Sosyal Medya

Makale

Müslüman Kardeşlerimle Bir Hasbihal

Camileri boşaltıp, kendi kendimizi vakıflarımıza, derneklerimize, tekkelerimize hapsettiğimiz günden beridir cem olmaktan, cemaat olmaktan uzaklaştık.

Cemaat rahmettir, cemaatçilik felakettir.

Enfal 46’da Allah azze ve celle “Allah’a ve onun Rasûlüne itaat edin, birbirinizle çekişmeyin. Sonra içinize korku düşer ve kuvvetiniz elden gider. Bir de sabırlı olun. Çünkü Allah, sabredenlerle beraberdir” diyor.

Bilgiyi kutsallaştırdık.

İlim önemlidir, eyvallah. Nitekim Kuran-i Kerimde de “Bilenle bilmeyenin bir olmayacağı” ifade ediliyor. Bilmek önemlidir ama amel etmek daha önemlidir. Çünkü Cennete bilenler değil amel edenler girecektir. Bilgi amel edilebildiği kadar kıymetlidir.

Peygamber efendimiz toplumu bilgi ve ahlak üzere inşa etmiştir. Günümüzde bu ikisini bir arada beklendiği kadarını görmüyoruz. Bazı yerlerde ahlak iyi, ilim eksik bazı yerlerde de ilim iyi ahlak eksik. Ahlak ve ilim ancak bir arada olduğu zaman bir ahenk oluşur.

Tenkit ve eleştirinin olmadığı yerde ilerleme ve tekâmül olmaz. Ama eleştirilerimiz ihya ve inşa üzerine olmalı. Haklı dahi olsa imha cümleleri kullanan eleştirilerin bir hayrı ve anlamı yoktur.

Söylenenlerin doğru olması, tek başına bir eleştiriyi haklı kılmaz. Söyleme şekliniz, söylediğiniz ortam, vurguladığınız kelimeler, sizi haklıyken haksız duruma düşürebilir. Bir de eleştirinin amacı imha değil ihya olmalıdır: Suçlayan, aşağılayan, öfke kusan eleştirilerin kimseye bir faydası olmaz.

Nedendir bilinmez; birçok alimimiz her TV kamerası gördüğünde kendini, diğer camia âlimlerini eleştirmek zorunda hissediyor. Toplumun önünde yürüyen insanların söylediklerine, beyanatlarına çok dikkat etmeleri gerekiyor. Aralarındaki milimlik ihtilaflar tabanda büyük uçurumlara yol açıp İslam Kardeşliğine büyük zararlar veriyor.

"Müslüman, elinden ve dilinden emin olunandır..." diyor Efendimiz. Bugün birbirimizin dilinden ne kadar eminiz? Hadi dilinden vazgeçtik; fırsat bulsa elinden ne kadar emin oluruz acaba…?

Eğer bir şey yapılacaksa bu ancak birlikte olmakla mümkündür.

Gözyaşı dökmek güzeldir; kalbi duygularınızın varlığına işarettir. Ama unutmayalım ki tarihi gözyaşı dökenler değil ter dökenler değişmiştir.

Gazze’de, Suriye’de, Irak’ta bombalar patlıyor, biz rahatız, bize bir şey olmuyor sanıyoruz. Evimizde her akşam dizlilerin/filmlerin bombardımanına uğruyoruz. Ailevi, dini, milli değerlerimiz ardı ardına bombalanıp yok ediliyor.

Günlerce haftalarca hatta aylarca inşa ettiğimizi, TV’ler birkaç saatte yerle bir ediyor.

Toplumun düşüncesini, algısını ve hedeflerini medya belirliyor. Acı ama gerçek bu. Madem medya etkisine bu kadar açık bir toplumuz o zaman bu açığımızı kapamalı ve tedbir almalıyız.

Sadece Türkiye’de Müslümanların yüzden fazla TV kanalı var. Radyo, gazete, dergi ve internet sayfalarını saymıyorum bile. Elimizde bunca iletişim kanalı varken soruyorum size, bizim çocukları kim yetiştiriyor?

Maalesef Walt Disney, Hollywood gibi lağım çukurları değil mi..?

Bir hoca efendiye bir saat vaaz verdirterek, iki İslami tartışma programı yaparak İslami TV olunmuyor. İslami TV hedefiyle yola çıkanlar Müslüman çocuklar için çizgi filmler, diziler, filmler yapmak zorundalar.

İnsanoğlu doğduğunda var olan ve beraber büyüdüğü sorunları pek sorun görmez. Bu bağlamda çok fazla önemsemediğimiz ama gerçekte bize ciddi zararları olan sorunlarımız vardır.

Bunlardan biri ümmetin arasına çizilen sınırlardır. 1,5-2 milyarlık İslam ümmeti suni sınırlarla birbirinden koparılmışlardır. Bayraklarımız, pasaportlarımız, sınırlarımız kucaklaşmamızı engelliyor.

Sınırlar sadece haritalara değil, zihinlerimize de çizilmiştir. Bugün bir çocuk daha ilkokuldan mezun olmadan zihni Kars ile Edirne arasına hapsediliyor.

Gayrimüslim Batı kendi arasındaki sınırları ortadan kaldırırken biz Müslümanlar var olan sınırlarımıza yeni sınırlar eklemekle meşgulüz.

