Sosyal Medya

Kamil Günen: Tefrika Denizinde Kaptanı Bol Cemaat Gemisi



İnsanoÄŸlu, fıtratı gereÄŸi bir yere ait olma, ait olduÄŸu yerin sakinleri ile ünsiyet ve ülfet kesbederek "bizimkiler" dedikleri ile bir arada durma arzu ve iradesini taşır. İslam’ın "Hablullah" metaforuyla kurumsallaÅŸtırdığı cemaat mefhumu; bu fıtri ihtiyacın, ilahi bir disiplinle oluÅŸmuÅŸ halini resmeder. Ancak günümüzde cemaat denilince akla gelen manzara, devasa bir geminin mürettebatı olmak yerine, kendi küçük kayığını yapıp, okyanusun ortasında "En iyi kayık benimkisi, diÄŸerleri su alıyor!" diye bağırıp, küçücük kayığında kaptan muamelesi görme arzusu haline benziyor. Okyanusun ortasında, ‘devasa gemiyi neden terk ettik’ sorusunun sorulmasına müsaade etmeyen kayıkçı kavgasının bitmeyen gürültüsünde, ‘kara göründü’ müjdesine nail olamama hali. Bu dertleÅŸme yazısı; cemaatleÅŸmenin tatlı meyvelerinden, boÄŸaza takılı kalan çekirdeklerine kadar uzanan bir aidiyetin serencamını, kuÅŸbakışı betimleme gayreti içindedir.

??Fıtratı inkâr etmeyen bir mahiyette oluÅŸmuÅŸ cemaat, birey için manevi bir korunak, her bir birey teki için müspet hasletlerini çoÄŸaltan bir kuluçka merkezi mesabesindedir. Modern dünyanın buz gibi yalnızlığında, kiÅŸinin imanını ve ahlakını muhafaza etmesi zordur; kiÅŸinin tek başına rüzgâra karşı yürümesine, devasa dalga ve akıntılara karşı tek başına karşı koymaya çalışmasına benzer. Cemaat burada devreye girer, bir rüzgârkıran, bir dalgakıran iÅŸlevini görür.? KiÅŸi, tek başına yapmaktan imtina ettiÄŸi ÅŸeyleri, topluluÄŸun vermiÅŸ olduÄŸu dinamizm ve tatlı bir rekabet içerisinde (Öyleyse hayırda yarışın – Bakara 148) ibadet ÅŸuuru ile yapar hale gelir. Cemaat, fıtratı inkâr etmeden, fıtri ihtiyaçları aÅŸan, ‘beni’ ezmeden ‘bizi’ inÅŸa eden canlı bir organizma olarak, ihtiyaçlar hiyerarÅŸisinin belirleyiciliÄŸini ifade eden ‘örgütlülük’ halinden temelde ayrılır.

Birey, cemaat, devlet ve ümmet olabilme hali; bir mümin için zerreden kürreye tekâmül arzu ve iradesinin manifestosudur. Vahdetten kesrete doÄŸru yol alan bu yolculukta vahdeti, bir cevher olarak saklayan ve ıskalanmasına müsaade etmeyen olma hali yine cemaattir. Cemaat olgusunun günümüzdeki haline bakınca ne zerrede ne de kürrede bu tekamülün esamesi dahi okunamamakta. Ve iÅŸin en hazin tarafı, Müslümanlarda olması gereken bu tekamülün gayri Müslimlerde tahakkuk ettiÄŸini görmekteyiz. Düzenini, sosyal kontratlara dayalı yasalarla harmanlayan gayri müslimler, bireyde istenilen konforu yakalayan siyasal cemaat halini almış yönetsel süreç, devletiyle barışık toplumu ile siyasal bir ümmet arayışı içindedir.  Kuzey Atlantik Paktı, Avrupa BirliÄŸi, Åžangay BeÅŸlisi, Avrasya BirliÄŸi gibi bütünleÅŸme hareketleri bu merkezde cereyan etmektedir.

