Abdulaziz Tantik: Külli Bir Akıl
Her akletme biçimi, bir odak üzerinden hareketle karşı karşıya kaldığı durumu anlamaya çalışır ve tasvire çaba sarf eder. O yüzden aklın sahip olduğu odak ve bu odağı belirleyen ilkeler veya inanç kümesi belirleyici bir özellik taşır. Birden fazla akletme biçiminin varlığı birden fazla odağın oluşmasına ve o odağı oluşturan farklı inanç kümelerine dayalı olduğu gerçeğini bir tarafa bırakmadan, akletmenin hangi akıl üzerinden gerçekleştiği de ayrıca tartışılmalıdır. Külli bir akıl, farklı akıl yapılarını tek bir yapıda buluşturma girişimi olarak temellendirilebilir. Bu noktada çoğul karakter ile tevhid/tekliğin aynı zeminde buluşturulmasının önemine dikkat çekmekte yarar var.
Çoğul karakteristik akıl, farklı inanç kümelerine ve ön bilgi öncüllerine dayanarak varlık sahasına çıkarlar. Bu da kendi sahalarında doğru bir zemine sahip olmalarına rağmen, bütünü kuşatacak bir bakışı inşa etmeleri anlamına gelmemektedir. Çünkü bütünlüğü kuşatacak bir bakış, öncelikli olarak varlığın ontolojisine dair bir bütünlüğü ve bilginin doğasının çoğul karakterine dair bir bütüncül yaklaşıma sahip olmasını zorunlu kılar.
O zaman en temel soru; Yaratılışın gerçekleÅŸtirilmesinden öte, yaratılışı baÅŸlatan Güç/Allah (Tanrı) ve yaratılış arasındaki mahiyetin neliÄŸini tam olarak idrak etmeyi saÄŸlayacak episteme/bilgi nasıl elde edilir? Bu bilgiye insan hangi vasıta ile ulaÅŸabilir? Bu sorulara tam cevap vermeden külli bir akıldan söz etmek mümkün görünmemektedir. Akıl, deney gözlem ve buna dayalı felsefi yaklaşımların tam ve kuÅŸatıcı bir yaklaşım ile bu sorulara cevap üretebileceÄŸine dair kesinlik arz eden bir bakış söz konusu deÄŸil! Ki bu insanlık tarihi açısından da ispata gerek kalmayan bir bakışı taşımaktadır. Farklı inanç kümelerinin, farklı Tanrı tasavvurları ve dini uygulamaların buna dair sunduÄŸu deliller ortada…
Modern yaklaşım ile başlayan süreçte mevcut/olana dair yaklaşım ve kesinlik arayışları ise yine de sorunlu bir yaklaşımı içermekte ve bu konuda da kuşatıcı bir yaklaşım geliştirmenin imkânsızlığı ortada durmaktadır. Ayrıca modern episteme, farklı türevlerine rağmen kendi iç tekliğini koruma konusunda da pek cimri davranabilmektedir. Çoğul karakteri onun tekil karakterini dışlamamaktadır. Bu da bize kuşatıcı bir bakışın tekil bir yaklaşımı ve bu tekil yaklaşımın çoğul karakterleri içermesi gerektiğini ilzam eder. İslam düşüncesi ve kendi iç çoğul karakteri yanında tevhidi duruşun temelini inşa eden iman ilkelerinin kuşatıcı boyutu da bu durumu gözler önüne sermektedir.
Mesele ÅŸu: insanı aÅŸan, onun ulaÅŸamayacağı biliÅŸ alanlarının varlığı; gaybi bilgi ve tarihsel derinlik gibi temel noktalar kadar, evrenin sonsuzluÄŸu ve onu bilgi düzleminde ihata etmenin imkânsızlığı da bedihi bir gerçekliÄŸi iÅŸaret etmektedir. O zaman bu bilgi hangi düzleme ait olmalıdır? Tarihsel süreçte bu üç tarz ile karşılık bulmuÅŸtur: Birincisi, vahiy/ilahi bilgi… Allah tarafından seçilmiÅŸ bir Nebi ile insanlara gönderilmiÅŸ vahiy/bilgi ve onun açıklamaları… İkincisi ise; akıl üzerinden hareketle ve salt akla dayalı bir bakış üzerinden bir deÄŸerlendirme arayışları ki bunun çoÄŸul karakteri tarih boyunca hep varlığını korumuÅŸtur. Üçüncüsü ise; GönderilmiÅŸ bilginin süreç içinde geleneÄŸe dönüşmüş hali ile akıl arasında kurulan ve deÄŸiÅŸen zeminler ve zamanlarda farklılıklar doÄŸuracak bir yaklaşım üzerinden evren, insan ve Tanrı okumaları yapmaktır. Her üç halin kendisi bir çıkış arayışını temellendirmektedir. Ancak ilahi bilgi dışında kalan her iki bilgi süreçleri insanlığı felaha taşıyan bir yaklaşım geliÅŸtirmede hep akamete uÄŸramıştır. Din ve vahiy ise geçici de olsa, insanlığın kurtuluÅŸunu temellendiren bir bakışı inÅŸa etmiÅŸ ve bir topluluk bunu belirli bir süre yaÅŸamayı sürdürmüştür. İslam ise, bu meseleyi daha derinden çözüme kavuÅŸturmuÅŸtur. Şöyle ki, önceki peygamberler ile gönderilmiÅŸ bilgi belirli bir süre sonra deÄŸiÅŸime uÄŸradığını son gönderilmiÅŸ Kitap Kuran bize haber vermektedir. Ve son Kitap Kuran ise korunarak bin beÅŸ yüz yıl sonra hala ilk indiÄŸi konumu ve sahihliÄŸi korumaya devam etmektedir. Tarih boyunca insanlığın kurtuluÅŸunu saÄŸlama konusunda önemli adımlar atılmasına zemin oluÅŸturmuÅŸ ve tarihsel bir sürekliliÄŸi muhafaza ederek dini emir ve nehiylerin varlığını saÄŸlam bir zemine yaslandırmıştır. Siyasal tartışmalar ve benzeri alt düzlemde yaÅŸanan gerginlikler hiçbir zaman kuÅŸatıcı bir bakışı zedelemeye zemin oluÅŸturmamıştır. İşte bu yüzden Külli bir akıl ancak saÄŸlam, güvenilir ve kuÅŸatıcı bir bilgiyi taşıyan İslam ve ona dayalı bir episteme üzerinden saÄŸlanabilir.
