Murat Sayımlar: Bilip de Yapamamak
Bir topluluÄŸun sorunları anlamasına, riskleri görmesine, çözüm yollarını kavramasına raÄŸmen harekete geçememesi, çoÄŸu zaman bilgi eksikliÄŸinden deÄŸil; enerji, anlam, güven, aidiyet, bedel algısı ve psikolojik eÅŸik problemlerinden kaynaklanır. İnsanlar çoÄŸu zaman ne yapılması gerektiÄŸini bilmedikleri için deÄŸil, harekete geçmenin mevcut düzenlerini bozacağını düşündükleri için hareketsiz kalırlar. Bu yüzden birçok insan, farkında olmadan çeÅŸitli savunma mekanizmalarının arkasına çekilir. “Elimizden gelen bu”, “Åžartlar buna izin vermiyor”, “Zaten kimse deÄŸiÅŸmez”, “Ben tek başıma ne yapabilirim?”, “Åžimdi sırası deÄŸil”, “Daha uygun zaman lazım”, “Büyük iÅŸler büyük güç ister” gibi cümleler çoÄŸu zaman gerçek analizler deÄŸil; insanın kendisini koruma biçimleridir. Çünkü hareket etmek, insanın yalnızca alışkanlıklarını deÄŸil; konforunu, iliÅŸkilerini, statüsünü, güven hissini ve kurduÄŸu dengeyi de tehdit eder.
Bu nedenle insanları harekete geçirmek için yalnızca bilgi vermek yetmez. İnsan davranışını değiştiren şey; tehlikenin gerçekliğini hissetmek, çözümün mümkün olduğuna inanmak, kendisini etkili görebilmek, yalnız olmadığını fark etmek ve hareketsizliğin bedelini içselleştirmektir. İnsan ancak bu unsurlar birlikte oluştuğunda yerinden kıpırdamaya başlar.
İnsan zihni soyut tehditlere karşı çoÄŸu zaman tembeldir. “Toplum bozuluyor”, “deÄŸerler çöküyor”, “gelecek risk altında” gibi cümleler geniÅŸ kitlelerde gerçek bir sarsıntı oluÅŸturmaz. Fakat tehdit; çocuÄŸuna, ailesine, gelirine, güvenliÄŸine, kimliÄŸine, geleceÄŸine ve günlük hayatına dokunduÄŸunda mesele bir anda soyut olmaktan çıkar, ete kemiÄŸe bürünür. Bu yüzden genel sloganlardan çok somut senaryolar, yakın örnekler, gerçek hikâyeler, görünür sonuçlar ve küçük ama çarpıcı olaylar daha etkilidir. İnsanlar çoÄŸu zaman istatistiklerle deÄŸil, hikâyelerle harekete geçerler. Çünkü rakam akla temas eder; hikâye ise vicdana, korkuya, umuda ve hafızaya dokunur.
Bir baÅŸka büyük problem de hareketsizliÄŸin ahlaki maliyetinin görünmez hale gelmesidir. İnsanların önemli bir kısmı kendisini “kötü” deÄŸil, “mecbur” görür. Bu yüzden bir ÅŸey yapmamak, seyirci kalmak, konforu tercih etmek zamanla ahlaki bir problem olmaktan çıkar ve sıradanlaşır. Oysa toplumları çökerten yalnızca kötüler deÄŸildir; iyilerin ataleti de büyük yıkımlar üretir. Bu nedenle insanın önüne ÅŸu soru mutlaka konulmalıdır: “Bugün yapmadığınız ÅŸeylerin bedelini yarın kim ödeyecek?” Bu soru bireyin vicdanıyla gelecek arasında görünmez bir köprü kurar. İnsan bazen kahraman olmak için deÄŸil, suç ortaklığı hissinden kurtulmak için harekete geçer.
Bununla birlikte insanlar çoÄŸu zaman tembel oldukları için deÄŸil, yük çok büyük göründüğü için hareketsizleÅŸirler. “Toplumu deÄŸiÅŸtireceÄŸiz” gibi büyük ve belirsiz cümleler insanda heyecandan çok felç üretir. Oysa haftalık küçük görevler, somut katkılar, ölçülebilir ilerlemeler ve küçük baÅŸarılar hareket enerjisi doÄŸurur. İnsan zihni belirsizlikten yorulur; ilerleme hissiyle motive olur. Bu yüzden “Bir ÅŸey yapalım” demek yerine, “Önümüzdeki on gün içinde ÅŸu üç iÅŸi yapacağız” diyebilmek çok daha güçlüdür. Çünkü insan büyük hedeflere çoÄŸu zaman büyük sıçramalarla deÄŸil, küçük ama süreklilik taşıyan adımlarla ulaşır.
