M. Ali Akbulut: Sonumuz Hayır Olsun!!!
Gündem bazen algıda seçicilik denilen davranışlara yol açıyor. Bazen ruh halimizi etkiliyor. Bazen çalışmalarımızı yönlendiriyor. Gündemi kontrol etmek ya da gündemin popüler etkisinden kalmadan, gündemin gelişmelerini değerlendirmek kişiye çok şey katabiliyor.
Türkiye’de yardım ve yapılan yardımların iç edilmesi, insanların merhamet duygularının yıpratılması, iyilik düşüncesinin zedelenmesi ve tabii ki buna bağlı olarak geçmişlerin sorgulanması, yapılan iyiliklerin şahıs üzerinden değerlendirilip bütün iyiliklerin üstünün örtülmesi gibi konular gündemde. Bu tartışmalar üzerinden adeta kutuplaşmaya doğru giden toplumsal kırılmalar var. Bu kırılmaların olduğu, hukuki konuyu magazinleştirme, magazin konularını siyasallaştırma, siyasi konuları kutuplaştırma gibi iç içe geçen konular ise toplumumuzun genel yapısı içinde.
Adli ve hukuki dosyanın siyasallaştırılması, siyasi dosyanın kutuplaştırılması sürecinde insanların yardım duygularının zedelenmesi, iyilik düşüncesinin bir şahıs üzerinden yürütülmesi, şahısların yaptığı ve yapacağı faydalı şeylerin önüne geçiyor gibi... İşte bu tartışmaların yaşandığı bir dönemde, İran’ın başkenti Tahran’da kıldığım Cuma namazında hatibin okuduğu hutbe zihnimdeki birçok soruya da açıklık getirdi desem yerinde olur. Hutbenin duygusal zeminde verilmiş olması da ayrı bir etki bıraktı.
Aslına bakılırsa biraz da hatip ile hutbe arasındaki bağ, cemaat ile gündem arasındaki ilişkiyi de iyi görmek gerekiyor. Ya da bu ilişkiler hutbenin etkisini artırıyor diyebiliriz.
Merkezi Tahran’ın batı bölgelerinden Sadikiye Meydanı'nda olan ve Sadikiye Camii olarak adlandırılan, mütevelli heyetinin büyük çoğunluğu Şafi/Kürt Müslümanların yönettiği Sadikiye Camii'ne bağlı Risalet Camii'nde Cuma namazını kıldım. Metro durağına çok yakın olan cami oldukça sade, evden dönüşme şirin bir cami. Daha önce hem bayram namazı kılmış hem de birkaç kez Cuma namazı eda etmiştim. Tatil döneminde kıldığım diğer namazlarda cemaatin büyük kısmı tatili fırsat bilerek memleketlerine gitmişlerdi; bu hafta ise daha önceki bayram ve Cuma namazlarına oranla daha fazla cemaat vardı. Bayanlar için ayrılan bölümdeki cemaat sayısı tahminen 50 ila 60 kişi kadar, erkeklerin sayısı ise yüz ila yüz yirmi kişiydi; toplamda kadın cemaatle birlikte yaklaşık 200 kişi olduğunu tahmin ediyorum.
Bu haftaki Cuma namazı, cemaatin fazlalığı ve cemaatin imamı, imamın verdiği hutbe dikkatimi çekti. Cemaat sayısı kadar cemaatin imamı da ilgi çekiciydi. İmamı daha önce tanıyordum, uzaktan da olsa. Birkaç programda görmüştüm. Bazen de Sadıkiye Camii mütevelli heyetinin katıldığı uluslararası programlarda görmüşlüğüm vardı. Dr. Haşimi... Dr. Haşimi, bildiğim kadarıyla üniversitede tefsir bölümünde öğretim görevlisi olarak da görev yapıyor. Akademik kariyeriyle Cuma imamlığı adeta birbirine yakışır hale gelmiş. Verdiği hutbe de bu yönüyle yeni bakış açısı kazandıracak nitelikte.
İran içinde yaşanan savaş şartlarını dikkate alarak belki de hutbenin konusunu seçmişti, bilmiyorum. Belki de Türkiye gündemiyle bağlantılı olarak gördüğüm içindir, bilmiyorum. Hutbenin konusu, "Allah sonumuzu hayır etsin" ifadesi ve duasına getirdiği açılımdı.
Dr. Haşimi, "Allah sonumuzu hayır etsin" şeklinde dilimizde sürekli dönen dua kalıbındaki ifadeye şöyle yaklaştı: "Bizler genel olarak bir işe başlıyoruz ve sonumuzun hayırla bitmesini bekliyoruz. Beklenti güzel de, hayırla bitmesi için bir çabamız, bir gayretimiz yoksa, hayırla sonuçlanmasını niye bekleriz?" diye sordu ve "İyi niyetle başlarız, iyi sonuçlanması için de samimiyetle çalışırsak sonucunu Allah takdir eder. Bizim bilmediğimiz, bilemeyeceğimiz konular var. Ölüm bunların başında geliyor. Allah sonumuzu hayır etsin, diyerek her an ölecek gibi yaşamıyorsak, sonumuzun hayır olmasını nasıl bekleyebiliriz? Oysa her gün, her an ölecek gibi yaşarsak, sonumuzun hayır olması da mukadderdir."