Külli Akıl, külli bir iradenin ve bilginin temelini inşa eden vahyin ışığı altında ancak kendisini inşa edebilir. Ama bu inşanın gerçekleşmesini sağlayacak olan bakışın ipuçlarını da doğru kurmakta yarar var:
Külli bir Akıl için birinci temel ilke; saÄŸlam ve güvenirliliÄŸi belirgin olan ilkelere dayalı olmasını saÄŸlayacak bir zemine yaslanmasıdır. İşte bu vahyin ve nübüvvetin ‘delaleti kat’i ve subut’i Kat’i’ denilen temel ilkeye istinat edilmelidir. Yani haber hem kesinlik arz edecek ve hem de hangi anlamı ihtiva edeceÄŸi kesin olacaktır. Bu ilke bu iÅŸlevselliÄŸi saÄŸlamaktadır. Ve bu bakış kesinlik arz eden bir yaklaşımı da içermektedir. Bu ilke bize tevhid ile çoÄŸul karakter arasındaki dengenin nasıl kurulması gerektiÄŸi konusunda bir bakış sunacaktır. İkinci temel ilke ise; vahiy ve vahyin iÅŸaret ettiÄŸi zemini doÄŸru anlamaya matuf vahiy dışında kalan biliÅŸ süreçlerini mutlaklaÅŸtırmadan ama bu temel ilkeler üzerine dayandırarak onların çoÄŸul karakterini dışlamadan tevhidin çoÄŸul tezahürünü doÄŸru bir zeminde inÅŸa edebilecek bir zemine yaslanmaktır. Böylece akıl, deney, gözlem, tecrübe ve benzeri biliÅŸ süreçlerini kuÅŸatıcı bir akıl üzerinden yeniden inÅŸa ederek varlık, varoluÅŸ ve var olma hallerini doÄŸru bir zeminde kuracak bir yaklaşımı ilkeler düzleminde inÅŸa ederek ortak bir idrake sahip olabilmeyi mümkün kılmak kolaylaÅŸacaktır. Üçüncü temel ilke ise; varlığın boÅŸuna yaratılmadığını idrak etmek ve anlamlandırmak ile birlikte bu idrake dayalı bir bakışın kurulmasını zorunlu kılmaktır. Bu noktada anlam ve anlama dayalı bakışın insan ve varlığın aÅŸkınlığını saÄŸladığı bir zemin olarak düşünmek ve onu ona göre düzenlemek asli bir konumu ihtiva etmektedir. Anlam ise ancak yaratıcı Kudretin gönderdiÄŸi bilgide açıklandığı biçimi ile temellendirilebilir. Varlığın iliÅŸkisel zeminini de bu anlama göre yeniden kurma arayışı bizi Külli Aklın zemininin dayanacağı geniÅŸliÄŸi iÅŸaret eder. Dördüncü temel ilke ise; Külli Akıl; beÅŸeri tecrübenin tek başına idrak edemeyeceÄŸini dikkate alarak insanların ortak bir irade, algı, idrak ve anlayışa ihtiyaç olduÄŸunu görerek ortak bir bakışı inÅŸa etmelerini saÄŸlamaktır. Herhangi bir beÅŸeri tecrübeyi tek başına kesinlik derecesine çıkarmadan gönderilmiÅŸ bilgiye dayalı kesinlik sunan ‘vahyin ilkelerini’ dikkate alarak beÅŸeri alanı çoÄŸul karakteri üzerinden ama birliÄŸe yönelik bir irade ve niyeti inÅŸa ederek varlık sahasına çıkmayı zorunlu kılar. Altıncı ilkesi ise; varlığın yaratılışının temelinde var olan yaratılmışlığın sınırlılığı içinde bir nakısa taşıdığını ve bu yüzden ancak Yaratıcı Kudretin bilgilendirdiÄŸi ÅŸeyin kesinliÄŸi içinde kendi eksikliÄŸini ve zaafını dikkatten kaçırmadan ortak bir iradeye yönelik bir yöneliÅŸi inÅŸa etmektir. Yani insanlar kendi eksikliklerini bir baÅŸka insanın eksikliÄŸinden veya fazlalığından faydalanarak giderebilmelidir.
İşte Külli Akıl, bu temel ilkelere bina edilmiÅŸ bir yapı ve akıl tarafından inÅŸa edilerek insanlığın içinde bulunduÄŸu bu çıkmaz sokaktan ve Kriz zemininden kurtaracak hamleyi yapabilir hale gelecektir. Bu noktada nitelikli ve elit bir entelektüel zemine olan ihtiyaç tartışmasız bir gerçekliÄŸe sahiptir. Bu nitelikli ve elit entelektüel zemin güçlü bir ahlaki yapıya da sahip olabilmeyi baÅŸarmalıdır ki arzulanan kurtuluÅŸun gerçekleÅŸmesine zemin oluÅŸturulabilir olsun…
Abdulaziz TANTİK

Henüz yorum yapılmamış.