Sosyal Medya

Veysel Ocak: Bölgeye ABD'yi Kim Çağırdı?



OrtadoÄŸu ülkeleri arasında sayılan BirleÅŸik Arap EmirlikleriKuveytKatar ve Bahreyn, İngiliz emperyalizminin planlayarak oluÅŸturduÄŸu suni ÅŸehir devletleridir. Bu devletler hem tarihi kökleri açısından köksüz/tarihsiz hem de kuruluÅŸ açısından tarihi derinliÄŸi olmayan, 1971 yılında oluÅŸturulmuÅŸ adeta ÅŸehir devletleridir.

Bu devletlerin özelliklerine baktığımızda, İngiliz sömürgesinden 1971’de teknik olarak bağımsızlıklarını kazandıklarını; ancak varoluÅŸlarını efendilerine borçlu olduklarını unutmayan —bunlara bölgesel rolü açısından Suudi Arabistan’ı da ekleyebiliriz— nüfus açısından bir avuçluk, küçücük devletler olduklarını görüyoruz.

Küçücük ve bir avuçlar; çünkü yüz ölçümleri ve nüfusları, normal ülkelerin büyük ÅŸehirleri kadar olan sözde ülkelerdir. Nüfusları, gerçek ülkelerin ortalama büyük ÅŸehirleri düzeyinde olmasına raÄŸmen, bu nüfusun da %60-80 arasındaki oranı yabancı uyruklu insanlardan oluÅŸmaktadır. Yani yerli halkın ülke nüfusunun yaklaşık %30’u civarında olduÄŸu acayip ülkelerdir.

Bölge dikkate alındığında ve yaşananlar göz önünde bulundurulduğunda, bu ülkeler neden var, nasıl oluştu, rolleri neler, ne işe yarıyorlar gibi birçok soru sorulabilir. Ancak bu coğrafyanın soru sorma gibi bir kabiliyeti olmadığından, durumu efendilerin dizayn ettiği şekilde kabul ediyoruz.

Ama ÅŸunu sormadan geçmemeliyiz: Bu küçücük ÅŸehir/aÅŸiret/kabile devletleri, bu kadar çok ve yoÄŸun biçimde neden silahlanıyorlar? Mesele ÅŸu ki, bu küçücük aÅŸiretler, bundan öncekilerin üzerine bugünlerde efendileri olan ABD’den 8 milyar dolarlık silah almaya çalışıyorlar.

Bunlar zaten dünkü devÅŸirme, suni ve fitne oluÅŸumlar olmasına raÄŸmen birbirleriyle savaÅŸmamış ki aralarında husumet ve düşmanlık olsun. Zaten tarihleri bile Türkiye’nin en basit spor kulübünden daha geride olduÄŸu için, birbirlerine karşı tarihten gelen bir travmaları, yaraları ya da düşmanlıkları da yok ki bu kadar yoÄŸun silahlanmalarına sebep olsun.

Neden?

Bu silahları yalnızca olası risklere —Irak'ın Kuveyt'i İşgali gibi— karşı savunma amaçlı aldıklarını düşünsek bile, bir avuç ülkenin silah deposu ve cephanelik hâline gelmesini açıklamak mümkün olmuyor.

Bu ülkeler karakol ülkeler mi? Bu ülkeler emperyalizmin bölgeyi gözetleme kuleleri mi? Bu ülkeler kime karşı lojistik alan olarak kurulmuş ülkelerdir?

Bu ülkeler, nüfusunu oluÅŸturan vatandaÅŸ tipolojisine bakıldığında %70 oranında yabancıdan —Afrikalı, Hintli, BangladeÅŸli, Pakistanlı, Filipinli vb.— oluÅŸması hasebiyle nasıl bölge ülkesi olabiliyor?

