Abdulaziz Tantik: Yaşadığımız Krizin Analizi
Yeni bir yüzyıla girerken baÅŸlayan krizler, süreklileÅŸerek ve büyüyerek devam etmektedir. SoÄŸuk savaÅŸ döneminin bitmesi ile baÅŸlayan yeni dönemin ‘kaotik’ olarak betimlenmesi de bu krizin oluÅŸumunun açık göstergesi olarak deÄŸerlendirilmesi gerekir. Epistemik kriz olarak baÅŸlayan süreç anlam krizine neden olurken, siyasal ve ekonomik krizi de beraberinde taşıdığı gibi adalet ve ahlak alanında da ciddi krizlere neden olmaktadır. YaÅŸadığımız dünyadan memnun olan bir azınlık dışında kimse memnun deÄŸildir. Ayrıca dünyayı yeniden biçimlendiren bir aklın yeniden meydanı boÅŸ bulması ise süreklileÅŸtirilen yeni krizleri çoÄŸaltan bir yaklaşımı mümkün kılmaktadır. Bir taraftan insanın geride bırakılması, trans hümanizm, yetmedi post hümanizm ve benzeri arayışların da varlığı anlam krizini derinleÅŸtirmektedir.
Kriz, aynı ÅŸekilde ideolojik zeminlerde de baÅŸ göstermektedir. ‘İdeolojiler çağı bitti’ sözü, krizin ilanından öte bir anlama sahip deÄŸil zaten! Açıklığın deÄŸil çıplaklığın normalleÅŸtirilmesi, gece kıyafetleri ile dışarılarda gezmeler, tozmalar… Cinsiyet meselesinin gündemleÅŸtirilmesi arayışları, iklim meselesi, bu noktada yapılan çalışmalar vesaire, yeni bir dünyanın kurulmasının zemini araÅŸtırılırken, nüfus çokluÄŸuna yapılan göndermeler ve nüfus azaltma arayışları da krizin varlığının derinliÄŸini iÅŸaret etmektedir.
Dini toplulukların varlığı ve giderek kendi doğal dini ahlaklarından soyunarak yeni bir tarza yönelmeleri de krizin varlığının sürekliliğini sağlamakta olduğu öğrenilmelidir. Müslümanların çağdaş sorunlar karşısındaki ezik tutumları, kendilerini yenileme ve oluşan yeni duruma adaptasyon süreçlerinde dini düşüncenin zaafa uğratılarak gerçekleştirilmesi arayışları da krizin dini yaşamdaki derinliğini işaret etmektedir. Bu krizin varlığı zaten tartışma dışı olmak ile birlikte buna dair geliştirilen bir çözüme rastlanmaması vahimdir. Genel halk çoğunluğunun en kötücül şartlarda var olmayı sürdürmeleri ve buna dair bir yaklaşım geliştirilmesinin mümkün olmaması tam bir fecaattir. Yapılan zulümlere karşı azınlığın azınlığı bir kesim dışında tepkinin verilmemesi, iktidarların ise bu durumu kendi iktidarları lehine nasıl kullanırım çelişkisine yönelmeleri durumu daha da katmerleştirmektedir.
Epistemik kriz, anlam krizini tetiklemekte, anlam krizi, ahlak krizini tetiklemekte ve ahlak krizi ise adaletsizliği normalleştirmeyi ve gayriahlâkî bir zemini güçlendirmeye yaramaktadır. İşte bu durum yeni bir çıkış yolunun varlığını zorunlu kılmaktadır.
Çözüm arayışlarında da bir krizin varlığı açıkça görülebilinmektedir. Çözüme dair arayışlarda mevcut ontolojik ve epistemolojik arayışların dışına çıkma cesareti görülmemektedir. Veya buna dair güçlü bir epistemik bakış bulunmamaktadır. Çözümü, mevcudu oluÅŸturan ÅŸartların içinden hareketle arama arayışı baÅŸlı başına bir kriz alanı olarak betimlenmelidir. Çünkü çıkış, ancak mevcut ÅŸartları aÅŸacak ve ondan etkilenmeden yeni bir bakış ve yaklaşım üzerinden inÅŸa edilecek yeni bir epistemik zeminden hareket edildiÄŸi zaman saÄŸlanabilir. Bu durumu oluÅŸturacak olan ÅŸey ise; mevcudu kendi bütünlüğü içinde idrak etmek, onu ifadeye kavuÅŸturmak ve onun analizini farklı bir zeminden hareketle yapabilmeye muktedir olmayı zorunlu kılmaktadır. GeçmiÅŸin zaafından, yani bugünü anlamlandırırken taşıdığı zaaflar, geliÅŸen ve deÄŸiÅŸen sosyal dinamikleri anlamada oluÅŸacak olan zaaf… Mevcudun inÅŸa edildiÄŸi zemin ve bu zemini imar eden epistemik unsurlardan ve onun saÄŸladığı bakışın gücünden korunarak ona karşı objektif olabilmeyi baÅŸarmayı da esasa baÄŸlamak ve ona göre yeni bir yaklaşım geliÅŸtirebilecek epistemik bir donanıma sahip olmak, tek çıkış yolu olarak görülmektedir.
