Sosyal Medya

M. Ali Akbulut: Trump’ın yeni fitnelerine dikkat



ABD emperyalizmi, emperyalist hedeflerine ulaşmak için elini taşın altına koymuyor. Daha çok maşa olarak tabir edilen araçları kullanmayı tercih ediyor. Bu hem ekonomik, hem kolay, hem de fazla baş ağrıtmıyor.

Bu siyasetler aslında emperyalizmin kendi asliyetinde var. Nüfuz alanı için her yol mübah anlayışı. Hüküm altına almanın yollarından en etkilisi de yerli unsurları kullanarak hakimiyet sağlamak. Buna vekâlet güç deniyor. Maşa deniyor. İşbirlikçi deniyor. Fakat daha diplomatik dili ise müttefik ya da dostlarımız olarak isimlendiriliyor. Bu isimler daha etkili oluyor. Ya da emperyalist siyasetlerin uygulanmasında yerel unsurları rahatsız etmeyecek bir yaklaşım tarzı.

Bu dil ve tanımla, yerli halk rahatsız olmuyor. Hatta emperyalist rengin görülmesinin önüne çekilen perde haline geliyor. Bu durum da, içerideki ihtilafların daha da çatışmaya dönüşmesine altyapı oluşturuyor.

Hatırlar mısınız, 12 Eylül askeri darbesi yapıldığı zaman ABD Büyükelçisi Washington’a mesaj yazarak, “Kaygı duyulacak bir ÅŸey yok, bizim çocuklar iÅŸ başında” hatırlatması yaptığını... Bu ifadeler emperyalizmin stratejilerinde bir deÄŸiÅŸiklik olmadığının yansıması. Yine ABD çıkarları, ABD ile yapılan anlaÅŸmalar, NATO ile iliÅŸkiler, yapılan askeri ve ekonomik iÅŸbirliklerinin olduÄŸu gibi korunacağına dair güvenceler verildiÄŸi bildiriliyor.

İran’a yapılan saldırılarda kara operasyonu tartışmalarında, Trump’un hakaret içeren “Kürtlere silah verdik, onlar kendilerine aldı” itirafları da dikkate alınmalı. Trump’ın ifadesiyle, bölgesel müttefiklerine yerli halkın birbiriyle çatışmasına imkân oluÅŸturacak silah sevkiyatı yapılıyor. Bölge dışı aktörlerin bölgedeki siyasetleri genel hatlarıyla emperyalist çizgidir. Bölge kaynaklarına hâkim olmak, bölgedeki nüfuzu arttırmak hedefi taşır.

Trump ÅŸimdilerde Lübnan’da benzer siyasetler izliyor. İşgal rejimi İsrail’in saldırılarına ve iÅŸgaline karşı direnen Hizbullah’a yönelik kuÅŸatma ve silahsızlandırma görüşmelerinde istenilen olmuyor bir türlü. İşgal rejimi ile Lübnan hükümeti arasında yapılan doÄŸrudan görüşmelerde varılan mutabakata raÄŸmen İşgal rejimi saldırılarını sürdürüyor.

Trump, Suriye yönetimini, iÅŸgal rejimi İsrail’in tahrikleriyle terbiye etmeye çalışıyor. Bir yandan Suriye’nin güneyini iÅŸgal ederek oldubittiye getirmek, diÄŸer yandan Dürziler üzerinden Åžam yönetimine “dikkatli ol” mesajı veriyor. Yapılan taktikler, Åžam yönetimini, iÅŸgal rejimi İsrail’in siyasetleriyle eÅŸ güdümlü kontrol edebilmeyi amaçlıyor.

Emperyalizmin genel stratejisi bölgesel güçleri farklı taktiklerle, hâkim iktidarlara karşı her daim koz olacak ÅŸekilde tetikte tutmak. Türkiye’ye karşı PKK olurken, İran’a karşı ayrılıkçı unsurlar, Irak’a karşı etnik ve mezhep farklılıklarını her daim yumuÅŸak güç olarak kullanmıştır. Bu örnekler sadece gözümüzün önünde ve yakın zamanda cereyan edenler.

