Makale
İslamcılar devletçi mi oldu?
Bizim kuÅŸak İslamcıların devletle ilk tanışması, 17-18 yaÅŸlarında, Beyazıt Meydanı ve üniversitelerde oldu. Bu döneme kadar ikametgah ve nüfus cüzdan sureti almakla sınırlı olan iliÅŸkimiz, daha da yakınlaÅŸtı. O zamanlar göz yaÅŸartıcı gaz yoktu. Biz “göz yaÅŸartıcı tahta coplarla” muhatap olduk. İnanın bugünkü eylemciler daha ÅŸanslı.
Devletin düşmanları ve adamları
Devleti sevmiyorduk. Hele tahta coplar, emniyet ve yargının bize davranışı sonrası nefret eder hale gelmiştik. Hiçbir zaman memur olmayı, devlette çalışmayı düşünmedik, hatta günah saydık. Devleti soğuk, katı, yabancı, öteki olarak görüyorduk. Devletin de İslamcıları kendine çok yakın hissettiği söylenemezdi.
O zamanlar, eylem sonrası kafamızda bandajlarla okula giderken, devleti adeta kutsal sayan Gülen Cemaati'nin ÅŸakirtleri, bize nefretle bakardı. Biz de onları “devletçi olmakla”, “devletin adamları” olmakla suçlardık. Ne gariptir ki ÅŸimdi onlar bizi “devletçi” olmakla suçluyor. Kendileri ÅŸu anda “neci” onu henüz anlayabilmiÅŸ deÄŸilim.
Bizim devlet eleÅŸtirimiz, dini kaynaklı bir eleÅŸtiriydi. Devleti, “din dışı, din düşmanı, TaÄŸut devlet” olarak görürdük. Bu tanımlama, tercüme eserlerle bize ulaÅŸan, daha çok Selefi bir fikirdi aslında. Osmanlı ya da Cumhuriyet dönemi İslamcı aydınların eserlerinde, bu sertlikte kategorik tanımlamalar göremezsiniz.
Ne zaman ki Osmanlı dönemini okumaya baÅŸladık, Prens Sebahattin'in adem-i merkeziyetçi fikirlerini, Ahmet Cevdet PaÅŸa'nın, Namık Kemal'in, Mehmet Akif'in “milli ve ümmetçi” bakış açılarını öğrendik, o zaman kafamız karıştı. Zira bunların tümü, Osmanlı aydınlarıydı ve devletin bekasını savunuyorlardı. İslamcılar ise, Osmanlı'nın bir İslam devleti gibi görülmesine ve kutsanmasına hep itiraz etmiÅŸti.
Kabul edelim ki İslamcıların fikri beslenme şekli karmaşık ve farklıydı.İslam dünyasında; Selefi akımları, İran'ın devrimci fikirlerini, İhvan hareketini aynı anda ve biriniötekileştirmeden okuyan tek akım, Türkiye İslamcılarıdır. Yine Türkiye'de sol düşünce hareketini ve modernizm eleştirisini de en iyi takip edenler aynı ekipti. Bu nedenledir ki, kafası biraz karışık olsa da, mezhep, tarikat, cemaat, etnik kimlik taassupları hiç olmamıştır.
İslamcılar neden devlet düşmanı oldu?
Neden devlete bu kadar mesafeli ve düşmandık? Her geçen gün, İslamcıların bilinçli bir şekilde devlete düşman edildiğini
düşünmeye başladım. Mesela büyük bir tercüme kampanyası ile Ortadoğu'daki Selefi, Şii, Vahhabi yazarların kitapları bir anda kucağımıza doldurulmuştu. Hepsi bizi muhalif ama devlete muhalif yapmak için birebir eserlerdi. Şaşırmayın, bu konuda öncülük yapan yazarlardan ikisi Ali Bulaç ve Ali Ünal'dı.
Rahmetli Erbakan, her zaman bizden farklı düşünmüştü. Refah Partisi'nin kazandığı belediyeler, devletle olan iliÅŸkilerin yeni baÅŸtan yorumlanmasına neden oldu. “Halka hizmet Hakk'a hizmettir” sloganı önemli bir etki yapmıştır. O güne kadar devleti düşman görenlerin, belediyede halka hizmet etme imkanı bulması, fikirlerin deÄŸiÅŸmesine neden oldu. Devletin aslında düşmanımız olmadığını, bizi dışlayan ve ötekileÅŸtiren zihnin, iktidarı elinde tutan insanların fikri olduÄŸunu düşünmeye baÅŸladık.
Erdoğan'ın İslamcılar üzerindeki etkisi
“Devlet memuru olmak” kavramı yıllarca yabancı geldi bize. Erbakan'ın kurduÄŸu hükümetler, yabancılığı kırsa da asıl deÄŸiÅŸim ve dönüşümü R. Tayyip ErdoÄŸan yapmıştır. ErdoÄŸan, belediye baÅŸkanlığıdöneminde İslamcı aydınları, fikir adamlarını, akademisyenleri sistemin içine çekti ve dönüşümün daha hızlı olmasını saÄŸladı. Ardından kurduÄŸu AK Parti'de İslamcı aydınlara önemli roller oynama fırsatı verdi. Onlar da Türkiye'nin deÄŸiÅŸim ve dönüşümünü saÄŸlayan reformların oluÅŸumunda büyük fikri katkılar saÄŸladı. Bir çoÄŸu Ankara'ya gelerek bürokrasi ve siyasette kritik görevler üstlendi.
Devletçi olmakla, devleti savunmak arasında bir kavram kargaşası olduğu kesin. Biz devletçi olmayı, liberaller gibi anlıyoruz: Millet yerine, devleti yüceltmek, kutsamak.
İslamcılar, AK Parti'den sonra devletçi mi oldu?
Özal'la beraber başlayan, milleti devletten yüce tutma fikrinin, en güçlü temsilcisi bugün AK Parti'dir. Enteresandır bugün Ak Parti ve İslamcılar devletçi olmakla suçlanıyor.
Aslında AK Parti ve İslamcılar, ne zaman millete hizmet etmeyi ilk vazife saymaz, devlet memurlarının suçlarını örtmeye kalkar, devletin hatalarını eleştirmez, obez bir yapıya dönüştürürse, işte o zaman devletçi olmuş olurlar.
PKK terörü karşısında devletin, Türk Silahlı Kuvvetleri'nin yanında yer almak, Paralel darbeye karşı devleti korumak, Rusya, Suriye, İran krizlerinde devletin yanında yer almak, devletçi olmak demek değildir. Buna, milli, yerli, İslami vatan savunması denebilir ancak.
Devlet, içinde barındırdığı milleti temsil ettiği sürece, devleti savunmak milleti savunmaktır aslında. Devlet aygıtının yönetilmesiyle, devletin sahibi olmak çok farklı şeylerdir.
Bugün devlet aygıtını yöneten kadrolar, ister İslamcı, ister solcu, ister sağcı olsun, devletin sahibi değildir. Devletin sahibi zümreler, fırkalar, cemaatler, partiler olamaz. Devletin sahibi millettir. Her seçimde, ona hizmet edecek devlet aygıtını yönetmesi için birilerini vekil olarak tayin eder.
Sonuç olarak İslamcılar devletçi olmadılar ama devlete düşman da değildir artık. Ancak İslamcıların evrensel iddiasını kaybettiği, muhalif duşunu yitirdiği ve yeni fikirler üretemediği eleştirisini önemsiyorum. Bu başka bir konu.

Henüz yorum yapılmamış.