Bizler ise “O mahur beste çalar, Müjganla ben aÄŸlaşırız” modunda eski kuvvetimizden dem vurarak nostaljik tatmin yaÅŸamaktayız. Kötüsü; kendimize iÄŸne dahi batırmayacak kadar da durumumuzdan memnunuz. Çuvaldızı kendimize batırdığımızda neler olacaktır; biraz da bu zaviyeden bakalım:

GettolaÅŸma ve “bizim mahalle taassubu” bu iÅŸin nirengi noktası…

Ne zaman ki o "ip (Ali İmran 102) ", birleÅŸtirici bir halat olmaktan çıkıp, baÅŸkalarını dışarıda bırakan bir "çit" haline gelir, iÅŸte o zaman tefrika baÅŸlamıştır demek. Bugünün en büyük sorunu, cemaatin bir "liman" deÄŸil, bir "kale" sanılmasıdır. Kale içindekiler güvendedir ama dışarıdakiler ‘ötekisidir’. Bu durum, kliÅŸe bilgilerin sathi seviyede kalmasıyla birleÅŸince ortaya trajikomik sahneler çıkar. En ufak fıkhi bir detayı -mesela çoraba mı meshedilmeli yoksa çıplak ayaÄŸa mı- bir varoluÅŸ mücadelesine çevirenler, aslında okyanusu bırakıp bardaktaki fırtınayla uÄŸraÅŸanlardır.

Tarihin karanlık sayfalarındaki Haşhaşiler örneği, cemaatleşmenin nasıl bir "zihin hapsine" ve "kör itaate" dönüşebileceğinin en uç ve acı örneğidir. Hakikat tekelciliği başladığında, cemaat artık bir rahmet değil, rasyonel aklı felç eden bir afyona dönüşür. Aslında izah etmeye gayret ettiğimiz nokta şudur: Birçok müntesip, elindeki kısıtlı bilgiyi "mutlak hakikat" sanarak, pratikte karşılığı olmayan nazari mevzuları, sanki dünyanın sonu ona bağlıymış gibi savunur. Bu, elinde sadece çekiç olanın her şeyi çivi sanması gibidir.

Metinlere hapsolup zamanın ruhunu okuyamayanlar, bugünün dijital dünyasında kaÄŸnı ile Formula 1 yarışına katılmaya çalışanlara benzerler. İhtilafın zenginlik olduÄŸunu anlamak için "alim" olmak gerekirken, bizim gibi "avam" kiÅŸilerin, ihtilafı “potansiyel sapma" vesilesi saymasını da iyi tetkik etmek gerekir. Kendi hocasının içtihadını, nas kesinliÄŸine çevirip mutlaklaÅŸtıranlar, aslında o hocaya iyilik deÄŸil, en büyük kötülüğü yapmaktadırlar. Bütün bunlardan sonra acizane fillerin tepinip, altında ezilen çimler olarak; kafamızı kaldırıp yukarıya doÄŸru bakarak diyoruz ki; eÄŸer bir vahdet, rahmet, cemaat olması gerekiyorsa bunu bizim gibi avam kiÅŸiler deÄŸil, alimler yapmalı. Meseleyi temelinden çözecek olan asıl ÅŸudur: Avam deÄŸil, hocalar cemaat olsun ki ümmet bir araya gelebilsin. EÄŸer rehberler, yani bu iÅŸin mutfağında olan alimler; küçük teferruatları bayraklaÅŸtırıp kendi gettolarını kurmak yerine, asgari müştereklerde bir araya gelip "tek bir gövde" oluÅŸturabilselerdi, bugün sokaktaki adam "benim camiam senin camianı döver" çocuksu kavgasına girmezdi.

Tarihteki Suffa Ashabı örneği gibi; farklı kabilelerden, farklı mizaçlardan gelen o insanlar, tek bir merkezin etrafında toplandıkları için dünyayı değiştirdiler. Bugün ise her köşe başında ayrı bir bayrak açılması, cemaat değil ancak "hizipler panayırı" oluşturur.

Son söz olarak; Cemaat, hakikate giden yolda bir "yol arkadaşlığıdır", yolun kendisi değil. Yolun kendisiyle yolu karıştıranlar, durakta beklemeyi yolculuk sanırlar. Başlar birleşirse, ayaklar zaten aynı yöne akar. Aksi takdirde, her yeni kurulan yapı, ümmetin üzerine eklenen bir tuğla değil, duvardan koparılan bir parça olmaya devam edecektir. Unutulmamalıdır ki; herkesin kendi "doğrusunu" bağırdığı yerde, "Hakikat" sessizce mekânı terk eder. Dönmesini beklemek de beyhude bir bekleyiştir.

Kamil GÜNEN

Henüz yorum yapılmamış.

* İşaretli tüm alanları doldurunuz.