Şevket Hüner: Şeytan Taşlanan Bayram Günleri
Zilhiccenin 9. gününden itibaren İslam ümmeti iki farklı beraberlik gösterir.
Arife günü evinde olanlar, ertesi gün kutlanacak bayram için kurbanlıklarını seçer ve bunları kimlere, nasıl ulaştıracaklarını planlarlar. Bayram alışverişi için çarşılarda telaşla dolaşanlar eksiklerini tamamlamaya çalışırlar.
Hacca gidenler için beklenen gün gelmiÅŸtir. Öğleden önce Arafat Tepesi ve çevresi ihramlı hacılarla dolar. Öğle ve ikindi namazlarını birleÅŸtirerek kılarlar ve vakfeye durup Allah ile baÅŸ baÅŸa kalırlar.Arafat vakfesi, hac ibadetinin zirvesidir çünkü burada insan kendi benliÄŸini vakfeder. AkÅŸam ezanı yaklaşırken yeni bir telaÅŸ baÅŸlar. Müzdelife’ye vardıklarında akÅŸam ve yatsı namazlarını birleÅŸtirir, gece boyunca ÅŸeytana atmak için taÅŸ toplamaya koyulurlar. Üç gün sürecek bu ibadet için yeterli taşı bir araya getirenler, ertesi gün yapacakları büyük eylemin heyecanıyla geceyi uykusuz geçirirler.
Bayram sabahı namaz için camilere koşan müminler, getirdikleri teşrik tekbirleriyle kubbeleri çınlatır. Cemaatle bayramlaştıktan sonra kurban kesim alanlarına yönelirler. Tekbirler eşliğinde kesilen ve paylara ayrılan kurban etleri, ihtiyaç sahipleri, akrabalar ve komşularla buluşur. Böylece kurban, gönüllü bir yakınlaşmanın ve yüzleri güldüren bir paylaşımın vesilesi olur. Bayram ziyaretine gelenler kavurma ikramı eşliğinde bu sevince ortak edilirler.
Gün aÄŸarınca ihramlarıyla yola çıkan hacılar, Mina’da ÅŸeytan taÅŸlama ibadetini gerçekleÅŸtirir. Ardından kurban kesip tıraÅŸ olarak ihramdan çıkarlar. Milyonlarca insanın aynı mekânda, eÅŸit kıyafetlerle tek yürek ve tek bir saf halinde hareket etmesi, renk, dil, makam ve servet farklarını ortadan kaldırarak ortak bir kulluk bilincini simgeler. Dolayısıyla ÅŸeytan taÅŸlama, yalnızca bireysel bir arınma deÄŸil, zulüm, haksızlık, kibir ve fitne gibi insanlığı felakete sürükleyen tüm kötülükleri reddeden toplu bir meydan okumadır.
Şeytan taşlama eyleminde taşlanan sembol karşılık vermez. Bu eylemin amacı, müminlerin birbirini düşman görmeyi bırakıp bir ortak düşman algısı ile mücadeleye yönelten kardeşlik bilincine ulaşmasıdır. Şeytanı taşlamak, sadece gavuru güçlendiren ve nesilden nesle aktarılan kan davalarını sona erdirmeyi, yekvücut olunmadığı takdirde sömürü ve işgale uğramaktan kurtulamayacağımızı idrak etmemizi sağlamayı da amaçlar.
Müzdelife’nin karanlığında yerden toplanan mütevazı çakıl taÅŸları sıradan birer nesne deÄŸil, iradenin ve direniÅŸin, örgütlü kötülükle hesaplaÅŸmasının bir sembolüdür. Filistin’de doÄŸan İntifada direniÅŸi ise bu manevi pratiÄŸin toplumsal ve siyasi sahada ete kemiÄŸe bürünmüş halidir. Her iki eylemde de eldeki imkân ne kadar sınırlı olursa olsun, hakkın yanında saf tutularak ÅŸerre karşı konulur.
Filistin sokaklarında birer sapan taşına dönüşen o küçük çakıllarla Mina’da toplanan taÅŸlar arasındaki en temel ortaklık, araçların zayıflığına raÄŸmen onları tutan iradenin dimdik duruÅŸudur. İntifada, modern dünyanın devasa silahlarına ve kuÅŸatmasına karşı yalnızca yerdeki taşı silah edinen bir halkın, Mina’daki kadim direniÅŸ geleneÄŸini yeryüzüne taşıma biçimidir. Her iki durumda da taÅŸ, mazlumun zalime karşı yükselttiÄŸi en saf ve en insani itirazıdır.
Mina’daki üç günlük taÅŸlama eylemi, kötülüğe karşı uyanıklığın sürekliliÄŸini simgeler. Bu eylem anlık bir öfke patlaması deÄŸil, bilinçli, planlı ve kararlı bir reddediÅŸtir. İntifada da bir halkın iÅŸgale ve adaletsizliÄŸe karşı nesilden nesile aktardığı direnme ahlakıdır.
Filistinli bir gencin tanka fırlattığı taÅŸ ile bir hacının Cemre-i Akabe’ye attığı taÅŸ, aynı ruhun farklı mekânlardaki tezahürüdür. Her iki eylemde de taÅŸ yalnızca bir nesne deÄŸil, zalime karşı ben senin otoriteni, dayatmanı ve kötülüğünü tanımıyorum çığlığının en somut karşılığıdır.
Hacdaki şeytan taşlama eylemi, müminin hem nefsiyle hem de küresel şer odaklarıyla hesaplaşmasının bir provasıdır. İntifada ise bu provanın sahada, kan ve canla verilen gerçek imtihanıdır. Biri ibadet formundaki bir sembol, diğeri ise bunun eyleme dökülmüş hâlidir.
Mina’da taÅŸ toplayan ellerle, Gazze ve Kudüs’te direnen eller aynı manevi frekansta birleÅŸmediÄŸi sürece, milyonlarca hacının attığı taÅŸ karanlığa karşı aydınlık birer itiraza dönüşmeyecek. O zaman yardım götüren gemilerin önü kesilecek, Mescid-i Aksa günlerce kapalı tutulacaktır. Milyonların düşmanı ürkütmekten uzak sadece hacı olmak için yaptıkları bu bilinçsiz taÅŸlama eyleminin sonucunda dökülen göz yaÅŸları Kâbe’yi bir aÄŸlama duvarına dönüştürmekten öteye gidemeyecektir.
Şevket Hüner / 6 Zilhicce 1447

Henüz yorum yapılmamış.