Birçok toplulukta çalışmak, üretmek ve sorumluluk almak bir yük gibi sunulur. Oysa bu, insan doğasını eksik okuyan yanlış bir psikolojik çerçevedir. İnsan sadece korkuyla değil; anlam, aidiyet, vakar, şeref ve iz bırakma duygusuyla da hareket eder. Bu nedenle bir topluluk, insanlara yürüdükleri yolun bir angarya değil; kendilerini gerçekleştirebilecekleri büyük bir imkân olduğunu hissettirmelidir. İnsan kendisini anlamlı bir yürüyüşün parçası olarak gördüğünde dayanıklılığı artar. Çünkü insan yalnızca yaşamak değil, anlamlı yaşamak ister.
Ne var ki bazı çevrelerde konuşmak üretmekten, eleştirmek sorumluluk almaktan, yorum yapmak emek vermekten, entelektüel görünmek mücadeleden daha prestijli hale gelmiştir. Bu ise çok tehlikeli bir kültürel bozulmadır. Böyle ortamlarda yapan yorulur, konuşan öne çıkar. Bu nedenle topluluk kültürü yeniden inşa edilmelidir. Katkı veren görünür hale getirilmeli, emek takdir edilmeli, yük alan insanlar yalnız bırakılmamalı ve seyircilik normalleştirilmemelidir. Çünkü kültür, en sonunda hakikatin inşası ve bu çerçevedeki gayretlerle oluşur.
İnsanları sürekli suçlayan bir dil de dönüşüm üretmez. “Hepiniz suçlusunuz”, “Kimse bir ÅŸey yapmıyor”, “Toplum bitmiÅŸ” dili bir süre sonra insanları harekete geçirmek yerine savunmaya iter. İnsan suçlandığında kapanır; güçlendirildiÄŸinde açılır. Bu yüzden dil ezici deÄŸil diriltici, umut verici ama aynı zamanda gerçekçi olmalıdır. İnsanlar korkuyla harekete baÅŸlayabilirler; fakat umut olmadan yollarına devam edemezler.
Toplumlar çoÄŸu zaman büyük kalabalıklarla deÄŸil, kararlı küçük çekirdeklerle dönüşür. Tutarlı, üretken, fedakâr küçük gruplar psikolojik alan oluÅŸturur, güven üretir, örnek olur ve baÅŸkalarının “Demek ki mümkünmüş” demesini saÄŸlar. Çünkü insanlar çoÄŸu zaman fikirlerden deÄŸil, yaÅŸayan örneklerden etkilenir. Bir insanın gerçekten yaÅŸadığı hakikat, yüz sloganı aÅŸabilir.
İnsanlar normal zamanlarda değişime dirençlidirler. Fakat kriz zamanlarında algılar açılır, eski ezberler kırılır ve yeni arayışlar başlar. Bu nedenle ekonomik krizler, ahlaki çöküşler, sosyal travmalar, güven kayıpları ve toplumsal kırılmalar aynı zamanda büyük dönüşüm fırsatlarıdır. Böyle zamanlarda net, sakin, çözüm odaklı ve tutarlı yapılar çok güçlü etki üretir. Çünkü insanlar kriz anlarında yalnızca eleştiri değil; yön, güven ve çıkış yolu ararlar.
İnsan yalnızken zor hareket eder. Fakat birlikte çalışmak, birlikte üretmek, birlikte öğrenmek ve birlikte mücadele etmek insanın psikolojik direncini yükseltir. Bu nedenle bir topluluk sadece fikirlerin konuşulduğu bir alan değil; birlikte aksiyon alınan bir hayat alanı olmalıdır. Çünkü birlikte yapılan küçük işler bile aidiyet üretir ve insanın yalnızlık hissini kırar.
Fakat bütün bunların merkezinde, en kritik noktada yine insanın kendisiyle yüzleÅŸmesi vardır. ÇoÄŸu zaman mesele dış ÅŸartlar deÄŸildir; insan kendi korkularıyla, alışkanlıklarıyla, bağımlılıklarıyla ve konforuyla yüzleÅŸmek istemez. Bu nedenle gerçek dönüşüm yalnızca zihinsel deÄŸil; ahlaki, psikolojik ve varoluÅŸsal bir eÅŸik aşımıdır. İnsan ÅŸu soruyla yüzleÅŸmeden büyük hareketler doÄŸmaz: “Ben gerçekten neye hizmet ediyorum? Hakikate mi, korkularıma mı? İnÅŸa etmeye mi, alışkanlıklarıma mı?” Çünkü toplumların kaderini çoÄŸu zaman bilgi seviyeleri deÄŸil; insanların karar eÅŸikleri belirler.
Murat SAYIMLAR

Henüz yorum yapılmamış.