Sosyal Medya

Şevket Hüner: Mescid-i Aksâ'nın Sessiz Nöbetçisi



Bazı insanlar hayat hikayelerini büyük sözlerle değil, uzun bir sadakatin sessizliğiyle yazarlar.Hace Leyla Subeyhât’in hikayesi de olaylardan çok bekleyişinden, zaferden çok vazgeçmeyişinden ibarettir. Ömrünün kırk yılını Mescid-i Aksâ’da nöbet tutarak, orayı terk etmemekte ısrar ederek murabıt olarak geçirmiştir.

Kırk yılı aşkın zaman, bir insanın hayatında yalnızca uzun bir süre değildir, gençliğin olgunluğa, olgunluğun yaşlılığa dönüştüğü, nice sevinçlerin ve kederlerin birbirini takip ettiği koca bir ömürdür. Leyla hanımın ömür boyu sürdürdüğü nöbeti, Mescid-i Aksâ’nın unutulmasına engel olmak, gündelik hayatın dışına itilmesine karşı bir hatırlatma biçimidir.

Yıllar boyunca, kışın dondurucu soğuğunda da yazın kavurucu sıcağında da o kutsal mekânı bir an olsun terk etmeyişi, konforunu bir kenara bırakıp ömrünü bir mabedin adanmış nöbetine dönüştürmesi, modern dünyanın anlamakta zorlandığı derin bir manevi idrakin tezahürüdür.

Bazen en anlamlı hizmet, her gün yeniden yola çıkmak, yeniden dua etmek, yeniden öğrenmek ve öğretmek, ilk günkü heyecanı zamanın aşındırmasına izin vermemektir. Her gün aynı mescide yürümek, aynı emaneti korumaya devam etmek, dışarıdan bakıldığında tekrar gibi görülebilir. Fakat hakikatte bu, zamanın yıpratıcılığına karşı verilmiş çetin bir imtihandır.

Murâbıtlık, sınırda nöbet tutmak, bir yeri korumak ve vazifesinde sebat etmek demektir.Mescid-i Aksâ’da murâbıt olmak, o yerle gönül bağı kurmak, onun hatırasını yaşatmak, ibadetle, duayla ve kararlı bir mevcudiyetle ona sahip çıkmaktır.

Leyla Subeyhât’in hayatını anlamak, Kudüs’ün hüznünü, Filistinli olmanın ağır imtihanını, davaya bağlılığın sabırla nasıl bir direnişe dönüştüğünün farkına varmaktır.

Mescid-i Aksâ nöbeti de yalnızca taş duvarları veya tarihî bir yapıyı koruma nöbeti değildir. O, bir hafızanın silinmesine karşı duruştur. Zira bazı mekânlar, bir ümmetin hatıralarını, dualarını, gözyaşlarını ve umutlarını taşırlar. Böyle yerler boş kaldığında anlamlar da yetimleşir.

Modern çağ kahramanlığı çoğu zaman görünür olmaya, konuşulmaya ve alkışlanmaya taliptir. Leyla hanımın   direnişi ise tam tersine görünmeden de iz bırakılabileceğinin ispatıdır. O, bize bazen yerinde kalmanın da büyük bir mücadele olduğunu hatırlatır.

Onun bir ömür mabedin nöbetçisi hâline gelmesi, mekânla insan arasındaki ilişkinin ne kadar derinleşebileceğini gösterdi. Üstelik bu nöbet onu Aksâ’nın sembollerinden birine dönüştürdü.

6 Ekim 2026 tarihinde yayımlanan vefat haberi, onun Filistin’in kuzeyindeki Ümmü’l-Fahm çevresinde, Selim köyünde yaşadığından haberdar kıldı. Biyografisi, büyük iddiaların değil, sessiz ve istikrarlı adımların bir ömre nasıl sığdırılabileceğinin en somut kanıtıydı.

Leyla hanım, hepimize bir mekânı sevmenin ne demek olduğunu, inancın günlük hayatta nasıl bir sorumluluğa dönüşebileceğini ve uzun soluklu bir hizmetin nasıl aktarılabileceğini anlatır. Ayrıca, davaya bağlılığın yalnızca duygusal bir yakınlık olmadığını, bilgi, emek, sorumluluk ve süreklilikle beslendiğinde kalıcı bir toplumsal mirasa dönüşebileceğini gösterdi.

Leyla hanımın hayatının merkezinde bir makam, bir emanet ve o emanete karşı duyulan derin bir sorumluluk hissi vardır. O, bağlılığın yalnızca sözle değil, devamlılıkla ve fedakârlıkla gösterilebileceğini ortaya koydu. Adı anıldığında hatırlanan, inancın zamana karşı sabrıdır. Ve en çok bu yüzden, Mescid-i Aksâ’nın taşları arasında dolaşan hatırası, hayatı sona ermiş olsa dahi hâlâ nöbet tutmaya devam etmektedir. Bu dünyadan çekilmiş olsa da Aksâ’nın harcına kattığı o asil duruş, zamanın ötesine geçen bir sadakat dersi olarak hafızalara kazınmıştır.

Rahmetle… 

Şevket Hüner / 19 Cemaziyülevvel 1448

Henüz yorum yapılmamış.

* İşaretli tüm alanları doldurunuz.

Tasarım ve Kodlama BEYRİBEY BİLİŞİM