Sosyal Medya

Makale

Filistin için yeni girişim ihtiyacı

İsrail hükümetinin Gazze sınırındaki Filistinlilerin üzerine ateÅŸ açması ve onlarca insanı öldürmesi, evrensel hukuka göre insanlığa karşı suç. Üstelik bu suç, baÅŸka bir devletin sivil vatandaÅŸlarına yönelik bir saldırı kapsamında ele alınmayı da gerektirmiyor. Çünkü İsrail, Filistin’i ayrı bir devlet olarak görmediÄŸinden Filistinlileri de ayrı bir ülke yurttaşı olarak tanımlamıyor. 

O zaman İsrail kendi egemenliÄŸi altındakileri öldürüyor demektir. Ancak İsrail yönetimi meseleyi farklı bir fiili çerçeveye koyuyor. Bölgedeki toprakların hukuki sahibi İsrail, ama bu topraklarda yaÅŸayan herkes İsrail yurttaşı deÄŸil. 

Bu durumda tüm Filistinliler “yok hükmünde” sayılmıyorlar ise bir tür mülteci gibi görülüyorlar denebilir. Gazze mülteci kampı muamelesi gördüğüne göre, sınıra gelenler kamptan kaçmak isteyenler olarak deÄŸerlendiriliyor ve onları vurmak da, tıpkı hapisten kaçma eyleminde olduÄŸu gibi normal ve meÅŸru bulunuyor. 

EÄŸer Filistinliler bir tür mülteci gibi görülüyorlarsa, nereden gelmiÅŸ ve İsrail’e sığınmış olabilirler acaba? BaÅŸka bilinen bir vatanları olmadığına göre, diÄŸer bir gezegenden gelmiÅŸ olmalılar. 

  

İsteyen istediğini yapabilir mi?

İsrail’in Filistinlileri hukuken nasıl tanımladığı açık olmadığından, insancıl hukukun neresinden hareket edileceÄŸinin önü kapatılmış oluyor. Dolayısıyla hukuki tanımsızlık, hükümete hukuksuz hareket serbestisi saÄŸlıyor. 

Trump’a göre büyükelçiliÄŸin Kudüs’e taşınması, sorunun çözümünü hızlandırıcı bir etkiye sahip. Zira İsrail’in devlet kurumları zaten Kudüs’te ve kendileri için burası baÅŸkent. Her devlet kendi baÅŸkentini seçmekte de özgür. EÄŸer bölgede Filistin diye bir yer olmasaydı ve İsrail de iÅŸgal ettiÄŸi bir yerde baÅŸkent kurmaya kalkmasaydı, Trump haklı olabilirdi. 

Yapmaz ama Putin Kırım’ı iÅŸgal ve ilhak ettikten sonra baÅŸkentini Simferopol’a taşısaydı, ABD de büyükelçiliÄŸini oraya götürmek zorunda mı kalacaktı? EÄŸer ilhakı onaylıyor ise taşırdı, onaylamıyor ise taşımazdı. Dolayısıyla her devlet baÅŸkentini seçebilir, bu devlet egemenliÄŸini esas alan mevzuata uygun. Ancak baÅŸkalarının bunu onaylaması siyasi bir tercihtir; hukuki deÄŸil. 

Ortalık kan gölüne döndükten sonra, Trump’ın “ABD barıştan yana” demesi ise meselenin baÅŸka hukuki yönlerine iÅŸaret ediyor. O da, Kudüs’ün DoÄŸu ve Batı olarak ikiye bölünmesiyle Filistin’in de bir baÅŸkent sahibi olacağını ima etmesi. 
 

Yeni bir platform

Hukuken mümkün, ancak konu Kudüs olduÄŸunda BM nezdindeki tüm anlaÅŸmaların imha edilip yerine yenilerinin yapılması gerekir. Ayrıca, güç dengelerinin yeni bir “barış planı”nı ele almayı gerektirecek kıvama ulaÅŸması beklenir. Dolayısıyla ABD sorunu büyütürken yeni güç dengelerinin ve yeni bir mevzuatın oluÅŸmasını da zorlamış oluyor. 

Filistin’e dair sorunların uluslararası hukukla çözülmesi artık mümkün gözükmüyor, zira yeterince ihlal edildi ve fiili durumlar yaratıldı. Hal böyle olunca, konuların yeniden uluslararası düzeyde ve farklı parametrelerle ele alınması gerekir. 

Nasıl ki İran nükleer görüşmelerinde 5+1 diye bir platform kurulmuştu, nasıl ki Suriye sorunu için Astana süreci diye bir süreç başlatılmıştı, artık çözüm adresi olarak BM, Arap Dünyası ya da İslam Dünyası gibi yerlerin gösterilmesinden vazgeçilmesi gerekir. BM karar alacak, mağduriyetleri giderecek, barışı tesis edecek durumda değil. İslam ya da Arap dünyası diye de bir dünya yok. Dolayısıyla benzer tepkiler veren ve yeni barış projeleri geliştiren devletlerin bir platform oluşturup Filistin konusunda yeni bir girişim başlatmalarını düşünmenin tam zamanı.

Henüz yorum yapılmamış.

* İşaretli tüm alanları doldurunuz.