mi var?”, “İnsana putların şefaat edeceği şeklinde umdu­ğu her şey mi var?” (Kurtubî, El-Câmi’u Li-Ahkâmi’l-Kur’an, c. 16, s. 462, 463.); Bu açıklamalara şunları da eklemek gerekir: 1) Onlar, kendileri için bir şefaat olmadığı halde, bir şefaat beklentisi içindedirler. 2) Bu onların, Eğer kendisine dokunan bir zarardan sonra biz ona bir rahmet tattırırsak: ‘Bu benim hakkımdır; kıyâmetin kopacağını sanmıyorum; (kıyâmet kopsa da) Rabbime götürülmüş olsam bile muhakkak O’nun yanında benim için daha güzel şeyler vardır.’ der…” [Fussilet suresi, 50. ayet. (S. Ateş Meali)] şeklindeki sözleridir. 3) AyetteVelid b. Muğîre ile ilişkilendirilen, Ayetlerimizi inkâr edip: ‘Bana mal ve evlat verilecek.’ diyen adamı gördün mü?”[Meryem suresi, 77. ayet. (S. Ateş Meali)]şeklindeki sözüdür.  Ayrıca burada ayetin “Gerçekten erkekler sizin, dişiler O’nun mu? Yoksa sizler, kendileriniz için arzu ve temenni ettiğiniz şeyi mi ayırıyor, kendinize veriyorsunuz?” anlamına gelebileceği belirtildiği gibi ayetin “İnsan, heves ettiği her şeyi tanrılaştırıp temennisine ve arzusuna göre ibadet edebilir mi?” şeklinde anlaşılabileceği üzerinde de durulmuştur.(Râzî, Mefâtihu’l-Gayb, c. 20, s. 520, 521.).
  4. Necm suresi, 29. ayet. (Diyânet Vakfı Meali)
  5. Mesela “Demek erkek size, dişi O’na öyle mi? O zaman bu, insafsızca bir taksim!” (Necm suresi, 21, 22. ayetler. Diyânet Vakfı Meali) ayetinde müşriklerin melekleri kız olarak Allah’a ait kıldıkları anlatılır. Müşrikler diri diri gömerek öldürdükleri kız çocuklarının da bu şekilde melek olup Allah’a gittiğini söylerler. Bilindiği gibi Tekvir suresinde dile getirilen bu kötülük, toplumun ileri gelenlerinin kayıtsız kaldığı toplumsal bir suçtur. Yani bu sosyal ve ekonomik eşitsizliği, zengin-fakir ayrımındaki uçurumu, mele ve mütreflerin toplumsal sorunlar karşısındaki vurdumduymazlığını akla getirir. Mevcut yapı sürekli olarak servet ve iktidarı elinde bulunduranları destekler. Mazlum ve mağdur üretir ve onları oyalayıp avutur. İşte müşrik zihinde üretilen melek tasavvurları, şefaat beklentileri ve diğer gayba dair zanlar, bu puslu havanın sonuçlarıdır. Vahiy, bu sahte ve sanal din söylemlerinin ipliğini pazara çıkarır. Alıcısı olmasın diye de bu tasavvurların sonuçlarını düşünmeye davet eder.
  6. Necm suresi, 30. ayet. (Diyânet Vakfı Meali)
  7. Ayetin öncesi bu anlamın daha doğru olduğunu şu ifade ile gösterir; “Onun için sen bizi anmaktan yüz çeviren ve dünya hayatından başka bir şey istemeyen kimselere yüz verme.” (Necm suresi, 29 ayet. Diyânet Vakfı Meali).

Henüz yorum yapılmamış.

* İşaretli tüm alanları doldurunuz.

window.dataLayer = window.dataLayer || []; function gtag(){dataLayer.push(arguments);} gtag('js', new Date()); gtag('config', 'UA-57160306-1');
window.dataLayer = window.dataLayer || []; function gtag(){dataLayer.push(arguments);} gtag('js', new Date()); gtag('config', 'UA-57160306-1');