Şevket Hüner: Coğrafya Kader midir?
İbn-i Haldun’a atfedilen "Coğrafya kaderdir" tespitine göre insanın, içinde bulunduğu mekânın iklimi, siyaseti, kültürü ve imkânlarıyla kuşatılmışlığı çoğu zaman bir kader gibi algılanır. Ancak Kuran, Nisâ Suresi 97. ayeti ile, insanın edilgen bir 'coğrafya kurbanı' olmasını reddederek onu mekânı aşabilen, gerekirse onu terk edip yeniden inşa edebilen etken bir özne konumuna yükseltir.
Melekler, kendi kendilerine zulmeden kimselerin canlarını alırken “Ne haldeydiniz de (böyle çakılıp kaldınız)?” diye soracak. Onlar, “Biz yeryüzünde güçsüzdük!” diye cevap verecekler. (Melekler)“Allah’ın arzı yeterince geniş değil miydi, hicret etseydiniz ya?” diyecekler. İşte bunların varacağı yer cehennemdir. Orası ne kötü bir varış yeridir. (Nisâ / 97)
Bu çelişki, aslında kader anlayışının iki farklı yorumunu açığa çıkarır. “Coğrafya kaderdir” diyen bakış, insanı tarihin ve mekânın kurbanı yapar, ayet ise insanı tarihin öznesi olmaya davet eder. Bu çağrı, hicretin sadece mekânsal bir yer değiştirme değil, aynı zamanda zihinsel ve ruhsal bir özgürleşme olduğunu hatırlatır. Zulmü normalleştiren, imkânsızlığı bahane eden bir duruş yerine, Allah’ın arzının genişliğini fark eden, yeni yollar arayan bir irade talep edilir.
Dolayısıyla asıl mesele, coğrafyanın insanı belirlemesi değil, insanın coğrafyayı nasıl anlamlandırdığıdır.Mekân, insanı kuşatabilir ama aynı zamanda ona yeni ufuklar da açabilir. Tarih boyunca hicret eden peygamberler, sürgün edilen toplumlar, göç eden kavimler, coğrafyanın kader değil, bir imtihan olduğunu göstermişlerdir.
Bir tarafta insanın doğduğu çevrenin ve koşulların hayatını biçimlendirdiği söylenirken, ayet ile şartlarını değiştirme imkânı varsa bunlara mahkûm olunmadığı hatırlatılır. Buna göre, coğrafya başlangıcı belirleyebilir, fakat başlangıç ile varış noktası aynı şey değildir.
Nisâ Suresi 97. ayetini, “İnsan hayatına seçmediği şartlarla başlar” şeklinde anlarsak, nerede doğduğumuz, bize verilen şartlar içinde ne yaptığımız, hangi imkânları değerlendirdiğimiz ve hangi noktada değişim aradığımız ahlaki bir mesele hâline gelir.
Coğrafya insanın başlangıç koşullarından birini oluşturur. Doğduğumuz yeri seçemeyiz ama bulunduğumuz şartlar karşısında ne yapacağımız konusunda belirli ölçülerde söz sahibiyiz. İnsan, kendisine verilmiş olan şartlarla sınırlıdır, fakat yalnızca bu koşullardan ibaret değildir.
Ayet, bütün insanların her durumda bulunduğu yeri terk etmek zorunda olduğunu söyleyen basit bir coğrafya değişikliği çağrısı değildir. Burada ölüm meleklerince sorgulananinsanlar, kullanmadığı imkânlardan dolayı kınanmaktadırlar.Coğrafya kader olabilir, ama mazeret olmak zorunda değildir. Ayetle reddedilen mazeretin mutlaklaştırılmasıdır.
"Coğrafya kaderdir" söylemi, insanın kendi edilgenliğini ve eylemsizliğini meşrulaştırdığı konforlu bir alana dönüşme riski taşır. Nisâ Suresi’nin 97. ayeti ise iradeyi, eylemi ve özgürleşme imkânını mekânın katı sınırlarının üzerine yerleştirir. İnsan, doğduğu toprağın iklimine mahkûm bir bitki değil, adımlarını ruhunun ve inancının ufkuna doğru atabilen bir yolcudur. Dolayısıyla asıl kader, doğulan coğrafyanın duvarları değil, o duvarları aşacak iradeyi gösterip gösterememektir.
Ayette mazlumların cehenneme götürülmesinin nedeni, mazeretsiz biçimde zulüm düzeninin içinde yaşamayı normal görmeleridir. Zulme razı olmak, vicdanın susturulmasıdır. Böylece dünya, zulme rıza gösterenlerin sessizliğiyle cehenneme dönüşür. Adaletin yerine korku, merhametin yerine çıkar, hakikatin yerine suskunluk hâkim olur. Zulüm, doğası gereği yayılmacıdır ve engellenmediği ya da ona boyun eğildiği sürece etki alanını genişletir. Bu durum da dünyayı korku ve endişe içinde yaşanan adeta bir cehenneme çevirir.
İnsanın hikâyesi, coğrafi sınırlarla iradenin açtığı yollar arasındaki gerilimden ibarettir. Harita bize nerede olduğumuzu söyleyebilir, fakat nereye gideceğimizi her zaman söyleyemez. İnsan, seçemediği başlangıcının içinde seçimler yaparak yaşar. Bu yüzden coğrafya kaderimizin bir parçası olabilir, fakat kader kavramını insanın bütün sorumluluğunu ortadan kaldıran bir mazerete dönüştürmek, Nisâ Suresi’nin 97. ayetinin yönelttiği soruyu cevapsız bırakır, “Yeryüzünde ne durumdaydınız?”
Şevket Hüner / 15 Rebiülevvel 1448

Henüz yorum yapılmamış.