Sosyal Medya

Veysel Ocak: İslam'ın, İslamcılığın Vesayeti Altında Kalması



Bundan 40-50 yıl önce kapitalist-laik-seküler sistem içerisinde varoluş mücadelesi verirken İslam, direniş cephesinin adı olan İslamcılığın süreç içerisinde yaşadığı dönüşüm ile ortaya çıkan kurumsal İslamcılığın vesayetinin kuşatması altında kalarak bugün, sırtından hançerlenmesinin yarası ile hayatta kalma savaşı verir hale düştü.

İslam’ı vesayeti altına alan bu neo-islamcılık, önce kendi aydınlanması ile kendisini inÅŸa etti ve oluÅŸturduÄŸu kurumsallaÅŸmalarla İslamcılığın varoluÅŸunun gerekçesi olan tüm sorunları kendi paradigmasından ederek İslamcılığı dinden bağımsızlaÅŸtırarak mevcut düzeni kendisine elveriÅŸli dünya haline getirdi.

Bir inancı, inanca baÄŸlı düşünceyi ve dünya görüşünü gerçek anlamda savunması, temsil etmesi ve inÅŸa etmenin mücadelesini vermesi gereken İslamcılık, geçirdiÄŸi dönüşümle kendi ideolojisi içerisinde bir oryantalizm yaÅŸayarak adeta bumerang etkisi ile İslam’ı vurur hale geldi. Kitabı olan bir inancı çok yoÄŸun bir biçimde batılı kavramlarla yorumlayarak kitabî olmaktan çıkmasında ister istemez Truva atı görevi üstlendi. İlk dönemlerde getirdiÄŸi eleÅŸtiri ile donuk ÅŸeriate bir dinamizm kazandırırken, eleÅŸtiride belirli ilkelerin batılı akılla kendi müktesebatından koparılarak yorumlanmaya giriÅŸilmesi ile iÅŸ çığırından çıkmış oldu.

Sonra her türlü kötülüğün iÅŸlenebildiÄŸi bu dünyada aydınlanmasını saÄŸlayan aklı putlaÅŸtırarak, olması gerekeni yaÅŸadığımıza / yaÅŸadıklarına kendilerini inandıran İslamcılar, İslam’ın tüm anlam yapılarını yıkarak gerçekliklerini inÅŸa ettiler. Bunun bir gerçeklik olduÄŸuna inanmayanları da post modern Mürcie anlayışının oluÅŸturduÄŸu inancın örgütlü dili ile tekfir eder oldular. Zihinsel sendromlu lümpen bir sınıf ve post modern Mürcie anlayışı ile oluÅŸturulan kurumsal İslamcılık, paraya, lükse ve iktidara düşkünlüğü büyük, kendileri küçük insanları, akıl dışı yollar, yöntemler ve yaklaşımlarla tarihi, felsefesi, kültürü olmayan bir modernizmin inÅŸasının aktörleri haline getirdiler.

Kesinlikle bir tercihin konusu olmayan meseleler alakasızca özgürlük modası içerisinde işlenerek bugünkü İslamcılar arasında gelişen neo-liberallik bugünkü mevcut sosyolojinin temellerini oluşturdu ve hiçbir şeyi savunmayan; zulme, inkara, ifsada, tuğyana, fahşaya ve nifaka karşı kendisini refer ettiği kitaba yaslanarak herhangi bir tavrı savunduğunu son yirmi yıldır göremiyoruz.
Mesela aziz ve hakim olan kitaba yaslanarak bir tuğyanı reddettiğine, ifsad edici bir otoritenin kararlarını sorguladığına, yasalarla düzenlenen gayri ahlaki kamusallığı ürettiği içerik ile kamusal sahada sorgulanmasına ve protesto edilmesine fikri olarak öncülük ettiğine şahit olmuyoruz.

Oysa âlemlerin Rabbi olan Allah’a, Kur’an’ın evrensel hakikatleri içerdiÄŸine ve çaÄŸlara taşıdığına iman eden Müslümanların fikriyatı olarak doÄŸan İslamcılık, ilahi anlamlardan uzak, yerel anlamlar içerisinde yerel bencillikleri temsil eder oldu.

Üreteceği içeriklerle erdemli bir tavrı ve düşünceyi tezyin ve teçhiz etmesi gereken İslamcılık, ahlaki ölçülerin liberalleşmesinde, bencil bireysel ve sorumsuz kişiliklerin türemesinde rol oynamış, hâlâ da bu kişiliksizleşmeye özgünlükler çerçevesinde nitelik atfederek ağır bir tahribata yol açtığının farkında değildir. Bilakis ihmalleri meşrulaştırarak, gündemi, gündemsizleştiren gündemi ile algısal kirlenmenin yarattığı başıboşluğun bir kültüre dönüşmesine öncülük eder oldu.

Batı ile batılı kavramlarla kurduğu ilişki, İslamcılığı batı aklının sürüklendiği yere sürüklendiğini fark edemeden tarihi belirlemek üzere çıktığı yolda batılı bir kültürün tarihinde yaşamak zorunda kalışını şimdi mevcudun gerçekliği üzerinden olumlama çabasına düştü.

