Şevket Hüner: Kuşun Tellerden Ördüğü Çelişki
Birçok çelik çit tel imalatçısı bulunan, Ankara Sincan Yenikent sanayi sitesinde rüzgârdan bir ağacın dalı kırılınca ortaya çok düşündürücü bir eser çıkmış. Onu kaldırıp kenara koymaya çalışan biri o dalın üzerinde, çalı çırpıyla değil çelik tel parçalarıyla yapılmış bir kuş yuvası olduğunu fark etmiş.
Sanayi sitesinin o gri, gürültülü ve her köşesinden kaynak kıvılcımları saçılan mekanik dünyasında, hayatın kendine yer açma çabasını fark etmek her zaman şaşırtıcıdır. Ancak bir çit imalatçısının bahçesinde, yere düşmüş bir dalın ucunda asılı duran o yuva, sadece yaşama tutunma çabası değil, insanın kibrine ve sınırlama çabasına tepeden bakan muazzam bir ironidir. İnsanın dünyayı bölmek, mülkiyeti korumak ve ötekini dışarıda bırakmak için ürettiği o soğuk çelik teller, gökyüzünün özgür sakinleri tarafından toplanıp yaşamın en korunaklı yuvası inşa edilmiş.
Çit dediÄŸimiz ÅŸey, aslında korkunun mimarisidir. "Buraya kadar" demenin metal hâlidir. Bir mülkü diÄŸerinden, bir bahçeyi ötekinden, bazen de bir insanı baÅŸka bir insandan ayırmak için topraÄŸa çakılır. Tel çitler, birbirine yaklaÅŸmamayı öğretir. KuÅŸun ulaÅŸabildiÄŸi tabiat, artık insanın artıklarıyla kirletilmiÅŸtir. Çelik çit teli, kuÅŸun gözünde bir yasak deÄŸil, bir davettir. İnsanın “buraya kadar” dediÄŸi yerde, o yaptığı yuvayla adeta “buradan baÅŸlıyor” demiÅŸ olur.
Kuş, tüm sınırlamaları anlamsız bulan, yeryüzünü tek bir bütün olarak gören cihanşümul bir gezgindir. Kuşun çit telinden yuvası, fıtratına ihanet eden modern insana tabiatın sessiz ama ezeli cevabıdır. İnsan ne yaparsa yapsın tabiat, engellerin içinden sızarak kendine yol bulacaktır.
Kuş, insanın "ayrılık ve esaret" için büktüğü o çelik tel kalıntılarını almış, gagasında bükerek "şefkat ve aidiyet" potasında eritmiştir. İnsanın sınır çekmek için ürettiği malzeme, bir dişi kuşun sınırsız sevgisiyle sıcak, korunaklı ve hayat veren bir sığınağa dönüşmüştür.
Kuş, içine doğduğu gayri fıtri koşullarda ayakta kalabilmek için yuvanın dışını çelikle zırhlamış, darbelere ve fırtınalara karşı korunaklı bir kale inşa etmiştir. Ancak o soğuk zırhın içine döşediği otlarla, yumurtalarını ve yavrularını ısıtacak o yumuşak, şefkatli yuvayı korumayı da ihmal etmemiştir.
Tabiat, insanın niyetine sadık deÄŸildir. Her ÅŸeyi yeniden yorumlar. Duvarlara sarmaşık olur, terk edilmiÅŸ fabrikalarda çiçek açar, paslanan tellerden yuva örer. Zira tabiat için var olmak, direnmekten önce dönüştürebilmektir. O küçücük kuÅŸ, gagasında taşıdığı tellerle insanın, “Sınırların mutlak olduÄŸu ve engellerin sonsuza kadar süreceÄŸi” iddiasını sessizce çürütür.
Vahiyi terk etmiş insan nesnelere yanlış isimler verir. Tabiat ise bu yanlış isimlendirmeyi yeniden gözden geçirtir. Biz "çit" deriz, kuş "yuva" der. Biz "atık" deriz, o "malzeme" görür. Biz "engel" inşa ettiğimizi sanırken, tabiat onu güvenli bir çözüme dönüştürmenin yolunu bulur.
Günün sonunda, o çelik yuvanın içinde gözlerini açacak yavrular, kanatları güçlendiğinde gökyüzüne doğru süzülecekler. Altlarında ise kendilerini koruyan yuvasının yapıldığı o tellerin üretildiği fabrikalar, makineler ve kendi ördükleri duvarların arkasına sığınan insanlar kalacak. Çelik çitlerin arasından sızan tabiat, insanlığın tüm sınır çizme çabalarını bir kez daha anlamsız kılacak ve özgürlüğün hiçbir kafese, hatta o kafesin tellerinden yapılmış bir yuvaya bile sığmayacağını kanıtlayacaktır.
Not; bu yazıya konu olan video https://www.youtube.com/shorts/njuGybZP7bQ
Şevket Hüner / 4 Safer 1448

Henüz yorum yapılmamış.