Mehmet Beyhan: 3-AB ve Mekke'den yükselen birlik
7 AÄŸustos 2026'da Türkiye, Pakistan ve Suudi Arabistan arasında Mekke'de imzalanan ortak savunma anlaÅŸması, bölge güvenliÄŸi açısından son derece önemli bir baÅŸlangıçtır. Yaklaşık yedi yıl önce, 6 Kasım 2019 tarihinde kaleme aldığımız “3-AB” baÅŸlıklı yazımızda, dünyanın yeni bir döneme girdiÄŸini ve Türkiye'nin deÄŸiÅŸen ÅŸartları doÄŸru okuyarak kendi coÄŸrafyasının imkânlarına dayalı alternatifler geliÅŸtirmesi gerektiÄŸini savunmuÅŸtuk.
O tarihte Rusya-Ukrayna Savaşı başlamamış, Gazze'de yaşanacak katliamlar ve İran-İsrail savaşı henüz ortaya çıkmamıştı. Ancak dünyanın hangi istikamete doğru sürüklendiğine ilişkin bazı işaretler vardı.
Bu nedenle Türkiye'nin yalnızca mevcut ittifaklara baÄŸlı kalmak yerine, Asya, Avrupa ve Afrika'yı birbirine baÄŸlayan jeopolitik konumunu daha etkin kullanması gerektiÄŸini düşünmüştük. Bunu kısaca “3-AB” formülüyle ifade etmiÅŸ; Türkiye'nin bu kıtalarda iyi iliÅŸkilere sahip ülkelerle ekonomik, siyasi, diplomatik ve güvenlik alanlarında daha güçlü iÅŸ birlikleri geliÅŸtirmesini önermiÅŸtik.
Bu düşüncenin temel amacı, emperyal güçlerin taşeron terör örgütleri üzerinden yürüttüğü bölme stratejilerine karşı birleşmeyi; çatışmalara karşı barışı ve sömürüye karşı adil paylaşımı mümkün kılmaktı.
Bugün Mekke'de atılan adım, 2019'da üzerinde durduğumuz yaklaşımın özellikle Asya ayağında oluşan ilk somut halkalardan biridir. Bu önemli adımı sürdürülebilir kılmak için üç ülkenin güvenlik alanının yanı sıra ekonomi, ticaret, enerji, teknoloji ve ulaştırma gibi birçok alanda da iş birliklerini geliştirmesi gerekir.
AnlaÅŸmanın nasıl karşılandığı da dikkat çekicidir. Washington merkezli Atlantic Council'in 7 AÄŸustos tarihli analizinde, “Riyad'ın ABD'den NATO'nun 5. maddesine benzer bir güvenlik garantisi alma arayışından uzaklaÅŸtığı” vurgulanıyor. İsrail'de yayımlanan The Jerusalem Post ise 9 AÄŸustos tarihli haberinde, Mekke'de imzalanan savunma anlaÅŸmasının Suudi Arabistan ile İsrail arasındaki normalleÅŸme umutlarını zorlaÅŸtırabileceÄŸine dikkat çekiyor.
Bu deÄŸerlendirmeler, Türkiye'de zaman zaman dile getirilen “Mekke AnlaÅŸması bir Amerikan projesidir” iddiasına ihtiyatla yaklaÅŸmayı gerektiriyor. Zira Washington ve Tel Aviv'den gelen tepkiler, anlaÅŸmanın en azından mevcut haliyle yeni bir bölgesel denklem oluÅŸturduÄŸunu gösteriyor.
3-AB'nin Afrika ayağını ilk etapta Mısır ve Libya olarak düşünmüştüm. Bu ülkelerin de önümüzdeki süreçte bölgesel iş birliklerine dahil olması halinde Afrika halkası önemli ölçüde tamamlanmış olacaktır. Umarım her iki ülke de bu tür bölgesel dayanışma mekanizmalarının içinde yer alır.
Avrupa ayağında ise ilk etapta Macaristan, Bosna-Hersek ve belki Arnavutluk gibi ülkeler düşünülebilir. Buradaki temel amaç, farklı coğrafyalardaki ülkeleri barış ve adalet temelinde; ortak ekonomik çıkarlar, güvenlik ve karşılıklı bağımlılık üzerinden birbirine yaklaştırmaktır.
2019'da “3-AB” fikrini ortaya koyduÄŸumuzda, bunun tek ve en doÄŸru yol olduÄŸunu iddia etmedik. Yıllara dayanan okumalarımızın, üç kıtada edindiÄŸimiz gözlemlerin ve Türkiye'nin jeopolitik konumuna dair deÄŸerlendirmelerimizin ÅŸekillendirdiÄŸi mütevazı bir öneriydi. Bugün bu düşüncenin iÅŸaret ettiÄŸi istikamette bazı yaklaşımların devletlerin masasında karşılık bulduÄŸunu görmek son derece umut vericidir.
Türkiye, nasıl ki kıtaları birleştiren bir coğrafyaya sahipse, 3-AB ile bu coğrafi avantajı siyasi bir akla ve bölgesel iş birliğine dönüştürebilecek tarihî tecrübeye de sahiptir. Eğer Türkiye, Pakistan ve Suudi Arabistan mevcut birlikteliklerini başka alanlardaki iş birlikleriyle de güçlendirebilirlerse, kendi potansiyellerini harekete geçirmeleri kolaylaşacaktır. Böyle bir gelişmeye diğer bölge ülkelerinin de ilgisiz kalması beklenemez.
2019'da “tekerleÄŸin hangi istikamette döndürülmek istendiÄŸine bakabilmeliyiz” demiÅŸtik.
Bugün tekerlek daha hızlı dönüyor.
Önemli olan, onun nereye doğru döndüğünü görmek ve istikamet üzerinde söz sahibi olabilmektir.
Mehmet BEYHAN

Henüz yorum yapılmamış.