Ve ÅŸimdilerde Trump’ın, Åžam yönetimine yeni roller vermek üzere farklı platformlarda dile getirdiÄŸi teklifler var. İşgal rejimi İsrail’in Lübnan’da Hizbullah’ı yok etmek amacıyla yapamadığını, Suriye’nin yapabileceÄŸine dair söylemleri, bölgenin yeni oyunlara karşı daha dikkatli olunması gerektiÄŸini ortaya koyuyor. Son bir ay içerisinde en az 6 kez farklı platformlarda Suriye yönetimini bir yandan öven, diÄŸer yandan yeni ev ödevi verir gibi görev yüklemeye çalışan Trump, iÅŸgal rejimi İsrail’in baÅŸarısızlığını itiraf ederken, bu yolda Müslümanlar arası yeni çatışmalara da kapı aralıyor.

Trump’ın açıklamalarında doÄŸrudan muhatabı Ahmed eÅŸ-Åžara ise yaptığı açıklamada, bu tür teklifleri reddetmezken, gündemlerinde böyle bir çatışmanın ve Lübnan meselesinin olmadığını belirten ifadeleri yüreklere su serpti. Fakat bu tehlikenin geçtiÄŸi anlamına da gelmiyor. Hatta yeni tür tehlikenin varlığına dikkat çekiyor.

Oyunların her çeşidini deneyen, mezhep ve etnik farklılıkları çatışma konusu haline getirmede becerikli olan emperyalist anlayış, çok rahat bir şekilde sınır ihtilaflarını da çözümsüz bir konuymuş gibi gündemde tutabilecek tecrübelere sahiptir.

Türkiye başta olmak üzere bölge ülkelerinin zararına da olacak olan Lübnan/Hizbullah-Suriye çatışması tamamen Siyonist yayılmacılığa katkı sağlayacak, Siyonist nüfuz ve etkinin güçlenmesine katkı sağlayacak bir adım olacaktır.

Bu tehlikeli oyunların daha yakından takip edilerek, hem söylemlere hem eylemlere daha özenli yaklaşılması gerekiyor. Sosyal medyanın yıkıcı gücünü de dikkate alarak, şeytanın önden arkadan sağdan soldan aşağıdan yukarıdan yaklaşacağını bilmek gerekiyor.

Unutulmaması gereken nokta, Siyonist ve emperyalist güçler zayıftır. Zayıf oldukları da görülmüştür. Onlar güçlerini bizim farklılıklarımızdan, farklılıklarımızı ihtilaflara dönüştürmekten, ihtilaflarımızı da çatışmaya dönüştürmekten almaktadır. Oysa, onların birbiriyle meşgul olması bizim güçlenmemiz, kendi aramızdaki farklılıkları zenginlik olarak görmek, sorunlarımızı kendi içimizde çözmemiz bizi daha da kuvvetlendireceğini bilmemiz gerekmektedir.

Türkiye başta olmak üzere bölgenin aktör ülkeleri, fitne söylemlerine karşı daha uyanık olmalı, ülkenin ulusal çıkarları, bölgenin menfaatleri dikkate alınarak diyalogları güçlendirmeye özen göstermelidir.

Bölgesel diyalog, sorunları daha rahat çözer; bölge dışı aktörlerin bölgedeki varlığı ihtilaftan başka bir sonuç da getirmez, getirmemiştir de.

Basiretle yaklaşarak, izzetle duruş sergilemek, kardeşlik bağlarını güçlendirmek zaferleri de beraberinde getirir.

Her türlü fitneden uzak, zafer müjdesi olacak güzelliklerle kuşanmak dileğiyle.

M. Ali AKBULUT

Henüz yorum yapılmamış.

* İşaretli tüm alanları doldurunuz.