Ramazan Kayan: Sistematik Çürüme
Hayat çok hızlı... Toplumsal deÄŸiÅŸim ve dönüşümün hızına yetiÅŸmek çok zor… Biz adına “deÄŸiÅŸim” ve “dönüşüm” desek de sanki süreç mecrasından çıkmış, eksenini kaybetmiÅŸ bir ÅŸekilde akıp gidiyor...
GiriÅŸim ve geliÅŸim niyeti ile yola çıkanlar görüyoruz ki baÅŸkalaşıyorlar, kendilerinden uzaklaşıyorlar, hatta özlerine yabancılaşıyorlar… Tanınmaz hale geliyorlar... Yenilenme adına yola çıkanlar zamanla egemen kültüre yenik düştüler ve bu acınası yitikler kayıp listelerinin uzamasına neden oluyor…
Peki neden?
Ciddi bir toplumsal tefessüh ile karşı karşıyayız…
Bireysel demiyorum, ulusal ve küresel bir çürüme, bozulma ve kokuşmadan bahsediyorum... Sadece politik, ekonomik, bürokratik, akademik çürüme, kirlenme söz konusu değil...
YaÅŸamın tüm ünitelerinde, maddi manevi, ferdi içtimai bütün alanlarda kronik bir kirlenme tüm deÄŸerleri, kutsalları, erdemleri eritiyor… Sosyal çürüme sınır tanımıyor...
En beteri bu çürümenin fark edilmemesi, hatta normal karşılanması... Kokuşmanın kanıksanması... Beterin beteri ise çürümenin savunulmaya başlanması...
Kötülükler yasallaştı, günahlar estetize edildi, değerler dumura uğradı... Kutsallar mizah konusu oldu...
Gelinen aÅŸama, insan bozumu...
Çürümüşlük bireysel bir arıza deÄŸil; yapısal, toplumsal boyutları olan sistem kaynaklı bir çöküş... Derin, yaygın, salgın bir çürümeden bahsediyoruz… Çürümenin kaynağı kokuÅŸmuÅŸ statükonun kendisi... Köhne rejimin bir türlü vazgeçmediÄŸi kirlilikler… Çarpıklıklar, güç ve çıkar iliÅŸkileri...
Evet, çürüme sistematik, kasıtlı ve hesaplı bir sürecin sonucu... Sorun derinlerde, varoluşsal...
Medya, mafya, sermaye, sanat, sanal, kültür, spor, siyasi erk bu çürümenin aparatları ya da kirlenmenin sacayakları...
Çürümenin kültür, sanat, bilim ile perdelenme ve pazarlanması ne kadar hazin!
Kutsalın, kitabın, kıblenin, değerin sanatçı müsveddeler üzerinden aşağılanması, kin ve küfürlerini kusmalarına nasıl katlanabiliriz?
Yetmedi alışmamızı bekliyorlar... İhanete, hakarete, haksızlığa, zillete, zulmete, zulme ve zorbalığa alışın diyorlar...
Hayır, bu kirlilik ve kokuÅŸmuÅŸluk kaderimiz deÄŸildir…
En büyük kusurumuz; duyarsızlık ve tepkisizliktir...
Olup bitenleri sorgulayacak bir akıl, insani ve imani duyarlılıkla titreyecek bir kalp lazım...
Maalesef bu çürüme önce zihinsel olarak baÅŸladı… Tefekkürü tefessüh etmiÅŸ beyinler iÅŸlevsel deÄŸil...
Düşünme melekesi felç olunca, felaketler peÅŸ peÅŸe geliveriyor... Hikmet, basiret, feraset yoksunu zihinler kendi zevalini kendi hazırlıyor… Furkansız, burhansız, Kur’an’sız akıl her türlü hilenin ve ÅŸeytanlığın üssü oluveriyor... Bilgelikten yoksun bilgi yığını geleceÄŸi belirlemekten yoksun kalıyor…
Evet, sorun aklın donması, fıtratın susması, misakın bozulması, kalbin katılaÅŸması, vicdanın kuruması, ahlakın tedavülden kalkmasıdır…
“Hayır! Bilakis onların iÅŸlemekte oldukları kötülükler yüzünden kalpleri paslandırılmıştır.”
(Mutaffifîn, 14)
Demek ki, kalp küflenince, kalpsiz bir dünyada kötülüklerin önüne geçmek mümkün olmuyor...
Misak unutulunca insan hakikate uzak düşüyor…
“Esma”yı hayatın merkezinden çıkarınca, “eÅŸya”ya mahkûm oluyorsunuz...
Egemenlik arzusu, emanet bilincini katlediyor...
Kültürel çürüme kimlik kaybına, köksüzleÅŸmeye neden oluyor…
Toplumsal çürüme, güven yitimine, aile, kardeÅŸlik, komÅŸuluk ve kolektif ruhun çürümesine neden oluyor…
Peki, bu çürümenin ilacı nedir?
Tevhid, takva, tevbe ve tezkiye... Bilinç ve direnç...
“Bir toplum kendinde olanı deÄŸiÅŸtirmedikçe Allah onları deÄŸiÅŸtirmez.” (Ra'd, 11)
Ramazan KAYAN

Henüz yorum yapılmamış.