Bu ülkeler, ülke olma vasfına tam anlamıyla sahip olmadıklarından sürekli bir beka sorunu yaşamak durumundalar. Bu yüzden buralarda hâkim olan aşiretlerin güvenliği ve hâkimiyeti için silahlanması normal görülebilir; fakat bu anormalliği yalnızca iç güvenlikle açıklamak mümkün değildir.

Peki, bu ülkeler hangi ülkeleri ve neden kendilerine karşı düşman görmekte; bu algı nereden kaynaklanmaktadır?

Ne kadar çok sorunun sorulması gerektiğini fark edin.

OrtadoÄŸu’daki hiçbir ülke, birbirine düşman olmasına sebep olacak; birinde olup da diÄŸerinde olmayan yerüstü ve yeraltı kaynaklarına sahip deÄŸildir. Yani birinde olan diÄŸerinde de vardır. Dolayısıyla bir ülke, sahip olmadığı kaynakları edinmek için diÄŸerine saldırmak zorunda deÄŸildir ve bunun için yakın yüzyılda bölgede büyük savaÅŸlar olmamıştır.

Öyleyse bu bir avuç insan neden bölgeyi ateşe verecek kadar silahlanıyor? ABD bunları bu kadar silah almaya nasıl zorluyor/ikna ediyor?

Bir kere hakikaten zorluyor. “Almazsan…” diye tehdit ediyor. DiÄŸeri ise onlara baÅŸka bir tehdit gösteriyor.

ABD’nin küresel stratejisi, dünyanın farklı coÄŸrafyalarındaki zayıf karakterli/karaktersiz ülkelere, bölge içinden düşman/tehlike/tehdit ülkeler göstererek o bölgelere silah satmak ÅŸeklindeki basit ama her dönemde uyguladığı çok iÅŸlevsel planıdır.

Mesela Kuzey Kore, Asya ve çevresinde ülkelere silah satılmasının gerekçesini oluÅŸturan “tehlikeli ülke” iken, Rusya baÅŸka coÄŸrafyalar için tehdit olarak gösterilir. Ä°ran da OrtadoÄŸu için tehdit ülkedir.

ABD baÅŸkanlarından George W. Bush’un, 29 Ocak 2002 tarihinde Kongre’de yaptığı 2002 BirliÄŸin Durumu KonuÅŸması konuÅŸmasında, daha önce açıktan ifade etmeden uyguladıkları planlarını ilan ederek adına “ÅŸer ekseni” dedikleri ülkeleri bölge ülkeleri için tehlike olarak gösterdiÄŸini ve ÅŸer planlarını uygulamaya soktuÄŸunu hatırlayın.

Bu ülkelerin siyasi olarak birbirlerini muhtemel düşman olarak görmesi, tehlikeli düşman olarak İran’ı kabul etmesi ve özellikle askerî gücünü buna endekslemesinin sebebi nedir? İran’da olmayıp da onlarda olan nedir ki İran, muhtaç olduÄŸu ÅŸeyi güç kullanarak elde etmek istesin?

Tüm bu soruların rasyonel bir cevabı yoktur. Tek sebep; bu uydu devletçiklerin emperyalistlerin, yani ABD’nin bölgedeki çıkarlarını koruyan karakollar olması amacıyla kurulması ve yeni dünya sisteminin bu dönemki düşmanının İran olmasıdır. Bunların da sahiplerinin istediÄŸi yere havlamasından baÅŸka bir ÅŸey deÄŸildir.

İşbirlikçi iktidarların artık gerektiÄŸi gibi bölge halklarını konsolide edememesi, küresel sistem adına büyük sorun olmaya baÅŸlamıştır ve bunun temsilcileri ise “direniÅŸ ekseni” ülke halklarıdır. “DireniÅŸ ekseni” ifadesinin artık bölge için ne ifade ettiÄŸi üzerinde ciddi ÅŸekilde düşünmek gerekiyor.

