Sosyal Medya

Makale

Fakirliğimiz Yırtıklarımıza Yama Yapmaktan Vazgeçtiğimiz Gün Başladı

Lanetlendik mi ne?

Elimizdeki iletişim aletleriyle, ulaşım araçlarıyla dünyanın en ücra köşesine ulaşabiliyoruz ama üst kattaki komşumuzun ölümünden ancak cesedi çürüyüp koku yaydığı zaman haberdar olabiliyoruz.

Dünyanın öteki ucundaki insanlarla, sosyal iletişim araçlarıyla sürekli online haldeyiz ama aynı evde yaşadığımız ebeveynlerimizle, çocuklarımızla ve kardeşlerimizle iletişimimiz kopuk.

Bu topraklar üzerinde yaşamış en zengin topluluğuz ama tarihteki en borçlu toplumuz da.

Yediğimiz önümüzde yemediğimiz arkamızda ama mutsuzuz. Çünkü sahip olamadıklarımızın sancısını çekiyoruz.

3 kıtada 15 farklı ülkede özellikle zor şartlar altında yaşayan insanlarla oturup kalktım, açlıktan ölen insanlara şahitlik ettim ama hiçbirinde bizim toplumdaki kadar mutsuz çehrelere rastlamadım.

Tüketen kölelere döndük adeta. Tükete tükete tükeniyoruz.

Yeni neslin hayatı mutfak, tuvalet ve yatak odası üçgeninde geçiyor; sorumsuz, vefasız ve saygısız…

İlkokul çocuğu bile abartılı tabirle elinde servet taşıyor; elinden düşürmediği telefonun en düşüğü bin liradan aşağı değil.

Kıyafetlerimiz gardıroplarımıza sığmıyor, arabalarımız sokaklara sığmıyor ama bunca varlık içinde yokluk yaşıyoruz; gözümüz hala aç.

Bereketsiz bir toplum olduk.

Tüketmeye paramız bitiyor, bankalardan borç alıyoruz. Çoğumuz daha kazanmadığı gelecek birkaç ayın hatta yılın parasını şimdiden tüketmiş

Susamış ama susuzluğunu deniz suyuyla gidermeye çalışan insan gibiyiz. Tükettikçe tüketesimiz geliyor ama tatminsiz ve mutsuz.

Ne oldu bize?

Çok değil daha 1-2 nesil öncesine kadar toplumsal ruh sağlımız gayet yerindeydi. Bugünkü kazancımız yanında harçlık denecek meblağlarla rahatlıkla geçiniyor ve mutlu olabiliyorduk.

Bugünkünün aksine dünyalığımız azdı ama gönlümüz zengindi, gözümüz toktu.

Kullanılabilecek her şey sonuna kadar kullanılırdı. Boşalmış deterjan kabından günü geçmiş gazetelere kadar hiçbir şey atılmaz, kullanılacak bir yer bulunurdu mutlaka.

Yamalı kıyafet giyen herkes yokluktan dolayı yama yapmıyordu; eşyayı sonuna kadar kullanma düşüncesinin gereğiydi yama yapmak.

Yama bir kültürdü; dünyaya önem vermemenin, böbürlenmemenin, elindekiyle yetinmenin adıydı yama.

Eskiler buna iktisat diyordu. Yaşam şartları böyle olunca herkes küçük gelirlerle bile hayatını rahatlıkla idame edebiliyordu.

Ama ne olduysa yırtıklarımıza yama yapmaktan vazgeçtikten sonra oldu; bereket gitti, fakirlik geldi. Varlık içinde yokluğu, zenginlikte borçluluğu gördük. Marka, lüks, şatafat tutkusu bizi bencil, açgözlü ve doyumsuz yaptı.

Cemil Meriç’in deyimiyle;  “İnsanlar sevilmek eşyalar ise kullanılmak için yaratılmıştır. Eşyalar çok sevilip insanlar ise kullanılınca kaos çıkar” tıpkı bugünkü gibi.

Eskiler yaşamak için tüketirdi şimdikilerse tüketmek için yaşıyor. Bu kültür değişmezse içten içe tükeneceğiz.

Henüz yorum yapılmamış.

* İşaretli tüm alanları doldurunuz.