Başlangıç ve bitiş olarak iki iyi, iki de kötü olmak üzere dört yol vardı, diyen Dr. Haşimi, "İyi başlayıp iyi biten birinci yol. Ne kadar güzel. Ve ikinci yol, kötü başlayıp iyi biten yoldur; bu yol da güzeldir. Her ne kadar kötü başlasa da iyi sonuçlanmıştır. İslam tarihimizde nice örnekler vardır. Peygamberler iyi başlayıp vahiyle daha iyileşmiş ve iyi sonuçlanmışlardır. Ne kadar güzeldir. Sahabeler, kötü ve şirkle başlayan ömürleri, İslam'la müşerref olunca o cahiliye dönemlerini geride bırakarak bize çok güzel örnek oluşturmuşlardır. Üçüncü yol, iyi başlayıp kötü biten yoldur; olumsuz bir örnek. Ve dördüncü yol, kötü başlayıp kötü biten yoldur. Bu da diğerlerine göre çok daha vahimdir. Sahabelerden İbni Seleme’nin durumu aslında biraz iyi başlayıp kötü sonuçlanan bir örnek olurken, dönemin müşrikleri de kötü başlayıp kötü biten örneklerdir" diye konuştu.
Dr. Haşimi hutbesini yavaş yavaş duygusal zeminde anlatmaya başladı. Ve Yusuf (a.s.) kıssasının "Allah sonumuzu hayır etsin" temennisine en güzel örnek olduğunu belirterek hem kendi duygusal zeminde gözyaşları içinde anlatmaya başladı hem de cemaatte benim de aralarında bulunduğum kişileri duygulandıran konuşmasına devam etti.
Hz. Yusuf, güzel başlayan bir rüya ile kardeşlerinin yaklaşımı ve yaşanan musibetler ile Mısır’a hâkim olan bir süreçtir. "Allah sonumuzu hayır etsin" diyerek işlerimizden el etek çekmek, yaşanan olaylarda tavır ve davranışlarımızda kontrolsüzlük yapılamaz. Allah’a havale ederken, Allah’ın bizi kontrol ettiğini düşünmemek olmaz. Allah bizi kontrol ediyor ve Allah’a hesap vereceğiz; bir imtihan dünyasındayız. İmtihanımızı da başaracağız. "Allah sonumuzu hayır etsin" diyerek irade göstermezsek, sonucu hayırlı beklemek doğru olmaz. Nitekim Hz. Yusuf, bütün zorluklar karşısında bile Yaratan'dan korunma istemesi, Yaratan'dan yardım talebinde bulunması, Allah'ın sonunun hayır etmesini dilemenin bir sürecedir. Yusuf (a.s.), kardeşlerinin tavırlarına rağmen mücadele azmi, sabır örnekliği, Allah korkusu gibi yaklaşımlarla Mısır’ın hâkimi olmuş; babası Hz. Yakub’la birlikte bütün aile üyelerini bir araya getirme, birlik ve beraberlik içinde olma, güç oluşturma örnekleri de bize sunmuştur.
Dr. Haşimi hutbesini Hz. Yusuf’un aile üyelerini bir araya getirerek oluşturduğu teslimiyet örnekliğini anlatmanın yanında, hutbe sonrasında geçilen namazda da kıraat ettiği Âl-i İmrân suresinin dua kalıbındaki son ayetleri de konuyla bağlantılı olduğundan dolayı sağımdaki ve önümdeki cemaatin gözyaşlarıyla namazlarını eda etmeleri beni de duygulandırdı.
Duygulu bir hutbe ile duygulu bir namaz edası beni de etkiledi. "Allah'ım sonumuzu hayır etsin" dua kalıbını çok farklı bir bakış açısında anlatmış olması, hem Türkiye hem İran gündemi içinde bende ayrı bir etki yaptı.
Türkiye’deki yardım kuruluşları üzerinden insanların iyilik duygularının istismar edilmesinden ziyade, olaylara bakarken iyi başlayıp kötü biten, kötü başlayıp kötü biten, iyi başlayıp iyi biten, kötü başlayıp iyi biten işler olarak görmek gerekiyor. Kişinin iyi başlayıp geçirdiği süreç içinde kötüleşmesi, kötü başlayıp kötü bitmesi konusunda, şahıs üzerinde iyi olduğu döneme ait övgüleri sorgulama yanlışımız ise iyilik duygularımızı öldüren niteliktedir. Olayları başlangıç ile geçirdiği süreç olarak görmek, sonuç ile yargılamak gerekiyor.
Yaptığımız ve yapacağımız işlerin Yaradan'ın rızasına uygun olması ve Allah’ın sonumuzu hayır etmesi dileğiyle.
M. Ali AKBULUT

Henüz yorum yapılmamış.