Bush’un 2002 yılında yaptığı konuÅŸma, ABD’nin İran’ı doÄŸrudan hedefe koyduÄŸuna dair planın açıklanmasıyla birlikte, bölge ülkelerinin misyonunun “direniÅŸ ekseni” karşısında yer alma mücadelesi olarak belirlendiÄŸini göstermektedir. Silahlanmanın da buna yönelik olduÄŸu sonucuna varmak, bölge insanının aklı için zor olsa da bugün yaÅŸadıklarımız, akledemediÄŸimiz ÅŸeylerin acı sonuçlarıdır.

ABD ve Ä°srail’in bölgedeki terörizm içerikli varlığı ancak iÅŸbirlikçi iktidarlar yoluyla meÅŸrulaÅŸmaktadır. Bu durum gözlerden kaçırılmayacak kadar açıktır.

Bu durumun doÄŸal sonucu olan geliÅŸmeler yaÅŸanıyorken; yani İsrail Gazze’de istediÄŸini elde etmiÅŸken, yıkıp yok ettiÄŸi yerleri yeniden yapılandırmak için bölge ülkelerini ikna etmiÅŸ, hatta kendisinin başında olduÄŸu bir komisyon oluÅŸturmuÅŸken; ABD bölgeye neden geldi?

ABD’nin İran’ı savaşılacak düşman olarak görmesinin sebebi hangi ulusal riskten kaynaklanmaktadır?

Bu ve buna benzer ABD-İran ekseninde sorulacak her soru, abesle iÅŸtigal olacaktır. ABD’nin bölgedeki varlık sebebi çok açıktır. İran’la olan husumetinin sebebi de çok açıktır.

O zaman doÄŸru soru ÅŸudur: Bölgeye ABD’yi kim çağırdı?

ABD emperyalizminin bölgede ve lejyoner bölge ülkelerinde çıkarlarını tehlikeye düşürecek toplumsal karşılıklar oluÅŸmasından dolayı mı bölgeye geldi? İsrail mi çağırdı, yoksa Türkiye mi?

ABD ile bölge ülkeleri arasında kurulan terör kontrollü bölgesel çıkar iliÅŸkilerine halkın tavırsız kalmasında mevcut iktidarların rolünün zayıflıyor olması mı ABD’yi bölgeye getirdi; yoksa buna baÄŸlı olarak bölgede dengelerin deÄŸiÅŸmesi gerekiyor da yeni dengelerin kurulması için mi ABD burada?

Bölge ülkelerinin bunca zulme ve soykırıma karşı bırakın tepki göstermeyi, kınamaktan bile aciz olmaları; bugünlerde Sumud filosuna yönelik İsrail tarafından düzenlenen alçakça saldırıya karşı kuzuların sessizliği içinde kalmaları da bunun sonucu mudur?

Öyleyse bölgeye ABD’yi kim çağırdı? Yoksa herkes mi ABD’yi bölgeye çağırdı?

Bölgedeki tüm geliÅŸmelerde Türkiye’nin adeta devre dışı kalması neyin iÅŸaretidir? Barış görüşmelerinde Türkiye’nin ısrarla devreye girmeye çalışmasına raÄŸmen adının geçmemesi, Gazze imar komisyonunda bile ikinci sıralara itilmesi gibi geliÅŸmeler, Ankara dış siyasetinin dibe vurması ve iflası anlamına mı gelmektedir?

Bu hâl ve geliÅŸmeler, Ankara’ya bölgede iÅŸlevselliÄŸinin yitirildiÄŸine mi; yoksa kendisine biçilen rolün tamamlandığına mı iÅŸaret etmektedir?

Bölgede yeni bir lider aktör mü seçilecek? İran faktörünü devre dışı bırakmaya yönelik bir operasyon mu yapılıyor? Kim, ne ile imtihana tabi tutuluyor?

Buna rağmen bölgenin ruhu, ülkeleri neye çağırıyor?

Ankara, coğrafyanın sesini duy.

Selam ve dua ile

Veysel OCAK

Henüz yorum yapılmamış.

* İşaretli tüm alanları doldurunuz.