Sosyal Medya

Makale

Yola Çık(a)ma(ma)k

Yol, yolcu ve yolculuk arasında bir korelasyon olduğu muhakkak. Ama her üç kavramın da kendi olma özelliğini göz ardı edemeyiz. Bir yolun varlığı insana olan özlemin ve güvenin sonucudur. Bu ölümlü dünyada eğer bir yol yoksa insanın ne yapacağını kestirmek zor olsa gerek. Çünkü yürünecek bir yolun varlığı aynı zamanda bir hedefin varlığını ve bir sorumluluğun yüklenebileceği zeminini bize işaret eder. Yol o yüzden Kuran-ı Hakim’de ısrarla vurgulanır. Ve kuşkusuz insanın temel duası da bir yola revan olmaktır. Bu yüzden yol ve insan arasında ciddi bir ilişki vardır; insan bundan gafil olsa da!  

Yolcu bu yolun nirengi noktasını oluşturuyor. Ama hangi yolcu? Bu soru önemli. Çünkü yola çıkmanın ve bir yolcu olabilmenin asgari şartları vardır. Bu asgari şartları yerine getirmeyenin, bir oyun ve eğleşme içinde olanın gözü yolda olmayacağı gibi bir yola olan ihtiyacını da hatırlayamaz zaten! O yüzden yol kadar yolcu da önem arz etmektedir. Burada da yoldaş ehemmiyet kazanır. Çünkü aynı yola çıktığının bilincinde olduğun yoldaşın, yolun zorluklarına karşı birlikte mücadele edebileceğin biri olarak vereceği güven, o yola dayanmanın temel ölçütüdür. Her ne kadar kişi tek başına bir ümmet olsa ve tek kişilik bir yolculuk mümkün olsa da insan olmaklık ve en azından bazı insanlara örneklik gösterebilmek adına da olsa -ki bu da yolculuğun nişanesidir- bir yoldaşa olan ihtiyaç izahtan varestedir.

Yolun düşmanları olduğu ve bu düşmanların hem enfüste hem de afakta bulunduğu bildirilen bir gerçekliktir. İşte bu ortak düşmana karşı yolu sekinet ve selam yurdu haline getirmenin imkânı birlikten doğan kuvvettir ki birlikte yürüyememek hem bizi kendimize yabancılaştırıyor hem de kendi dışımızdakilere yabancılaştırıp varlığımızı anlamsızlaştırarak yolun tuzaklarına açık hale getiriyor. Buradan kurtulmanın yolu ihlâs ve samimiyet içinde olmanın özlemini hissetmek ve ona uygun bir duruşu sergileme çabası içinde olmaktan geçer.

Bir yolun varlığı kaçınılmazdır, bir yolcunun varlığının kaçınılmaz olduğu gibi… Yolculuğun şartlarının belirginleştirilmesi ise bir lütuftur. Ve bu lütfü doğru anlamlandırmadan ondan yararlanmanın imkânı da yoktur. İşte yol ve yolcu bu lütuf sayesinde sahici bir ilişki kurabilir. Yoksa sahte yol ve yolcularla sahte yolculuklar yapılabilir ki bu da bizi hem hedefimizden saptırır ve hem de sorumluluğumuzu zedeler.

Yolculuk, yolun ve yolcunun rüştünü ispat ettikten sonra başlanacak bir süreci işaret eder. Yolun rüştü ise yolcunun rüştü ile bağıntılı bir duruma göndermedir. Burada temel sorun yolcunun rüştünü ispatıdır. Yolcu rüştünü ispat için önce bir güven bunalımını aşması gerekir, yani iman kalbe yerleşmelidir. Bu güveni sağlamlaştırdıktan sonra en önemli merhale yola başlarken en temel azık olan samimiyeti kuşanmasıdır. Çünkü samimiyet olmadan daha yolun başında yoldan çıkmak mukadder olur. İşte bu samimiyet aynı zamanda yolcuyu ihlâsa yani tamamen arınmışlığa taşır. Bu, geçici olanı geçici tarafta bırakıp, Baki olana yönelmeyi irade ederek bunu kararlılıkla istemektir. İşte bu arınmışlık yola çıkarken kaza belalara karşı önlemdir.

Yolculuğun selametle geçmesi de yoldaşlarla sağlanacak ahdi misaka bağlılık şartına bağlanmıştır. İşte bu sözleşme, bize, yolculukta, yoldaşlık yapacak kişiyi seçme imtiyazı vermektedir. Bu imtiyaz elbette ki aynı yöne bakabilmenin zemini ile sağlanabilecek bir şeydir. - Genelde yoldaşları seçerken duygusal zemin gözetilerek yapıldığı için bu duygusal zemin kaybolduğunda yapayalnız kaldığınızı anladığınızda geç kalmış sayılıyorsunuz.-  Hidayet üzere olmak istenilesi bir şeydir. Bu yüzden her namazda bu duayı yaparız. Ve bu hidayetin de nebiler, sıddıklar, şehitler ve salihlerin yoldaşlığında olduğuna dem vururuz.

Meselenin özü yol, yola çıkarken ve yolculuk esnasında bir taktik ve stratejiye ihtiyaç yoktur. Ama sanki bu temel bir ihtiyaçmış gibi gösterilerek daha yolun başlangıcında aslında yoldan çıkmanın zemini inşa ediliyor. Bu yüzden bütün yollar Allaha vasıl olma yerine enfüsteki ve afaktaki düşmanların izine tekabül ediyor. Hâlbuki bütün yollar Allaha çıkmalı değil miydi? O zaman her hadis mecmuunun başında yer aldığını bildiğimiz ‘niyet hadisi’ üzerinden niyetimizi yeniden sorgulamak zorundayız. Yoksa çok geç kalmış sayılabiliriz.

Şimdi her insan evladı kendini bir hesaba çeksin, yani sığaya çeksin bakalım! Kendisine ait bir yol var mı? Yola revan olacak bir iradeye sahip mi? Bu iradeyi gösterdiğinde ise yeterli düzeyde bir samimiyeti kuşanabilmiş mi? Samimiyetini de izhar etmişse aynı yöne bakabildiği yoldaşları var mı?

Böylece nerede durduğumuz, ne yaptığımız ve nereye yöneldiğimizi kendi kendimize test etme imkânı elde edebiliriz…

Selam hidayete tabi olanların üzerinedir…  

Henüz yorum yapılmamış.

* İşaretli tüm alanları doldurunuz.

window.dataLayer = window.dataLayer || []; function gtag(){dataLayer.push(arguments);} gtag('js', new Date()); gtag('config', 'UA-57160306-1');
window.dataLayer = window.dataLayer || []; function gtag(){dataLayer.push(arguments);} gtag('js', new Date()); gtag('config', 'UA-57160306-1');