İnanç iddiasında olanlarda gelişen konformist din algısı mevcutla yüzleşmeleri olmayan bir dindarlığın tezahürü olarak kitleleşmiş durumda. İradesizliğin tükenmişliğe, yılgınlığın boş vermişliğe dönüşmesinden kaynaklanan bu dindarlık, tevhid dini üzerinde ağır vesayet oluşturmakta ve tevhidi baskılayarak hem düşünce hem de temsiliyet açısından kamusal alan dışına zorlamakta, tevhidin taleplerini tahkir etmekte, harici muamelesi yapılmasının propagandasını yönetmektedir.

Åžimdi bu neo-islamcılarla İslam’ı kendi ölçüleri, referansları ve deÄŸerleri üzerinden kutsadığı gerçekliÄŸini aÅŸarak konuÅŸabilmek mümkünlüğünü kaybetti. Bu neo-islamcılık, kutsadığı gerçekliÄŸinin dışında, İslam’ı, kendi özgün diliyle konuÅŸma imkânı ve fırsatını tanımamakta, geçmiÅŸte varoluÅŸunu gerekçelendirdiÄŸi mevcut sosyolojiyi ÅŸimdi içinde doÄŸduÄŸu ilahi kaynaÄŸa dayatmakta, geçmiÅŸte maruz kaldığı vesayeti uygulamaktadır.

Artık bu türden insanlarla ne düşünsel olarak ne de duygusal olarak ortak bir anlam / duygu bütünlüğü yakalamak mümkün olmamakta, daha önce farklı yapılarla kendisinin yaÅŸadığı sorunsalları ÅŸimdi İslam’a yaÅŸatmaktadır. BaÅŸlangıçta aynı iddiaları paylaşıyor olmanın ortak anlamı bugün, geçmiÅŸte seslendirdiÄŸimiz düşüncenin varisleri olarak bizi bir araya getirmeye yetmiyor. Kur’an’ın ısrarla vurguladığı sınırlar içinde geçmiÅŸte olduÄŸu gibi düşüncelerimize bir anlam dünyası belirlemek ve bu sınırlar içerisinde sınırları belirleyen ilahi bilginin ikliminde olmak ÅŸimdi neredeyse imkânsız.

Bu tür insanların kitlesel olarak var oluşu ve bir dindarlığı temsil ediyor olmanın yaygınlığı Tevhidi gündemin gündemleşmesinin önündeki en önemli engellerden birisi olarak durmaktadır. Kişiliksiz çoğunluğun niteliksiz sesi hakikatin sesini bastırmaktadır.

Bunların gündemsiz Müslümanlığı / dindarlığı, mevcudu meşrulaştırmanın ötesinde, dindarlıkları ile onayladıkları sekülerliğin tartışılmasını engellemektedirler.

Kapitalistçe kazandıklarını herhangi bir hakikati ortaya çıkarmayan iyicilik hareketleri içerisinde kendilerince ahlaki alana taşıyarak, kapitalizmle ahlak arasındaki çatışmayı da sıfırlayan bir anlayışın toplumsallaşmasının misyonunu bu neo-islamcılar gerçekleştirir oldu.

Her yere ve her düşünceye müdahale etme hakkını kendisinde bulan bu neo-islamcılar, İslam adına yapılmaya çalışan her şeyi mevcut gerçeklikler ve yerel çıkarlar üzerinden olumsuzlamakta, yapılmak istenenin önünde düşünsel iklimi ifsad ederek engel çıkarmaktadırlar.

Bugün tevhidi mücadelenin ertelenmesi, faaliyet kudretini yitirmesi içimizdeki bu pasif emici unsurların hem duygusal hem düşünsel olarak çok ağır bir biçimde bizi yormasından dolayıdır. Tevhidi mücadele, köktenci düşünce ile yıllar önce başladığı mücadelesini sadece mevcuda karşı değil, kurumsallaşmış ve kitleleşmiş bu yeni neo-islamcılığa karşı da yeniden sistematik bir şekilde başlatmak zorundadır.

Düşünsel olarak ortak anlam dünyamızı kaybettiklerimizle bir yol yürünmesi, ilahi anlamların inşa edilebilmesinin mümkün olmadığı artık anlaşılmalıdır. Kişiliğimizin, ruhumuzun, kalbimizin ilahi anlamlar üzerinde kalabilmesi için duygu ve düşüncelerimizin tevhidi bütünlük içerisinde olması gerekir ki eylem ve tavırlarımız tevhidi gerçeklik üzere olsun.

Kendisini İslam’a nispet edemeyenlerin İslamcılığına kapılırsak bırakın İslami bir geleceÄŸi, yarının ne yönde doÄŸacağını bilemez hale geleceÄŸiz. Bu vesayetten kurtulamadıkça da zamanın ne yöne doÄŸru aktığını fark edemeyeceÄŸiz.

Selam ve Dua ile

Veysel OCAK

Henüz yorum yapılmamış.

* İşaretli tüm alanları doldurunuz.