Sosyal Medya

Makale

Savaş, bazıları için fırsattır

Savaş, zor kullanarak bir iradeyi karşı tarafa kabul ettirmek, razı kıldırmaktır. Kabulü istenen irade ise bir bölgede yaşayan halklar üzerindeki egemenlik ve otoritenin el değiştirmesidir. Oldukça uzun bir zamandır, egemenlik ve otorite işlerini devletler düzenliyor. Dolayısıyla halkların hangi tür bir egemenlik altında yaşayacaklarına dair kararları harekete geçse bile; sonunda onlar adına karar veren devletler oluyor.

Halkların kaderi denen bu döngüde, otoritenin bir ülke içinde el değiştirdiği savaşlar yaşanırken bile, başka devletlerin olaya dahil olmadığı vaka neredeyse yok gibidir. Kısacası her çatışma ortamı, başkaları açısından fırsat demektir.

BaÅŸka devletlerin önce çatışma-savaÅŸ çıksın diye uÄŸraşıp sonra bu ortamı kullanma giriÅŸimleri de olur. Ancak en riskli oyun budur; zira savaÅŸ sırasında ittifaklar yer deÄŸiÅŸtirir, güç dengesi farklılaşır; sonuç önceden öngörülemez. İşlerin böyle olduÄŸunu, koÅŸulların önceden hazırlanmadığını varsaysak bile, çatışma-savaÅŸ ortamlarında da halklar, gruplar ve devletler sürekli müttefik deÄŸiÅŸtirebilirler. OrtadoÄŸu’yu karmaşık hale getiren hikayede de bu durumun büyük rolü vardır.

Fırsatı değerlendirenler

Suriye’de Esad’ın “azınlık” otoritesine karşı çıkan bir “çoÄŸunluk” vardı; çoÄŸunluk ayaklandı. Ayaklananlar, bir muhalefet oluÅŸturdu; bu arada Esad’ın baskıcı rejiminin “baÅŸkaları” üzerinde olduÄŸunu düşünen bazı halklar, ayaklananların deÄŸil iktidarın yanında saf tuttu.

Bu kesim sadece Esad’ın yıllarca kendilerini korumuÅŸ olmasından kaynaklanan bir sadakatle böyle davranmamış olabilir. Belki, muhtemelen hazır kargaÅŸa varken “ben ne kazanırım” diyen, tüm konulara stratejik olarak “ulusal çıkar” açısından bakan devletlerin de bir dizi ikna giriÅŸimleri olmuÅŸtur. Bir yandan teorik olarak Esad’a karşı çıkması gereken kesimlerin ona destek verdiÄŸi bir kalkışma süreci yaÅŸanırken, birden DAEÅž diye bir örgüt ortaya çıkmış ve muhalefetin yarılmasına yol açmıştı.

DAEÅž, muhalefetin bölünmesi, dünya kamuoyunda “olumsuz muhalefet” algısı yaratmanın yanı sıra, bir davetkara dönüşmüştü. Bu davete önce İran icabet etmiÅŸ, sonra ABD ve bazı Avrupalı müttefikleri katılmış, son imzayı ise Rusya atmıştı.

Åžimdi ortada bir kaç temel soru var. Rusya ve ABD’nin olduÄŸu yerde baÅŸka devletlerin ve halkların hareket alanı olabilir mi? Bu ikisi “uzlaşı” içindeyse, baÅŸka oyunculara bel baÄŸlayanların geleceÄŸi olabilir mi?

Fırsat çıktı sananlar

Suriye’de ve buradaki geliÅŸmeye baÄŸlı olarak Irak’ta bugün olmazsa yarın parçalı bir egemenlik olacağı açık; zira ABD ve Rusya gibi iki güç ittifak kurdularsa bunu paylaşım esasına göre kurmuÅŸlardır.

EÄŸer senaryo buysa, sorun bölge devletleri ile halkların saflaÅŸmasını ve Avrupalı ortakların pozisyonlarını belirlemelerini saÄŸlamakta. Bu iki konu çok ilintili; zira oyun dışında kalan Avrupalı oyuncular her halk grubuna, deyim yerindeyse, “asılma” halindeler. Ancak bu asılma gerçek beklentiye karşılık gelmiyor; bir tür geçici kullanma hali söz konusu.

BaÅŸlangıçta demiÅŸtik; bölgelerin kaderi devletlerde diye. Suriye, Türkiye ya da baÅŸka yerdeki bazı halklar kendilerini destekleyen batılı devletler var sanıyorlarsa, üzülerek söylemek gerek, bu gerçek deÄŸil. Mesela, bugün “batılı”ların ve/veya Rusya’nın desteÄŸini aldığını sanan bir PYD varsa, onlara söylemek gerek. Konu ne PYD, ne PKK; konu Türkiye. Yani kabaca Türkiye bölgedeki bölüşüme razı edilmeye çalışılıyor ve bu arada Türkiye’yi razı etmekte kullanılan gruplara da vaatler sunuluyor.  

Henüz yorum yapılmamış.

* İşaretli tüm alanları doldurunuz.