Sosyal Medya

Makale

Adalet-Zulüm Diyalektiği 2

''Kendilerine imkan verildiğinde yeryüzüne adaleti ikame eder, barışı/selamı/salatı/paylaşmayı yayarlar.''(Kur-an'ı Kerim).

''Adil hükümdarın/yöneticinin uykusu, abid'in nüsukusundan evladır.''(Resul-i Ekrem).

''Adil, gayr'ı müslim hükümdara itaat; müslim lakin zalim hükümdara itaatsizlik vaciptir.''(İmam Ebu Hanife).

Muhterem Okur,

Geçen haftaki yazımızda, adalet-zulüm diyalektiğinin daha çok psiko-sosyal boyutunu işlemiştik. Birincisinde yazmaya gayret ettiğimiz konunun, bu yazıda ekonomik boyutunu işlemeye çalışacağız.

Kadim insanlık tarihi incelendiğinde, yaşanan bütün olumsuzlukların temelinde mülk/mal/servet/iktidar çokluğu kavgasının yattığını görmekteyiz. Bu kavga yaradılışta birbirine kardeş/eş/denk olan insanı hasım haline getirmiş, fıtri müsavatı galibin lehine mağlubun aleyhine bozmuştur.

Günümüz dünyasında cari ekonomik sistemlerin başını çeken kapitalizme göre mal/servet, sermayedar/müteşebbisindir. Bu sistemin alternatifi olarak ortaya çıkan komünizme göre ise devletindir. Bir bütün olarak insanlar düşünüldüğünde mal/servetin sermayedar/müteşebbisin olması ifrat, devletin olması ise tefrittir.

Sermayenin devlette, bir ya da birkaç kişide toplanması, bu zümrelerin dışında kalan kesimlerin mahrumiyeti sonucunu getireceği tabiidir. Diğer bir ifade ile, biri ya da birilerinin zenginleşmesi, diğerlerini mutlaka yoksullaştırır.

Mesele bu zaviyeden irdelendiğinde, her çeşit inancın, kutsalın ve ortak insanlık değerlerinin bu ekonomik kavgada araçsallaştırıldığı da bir olgu olarak görülecektir.

Mutlak Adalet hitabı da diyebileceğimiz Kelemullah'a baktığımızda bambaşka bir durumla karşılaşıyoruz. Kelamullah'ın ilk emri bilinenin aksine, Kelime-i Tevhid değil Lehul Mülk'tür. Yani mülk/mal/servet Allah'ındır. Allah'ın mala, mülke, servete ihtiyacı olmadığını bildiğimize göre burada ifade edilmek istenen mal/mülk/servet halkındır oluyor.

Kelamullah'ın sadık ve biricik mübelliği olan ve  o güne kadar yaşadığı Mekke toplumunda sevilen, sayılan, güvenilirliği herkesçe kabul edilen Resul-i Ekrem'in, o toplumca bir anda düşmanlaştırılmasının asıl sebebi bu ifadedir. 

Mülk ne sermayedarın ne de devletin/yönetici tabakanındır. Mülk Allah'ın/halkındır. Bilahare gelen ayetler bu durumu daha net bir şekilde beyan etmektedir.

''Kişinin emeğinden/çabasından/çalışmasından öte hakkı yoktur.''

''Servet/zenginlik bir zümrenin elinde dönüp dolaşan bir metaya dönüşmesin.''...

Resul-i Ekrem'e ''İslam'a girersem bana ne var?'' diye soran Mekke sitesinin en büyük oligarkı diyebileceğimiz Muğire oğlu Velid'e; ''Bilal'e ne varsa sana da o.'' cevabı, ilahi emirlerin nebevi pratiğine işaret eder.

Resul-i Ekrem'in ve onun sadık takipçilerinin bu konuya olan hassasiyetleri ve Murad'ı İlahi'ye uygun geçirilen hayatlarından bir kaç örneğe yer verecek olursak:

- 23 yılı vahiy rehberliğinde olmak üzere bu dünyada geçirilen 63 yıllık yaşamın sonunda, evine aldığı buğday karşılığında savaş zırhı bir Yahudi tüccarda rehin duran, dolayısıyla herhangi bir miras bırakmak bir yana borçlu vefat eden bir peygamber/lider/yönetici...

-Birinci halife Hz. Ebubekir dönemin zenginlerinden idi. İki yıllık halifeliğinden sonra vefat etti. Resül-i Ekrem ile yaşıttı. Kefenini kızı Hz. Aişe bir tüccardan borç almak sureti ile temin edebildi. İkinci halife Hz. Ömer hakeza...           

- Dördüncü halife Hz. Ali vefat ettiğinde geride bıraktığı "ev eşyası" Hz. Fatıma ile evlendiğinde alınan birkaç yatak, birkaç kilimden başka bir şey değildi...

Bu konular bazı okurlara abartılı gelebilir lakin siyer kitaplarının, Hayat-ı Sahabe eserlerinin tamamı bu konuda hemfikirdir.

Vesselam.

Henüz yorum yapılmamış.

* İşaretli tüm alanları doldurunuz.