Mevcudun baskın karakterini aÅŸmaya matuf arayışların karşılaÅŸtığı ambargo ki bu çok çeÅŸitli ve çok boyutlu bir engelleme arayışıdır. Öncelikle, mevcudun bakış açısı altında eÄŸitimini yapmış yığınların ondan kurtulma arayışlarının eksikliÄŸi de temel bir zaaf alanı olarak betimlenmelidir. Akademisyen, aydın, entelektüel ve gazete yazarlarının da benzer bir konumu taşıdığı dikkate alındığı zaman ‘yeni bir söz’ün nasıl bir tepki ile karşılanacağını da dikkatten kaçırmamak ve krize matuf etkisini dikkate almakta yarar vardır. Sivil toplum kuruluÅŸlarının entelektüel zaafları, ideolojik kalıpları aÅŸamama halleri, yeni arayışlara kapıları açık olmalarına raÄŸmen, bunu saÄŸlayacak bir epistemik bakıştan ve yöntemden yoksun olmaları ise krizi güçlü kılmaya devam etmektedir.
Önce krizin derinliğini analiz etmek, sonra epistemik krizin varlığını delilleri ile ortaya koymak, anlam krizinin varlığını tescil ettikten sonra ahlaki krizin varlığının bütün bir toplumsallığı sardığını dikkatten kaçırmadan bir yaklaşım geliştirmek şart olmuştur. Tekil arayışların varlığı, bir umut olarak kayıtlara geçirilmelidir. Bu arayışlar altında bir araya gelip meseleyi tartışmaya başlamaları da ayrıca umudu diri tutmaya neden olmalıdır. Ancak, hala epistemik krizin aşılmasına yönelik kavramsal bir çerçeve, epistemik bir bakış, yol, yordam ve yöntem konusunda ciddi zaafların varlığını da göz ardı etmeden yola çıkılmalıdır.
Krizi aşmanın yolu ve ilk adımı, mevcudun parçalı epistemik yapısından kurtulmaktır. Bütünlüğü sağlayacak bir epistemik idrake sahip olmanın arayışına talip olmalıdır. Bu arayışı mevcudun dışına çıkarak yeni bir yaklaşımı önceleyerek gerçekleştirmelidir. Bütün bu adımları atarken, neyi, nasıl, ne şekilde yapacağını bilmeden yapmak değil, bilerek bu adımları atacak bir elit yapının inşasına imkân sağlamaktan geçtiğini bilmektir.
Bir müslüman âlim ve entelektüel olarak mevcudun dışına çıkmayı baÅŸarabileceÄŸi gibi, mevcudun içinde ÅŸekillenen İslami bakış açısının da yetersizliÄŸini bilerek hareket etmeyi kendisine itiyat edinmelidir. Meselenin anlam krizine dayandığını, anlam krizini inÅŸa edenin epistemik kriz olduÄŸunu bildikten sonra bu anlam krizinin ahlaki bir krizi inÅŸa ettiÄŸini görerek, bir çıkış yolunun ahlaki bir yapılanmayı zorunlu kıldığını da idrak ederek varlık sahasına çıkılmalıdır. Müslümanların ahlaki yapısının ‘takva’ ehli bir yapı üzerine inÅŸa edildiÄŸini bilerek bilgi/episteme ile iliÅŸkisini yeniden kurmalı ve mevcudu inÅŸa eden bilimsel, mantıksal, tecrübî, akli bilgilerin kendi içinde doÄŸruluÄŸu taşımasına raÄŸmen, ciddi zaaflar taşıdığını da görmeli ve ispat edecek bir boyuta sahip olunmalıdır. Böylece, yeni bir epistemenin akıl, bilim, felsefe ve tecrübî bilgiyi aÅŸan ve onları kuÅŸatan bir yaklaşıma sahip olması gerektiÄŸi de açıklık kazanacaktır. Bu kuÅŸatıcı bilgiyi sunacak olan ÅŸey ise; ilahi bilginin ilahi bir inayet olarak insanlara gönderilmesinin sonucu saÄŸlanan epistemik kuÅŸatıcılıktır. Kur’an ve onun uygulamalı örneÄŸi olan nübüvvetin saÄŸladığı zemin kurucu bir zemin ve burada ‘subuti kat’i delaleti kat’i olma’ örnekliÄŸi üzerinden elde edilecek kavramsal ÅŸema ile kuÅŸatıcı bir bakış ve epistemik yöntem geliÅŸtirilebilir ve buradan hareketle yeni bir çıkış kapısı aralanabilir. İşte her aÅŸamada bir ahlaki yapının varlığı kaçınılmaz sayılmalıdır ki zaaflar soruna dönüşmeden çözüme kavuÅŸturulabilir olsun… Yani sabit ve deÄŸiÅŸken olma hüviyetleri üzerinden sabit üzerine inÅŸa edilmiÅŸ bir yöntem ve teori üzerinden çözüme dair bir usul, yöntem, yol, yordam geliÅŸtirmek mümkün hale gelebilir…
Mesele krizin varlığını idrak etme, arayış ve bu arayışın üzerine bina edileceÄŸi zeminin ise mevcudun dışında olduÄŸunu idrak ederek tarihsel kökenlerine analitik bir bakış üzerinden yönelerek yeni bir çıkış yolu inÅŸa edilebilir. Önemli olan bunu isteyen ve buna cesaret eden bir topluluÄŸun varlığının ortaya çıkmasıdır. Gerisi ilahi inayetin varlığına dayanır ve o ilahi inayet, kendisine açılan hiçbir eli boÅŸ bırakmamaktadır…
Not: Mevcut durumdan kasıt; modern epistemenin ve onun türevlerinin ve o türevlerin etkileÅŸimi altında kalan diÄŸer düşünce biçimlerinin bütününü kuÅŸatan bir betimlemedir…
Abdulaziz TANTİK

Henüz yorum yapılmamış.