Şevket Hüner: Yetimlerin Hamisi Yine Yetimlerdir
Duha suresinin 6. ayetinde “O seni yetim bulup barındırmadı mı?” denilerek Resulullah’ın (sav) babasız ve annesiz kaldığı o çaresiz hali ile Allah’ın ona dedesini, amcasını ve nihayet vahyi vererek sığınak oluşu hatırlatılır. Bu, sadece tarihî bir olay değil, aynı zamanda her yetimin, Rabbin himmetiyle korunacağına dair evrensel bir ilkedir. Burada vurgulanan, yetimliğin bir eksiklik değil, korunmaya açık bir durum olduğudur. 9. ayette ise “Yetimi sakın ezme” buyruğu ile kişisel tecrübeden kaynaklanan toplumsal sorumluluk hatırlatılır ve bu korumanın insanlar aracılığıyla sürdürülmesinin gerekliliğine dikkat çekilir. Böylece kişinin yetimlik tecrübesi, yetimleri yok saymasını, görmezden gelmesini engellemelidir.
Resulullah’ın (sav) kalbini teskin etmek için inen Duha Suresi, bugün Gazze’nin yıkıntıları arasında hayat mücadelesi veren yetimlerin vakur duruşuyla adeta canlı bir tefsire dönüşmektedir.Zira onlar, kendi korunaksız hallerini birbirine sahip çıkarak aşmaktadırlar. Böylece, Allah’ın yetime sahip çıkışını, toplumsal bir dayanışma ahlakına dönüştürmekteler.
Dünyanın en yüksek nüfus yoğunluğuna sahip bölgelerinden biri olan Gazze’de, Filistinlilerin çoğu yerinden sürülmüş ve kendi topraklarında mülteci konumuna düşürülmüş. Her aile, her çocuk, her yaşlı bu sürgünün bir parçasıdır. Siyonistlerce sürdürülen soykırım, bir halkın neredeyse tamamının köksüzleştirilme projesidir. Buna karşı %80’i yetimlerden oluşan Gazzeliler, İslami kimliklerine daha da sıkı sarılarak direnmeye devam ediyorlar. Bu durum, Filistin meselesinin neden sadece bir sınır anlaşmazlığı değil, aynı zamanda bir "geri dönüş" ve "kimlik" mücadelesi olduğunu da açıklamaktadır. Gazzeliler için sürgün, sadece bir geçmiş hatırası değil, her gün yeniden üretilen bir yaşam biçimi haline gelmiştir.
Gazze’de yetim kalanların birbirine kol kanat germesi, Duha suresi 6. ayette hatırlatılan ilahî sahiplenmenin insani bir yansımasıdır. Onlar, kendi eksikliklerini kardeşlik bağıyla telafi ederek Allah’ın “barındırma” fiilini toplumsal bir barınak hâline getirdiler. Gazze’de ebeveynlerini kaybetmiş binlerce yetimin yaşı büyükolanın küçüğün elinden tutması, paylaşılan bir lokma ekmek ve derme çatma çadırlarda kurulan kardeşlik bağlarıyla, ayetteki “fe âvâ” (barındırdı) fiilinin somut bir tefsiri haline geldi.
Ayrıca yetimlerin birbirine sahip çıkması sayesinde Gazzeliler evlenmeye ve çocuk sahibi olmaya devam ediyorlar. Zira biliyorlar ki düşmanın eline düşerlerse veya şehit olurlarsa arkasında bıraktıkları yetimlere kardeşleri kol karat gerecek, kendi ailelerinin fertleri gibi sahip çıkacaklar. Savaşta esir aldıklarına bir emanet gibi bakmalarının ardında da, siyonistlere esir düşmüş yetim kardeşlerini kurtarma hassasiyeti yatmaktadır. Yani onlar yetimleri ezen değil, işkenceler altında inleyen yetim kardeşlerini kurtarmak için esirlere sahip çıkanlardır. Bu yetimler, Allah’ın vaat ettiği o ilahi himayenin yeryüzündeki elleri haline gelerek birbirlerini sarmalamakta ve ayetin hükmünü bizzat yaşatmaktadırlar.
Allah “Öyleyse sakın yetimi ezme!” buyurarak, yetimi barındıran bir sistem kurmuştur. Buna inanan Gazze’nin yetimlerinin birbirine kol kanat germesi, zulmün karşısında dimdik duruşlarını kolaylaştırmıştır. Bu yetim dayanışması ise insanlığın vicdanını harekete geçirmiştir…
Yarınlarından endişe içinde evlenmeyen, çocuk sahibi olmayı bir risk gören, kendi derdinden başkasını önemsemeyen, en ufak anlaşmazlıkta boşanıp çocuklarını sosyal yetimler haline getirenlerin, Gazzelilerin bu dayanışmasını anlaması imkansızdır. Onlar ancak cep telefonlarına bir rakam yazıp “yetime sahip “çık koduna birkaç kuruş havale göndererek tatmin olurlar…
Not: Bu yazı ümmetin yetimlerine sahip çıkmak için çalışan gönüllüleri eleştirmemektedir…
Şevket Hüner / 22 Zilkade 1447

Henüz yorum yapılmamış.