M. Ali Akbulut: ABD ve işgal rejiminde yaşanan seçim
Önce işgal rejimi İsrail'de yapıldı seçim. Herkesin heyecanla beklediği, bölgeyi de etkisi altına alan bir seçimdi. Seçim yapıldı. İktidar partisi tek başına seçimi kazanamadı ama büyük çoğunluğu sağladı. Tek başına hükümet kuramıyor. Muhalefet ise istediği başarıyı sağlayamadı. Belki de en dikkate değer sonuç, işgal altındaki Filistin topraklarında yaşayan Araplar diye isimlendirilen kesimin aldığı oylar oldu. 19 sandalye ile işgal rejimi İsrail meclisinde kilit grup oldular. Kendi içlerinde de görüş ayrılıkları olmasına rağmen Arapların kazandığı sandalye dikkate değer.
İşgal rejimi İsrail'deki seçimler direniş açısından pek de önemli değil. Daha doğrusu, kazanan ya da kaybeden açısından bakılmıyor. Zira işgal rejimi kuruluşu, işgale, yayılmacılığa, cinayet ve saldırıya dayalı anlayış üzerine kurulmuştur. Nil'den Fırat'a düşüncesi, kutsal topraklar anlayışı hâlâ da devam ediyor. Kurucu kadrolarının neredeyse tamamı sosyalist Siyonist ve eylemci düşünce sahipleridir. Bugün de terör ve katliamla devam ediyorlar. Bölge halkına baskı, tehdit ve sürgün siyasetleri temel kabulleridir. Bugün de adına yerleşimci denilen uygulamalarla sürdürülen siyasettir.
Yapılan seçimle iktidardaki parti gider, muhalefette olan parti hükümeti kurabilir. Askerî ve güvenlik yöntemlerinde taktikler değişebilir fakat hedef ve strateji açısından bir değişiklik göstermez. Göstermemiştir de.
Seçim sonuçlarına göre Filistin topraklarındaki siyasetlerin değişmesi değil, taktiklerin değişmesi mümkün olabilir. Hatta yeni kurulacak hükümet ile mevcut hükümet arasındaki fark, işgal rejimi İsrail'in cinayetlerini önlemek değil, işlenen cinayetlerden dolayı uluslararası kamuoyunda sarsılan prestijini düzeltme yolunda çaba olacaktır.
Konuyu tek başına iktidarda bulunan parti merkezli görerek sonuçların zafer ya da yenilgi şeklinde değerlendirilmesi bizleri yanlışa sürükler. Daha doğrusu, işgal rejimi İsrail'in yayılmacı ve soykırımcı geçmişini kapatmamıza yarar. 1948'den bu yana var olan anlayış, iktidarda olan her parti için de aynı çizgi üzerinde devam etmiştir.
Aslına bakılırsa, 1948 sonrası işgal rejimi Filistin'de Yahudi ağırlıklı kimlik oluşturma, Filistin kimliğini yok etme siyasetleri izlemiştir. Ve bundan da başarısız olmuştur. Aksa Tufanı ile yaşanan gelişmeler, Lübnan, İran ve Suriye'ye yapılan saldırılar, Siyonist rejimin yayılmacı politikalarının sınır tanımadığını, hiçbir kırmızı çizgiyi de dikkate almadığını ortaya koymakta. Bu da bölge ülkelerinde ciddi kaygı oluşturmuş gözüküyor.
1948'den bu yana Filistin kimliği yok edilemediği gibi Aksa Tufanı sonrası dünyanın çok farklı noktalarında, hatta Avrupa'da sosyal olaylarda Filistin bayrağının açılması, işgal rejimi İsrail bayraklarının ateşe verilmesi de Filistin kimliğinin dünya halkları nezdinde kabul edildiğini, işgal rejiminin bayraklarının ise kabul görmediğini göstermektedir.
Bütün bu gelişmeler ışığında yapılan seçimlerin, cinayetlerin, soykırımın, işgalin devamını durdurmayacağını; sadece bunun uluslararası meşruiyet sınırları içinde yapılması yönünde bir taktik olarak değerlendirileceğini görmek gerekiyor.
Tabii ki işgal rejimi İsrail toplumunda kırılgan durumun dışa yansıması olarak görülmesi gereken bir sonuç da var. Bu durumun tamamen yanılsama olduğunu bilmek gerekiyor. Kendi aralarındaki ihtilaflar ve gerilim tabii ki bölgeye de yansıyacak. Nitekim zafer kazanan çok olur fakat yenilgiyi kabul eden zor bulunur.
Gerek Aksa Tufanı'nda gerekse İran'a yönelik saldırılarda istenilen hedeflere ulaşılmamıştır. Gazze'ye, Lübnan'a, İran'a askerî saldırılarla zararlar verilmiş olsa da istenilen hedeflere ulaşılmamış olması, Siyonist kamuoyunda da başarısızlık ve yenilgi olarak görülmüştür. Dünya kamuoyunda istenmeyen ülke durumuna gelmiştir. Dünyanın farklı ülkelerinde sözde turist olarak giden İsraillilerin de saygı görmeyip tepkiyle karşılanması da bunun bir göstergesidir. Seçim sonuçları sonrası kurulacak yeni yönetim de dünyada oluşan bu İsrail karşıtlığına bir çözüm olarak bakacaktır.
Ve ama seçimlerin Filistin davasına bakışımızda bir değişiklik oluşturur mu?
Filistin meselesi bir toprak meselesi değil, bir kimlik, bir duruştur. Kimlik ve duruşumuz Filistin olsun.
M. Ali AKBULUT

Henüz yorum yapılmamış.