Oturumlarımızda, sohbetlerimizde, programlarımızda sınırların kaldırılmasını yüksek sesle seslendirmeliyiz.

Haçlı seferleri devam ediyor; bir tek farkla: Haçlılar artık kendi askerleri yerine içimizdeki

ahmakları kullanıyor.

Hedefe giden her yol mübah mıdır?

Kirli vasıtalarla temiz hedeflere ulaşmak mümkün mü?

Aşağılık yöntemlerle şerefli emellere ulaşılabilir mi...?

Ya da şöyle soralım:

Hedef temiz ve şerefli diye kirli ve aşağılık yöntemleri kullanmak caiz olur mu...?

Allah bize Muhacir olma fırsatını lütfetti ama çoğumuz bu fırsatı elinin tersiyle itiyor.

Çocuklarımıza, doktor veya mühendis olunca sanki her şeyin biteceğini telkin eden biz;
Matematik, Fen, Türkçe vs dersler için özel hocalar tutup o dershaneden diğer dershaneye çocukları koşturan biz;
Bu esnada, yazın 2 haftalık Kuran kursunu bile önemsiz görüp çocuğa dini ve ahlaki bir eğitim vermeyen yine biz...
Sonra da "Yahu bu çocuklar okudu ama adam olmadı..." deyip sitem eden yine biz...
Ne ektik ki ne ürün vermesini bekliyoruz....?

Türkiye’de evlilik oranı hızla düşerken boşanma oranı tersi oranda artıyor. Toplum binamız çatırdayarak yıkılıyor.

Garip bir haldeyiz, sanal bir hayatımız var; sanal âlemdekileri gerçekmiş gibi, gerçek hayattakileri ise sanalmış gibi izliyor, algılıyoruz.

Din (İslam) Allah'ındır. Biz Müslümanlar O dinin (İslam'ın) sahibi değil müntesipleriyiz. Dinin kurallarını Allah koyar. Kula ise sadece ya kabul/itaat etmek ya da inkâr kalır.

Dini alıp Allah'ı ve Peygamberi devre dışı bırakarak kendi heva ve hevesine göre şekil vermek Yahudilere özgü bir davranıştır.

Hz Ebu Bekir'in:
"Saparsam ne yaparsınız...?" sözüne 
"Seni kılıçlarımızla düzeltiriz..." diyen 
ya da hutbeye çıkıp "itaat edin..." diyen Hz Ömer'e, 
"üzerinde fazladan duran o kumaşın hesabını vermeden itaat etmeyiz..." diyen bir nesilden, 
liderine/hocasına/şeyhine tapınan bir nesle nasıl geldik acaba...!

Bir kişinin isminin Ahmet, Ali, Veli... olması ne kadar önemliyse Irkının Türk, Kürt, Arap vs olması da ancak o kadar önemlidir.
Bir kişinin isminin Ahmet, Ali, Veli... diye övünmesi ne kadar saçma ve aptalca ise ırkı Türk, Kürt, Arap... diye övünmesi de o derece saçma ve aptalcadır...

Eskiden Alimler/Hocalar bir konuda fikir beyan ederken, (en iyisini Allah bilir, ben yanılabilirim anlamında) "Allahu Alem" derlerdi. 

Şimdiki hocalara bakıyorum da kendilerinden ve söylediklerinden o kadar eminler ki "Allahu Alem" sözünü kendilerinden duyamaz olduk...

İnsanlık tarihi boyunca hiçbir toplumda tüm insanların tek bir düşünceye sahip olduğu görülmemişken herkesi tek tip düşünmeye zorlamanın ısrarı nedendir...

Peygamber efendimiz Şii miydi yoksa Sünni mi…?

Vuran Müslüman Vurulan Müslüman; vuran Allahuekber diyor, vurulan Allahu ekebre diyor, bu nasıl iş…?

İslam tarihini eksik okuyoruz. Peygamberimizin vefatına kadar olan siyer kısmını okuyup bırakıyoruz. Oysaki peygamber efendimizin vefatından bugüne kadar olan tarihi de okumalıyız.

Peygamber efendimizin vefatına kadar olan kısımda ne yapmamız; efendimizin vefatından sonraki tarihi kısımda ise ne yapmamamız ile ilgili örnekler var.

Kimimiz varlıkla kimimiz yoklukla imtihan oluyoruz. Varlık sahibine şükür ve infak, yokluk sahibine ise sabır düşüyor. Eğer varlık sahibi hakkıyla şükrederse ve yokluk sahibi de hakkıyla sabrederse ikisinin de buluşma yeri Allah’ın izniyle cennettir.

Unutmayın; güleç yüzlüler, cömertler ve çocukları sevip başlarını okşayanlar cennete yakındırlar.

Ramazanınız Rıza-ı İlahiye vesile olsun…

Henüz yorum yapılmamış.

* İşaretli tüm alanları doldurunuz.

window.dataLayer = window.dataLayer || []; function gtag(){dataLayer.push(arguments);} gtag('js', new Date()); gtag('config', 'UA-57160306-1');
window.dataLayer = window.dataLayer || []; function gtag(){dataLayer.push(arguments);} gtag('js', new Date()); gtag('config', 'UA-57160306-1');