M. Ali Akbulut: Serhad Åžehri Erdebil'e yolculuk
İran'ın kuzeydoğu serhad şehirlerinden Erdebil'e gittik. Azerbaycan Cumhuriyeti'yle sınır. Tahran'dan Kerece, Kerec'ten Kazvin'e, Kazvin'den Zencan'a uzanan yolculuğumuz kara yoluyla ve Zencan'dan ise Elborz dağlarının uzantılarından zirveye tırmanarak Erdebil'e geçtik. Yolculuğumuz otoban üzerinden olsa da, güzergâh boyunca Tahran'dan Kerece, Kerec'ten Kazvin'e kadar mesafede sanayi siteleri, büyük işletmelerin bulunduğu binaları gördük. Her ne kadar Zencan'da irili ufaklı çinko, demir eritme tesisleri olsa da Kazvin-Zencan arasında başta üzüm bağları olmak üzere elma, erik, kayısı gibi meyve bahçeleri ve yeşillikleri takip ederek, yine başta patates, domates olmak üzere tarlalardaki ürünleri görmek, büyük bir kısmı biçilmiş bazıları ise yeni yeni biçilmekte olan buğday ve arpa tarlalarındaki verimi görmek bölgenin tarım ve sanayi alanlarında zengin olduğunu hissettirdi bana.
Elborz dağlarının zirvesinden geçerek inişe doğru ilerlediğimiz bölge boyunca mısır, tütün, ayçiçeği tarlalarını da görmek ayrı bir güzellikti. İran'ın batı eyaletlerinden olan Kürdistan'dan başlayarak Zencan, Doğu Azerbaycan, Erdebil'den Gilan eyaletine, Hazar Denizi'ne akan Gazal Ozan ya da Kızıldere kenarından vadi boyunca yol katederek yamaçlardaki doğal güzellikler de büyüleyici. Büyüleyici ifadesini kullanmamın bir başka önemi var. Yol arkadaşım ve eşim "Görüyor musun şu dağları, dağların katman katman taşlarını, renk renk toprakları; kimileri yağan yağmur karşısında, kimisi sıcak güneş altında varlığının sebebi oluyor. Şu taş ve topraklarla uyumlu yeşillikler ve akan nehir suları, düşünenlere neler demiyor ki?" sorusuyla hem zihin dünyamı açmaya hem etraftaki güzelliklere daha farklı bakmama yardımcı oluyor.
Zaman zaman koyu kırmızı toprakları, zaman zaman gri renkli toprakları, zaman zaman beyazlaşan renkleriyle toprakların farklı tonları, yine kırmızı tonlu taşlaşmış ve bizim peri bacalarına benzer yapılara dönüşmüş, katman katman yamaçların durumu da güzellikler kadar doğa harikası manzaralar oluşturuyor.
Artık yavaş yavaş Erdebil'e doğru yaklaşıyoruz. Yol kenarlarında park etmiş kamyonetlerde başta karpuz, kavun, domates, salatalık, patates, soğan gibi ürünlerin satıldığı tezgahların artış göstermesi, şehre yaklaştığımızın işaretleri aynı zamanda. Aslında İran şehirlerinde kamyonetlerle yol kenarlarında satış yapmak çok yaygın bir gelenek. Her şehir ve bölgenin kendine özgü ürünleri bu şekilde müşterilerin eline ulaşmış oluyor.
Şehrin merkezine doğru yol katedtikçe, davetli olduğumuz programın afişlerini de görmeye başladık. Erdebil Haftası etkinlikleri hatırlatılıyor. Hem reklam afişlerinde hem iş yeri tabelalarında Farsça harflerle Türkçe yazılmış isimler gördükçe Erdebil'in bir Türk şehri olduğunu daha bir hissediyorum.
Erdebil'de çoğunluğu Azeri Türk olmak üzere Taliş, Kürt, Tat etnik gruplarının da yaşadığını belirtelim. Çoğunluğu Şii olmak üzere Sünni mektebi mensubu Müslümanların yaşadığı bir bölge. Azerbaycan Cumhuriyeti'yle sınır olmasının getirdiği imkânlar ve fırsatlar var. Talişlerin bir grubu Azerbaycan Cumhuriyeti'nde yaşıyor ve bunlar daha çok Şii Müslümanlardan oluşurken, İran'da yaşayan Talişlerin de çoğunluğu Sünni olduklarını belirtelim. Azerbaycan Cumhuriyeti sınırına yakın bölgelerde daha çok yaşıyorlar. Çoğunluğu da Nakşibendi tarikatına mensuptur. Erdebil ziyareti kapsamında ziyaretine gittiğimiz Anbaran ilçesi Cuma imamı Şeyh Yaver Muradi ile geniş bir görüşme imkânımız oldu. Küçükçekmece'de medfun bulunan Şeyh Osman Seraceddin Nakşibendi'nin halifelerinden birinin türbesini de bize göstererek türbenin bulunduğu tepenin arkasının Azerbaycan Cumhuriyeti olduğunu da hatırlattı.
Şeyh Muradi, ilahiyatçı olduğu kadar akademisyen ve tarih üzerine de doktora yapıyor. Osmanlı-Safevi ilişkileri üzerine tez çalışması var. Türkçeden de geniş kaynakları olduğunu belirterek farklılıklarımızı bir fırsata çevirmek gerekir vurgusu yapıyor. "Farklılıklarımız çatışmaya dönüşürse biz vahyi anlamamış oluruz" diyen Şeyh Muradi, Allah'ın bizi kavim kavim yarattığını, geçmişten ibret almamızı, yeryüzünde var olanlardan ders çıkarmamızı istediğini söylüyor. Ve en önemlisi, "Biz inananlar olarak birlik olmamızı istiyor" diyerek, "Biz Şiisiyle, Sünnisiyle, Farsıyla, Türk'üyle, Taliş'iyle, Kürt'üyle bu toprakların insanlarıyız. Birlikte yaşamak zorundayız. Düşmanlar bizim dinimize, mezhebimize, etnik kimliğimize değil, kendisine teslim olup olmadığımıza bakıyor. Oysa biz bizden olmayanlara teslim olmayız, olamamalıyız" diyor.
Türkiye başta olmak üzere İslam ülkelerinde akademik çalışmalar ve ilmî çalışmalar arttıkça Müslümanların da bilinci artacak diyen Şeyh Muradi, ülkemizin içinde bulunduğu durum dikkate alındığında bizim daha fazla birlik içinde olmamız gerektiğini, birlikte olursak ülkemizi daha güçlü savunacağımızı, "Biz hiçbir zaman ülkemizin bırakalım bir avuç toprağını, bir toz zerresini bile düşmana vermeyeceğiz" diyerek sözlerini tamamlıyor.
Anbaran Cuma imamının arkasında cemaatle namaz kılarak kucaklaşıyoruz. Bizi yemeğe davet ediyor. Israrla yaptığı daveti bir sonraki ziyaretimize bırakıyoruz. Ve vedalaşarak ayrılıyoruz. Erdebil ziyaretimizin ilk gününde oldukça verimli geçen bir görüşme yapıyoruz. Hem ilmî anlamda hem akademik alanda kendini geliştirmiş olan Şeyh Muradi'nin tarih konusundaki sözleri kulaklarımda çınlıyor adeta: "Okuyalım, tarih okuyalım, Kur'an kıssalarını okuyalım. Okudukça bizim önümüze nice ibretler çıkacak."
Yaşadıklarımızdan ders alarak yaşayacaklarımızı daha iyiye ulaştırmak ümidiyle.
M. Ali AKBULUT

Henüz yorum yapılmamış.