Abdulaziz Tantik: Nûr'un Ontolojisi / Nûr'a Dair
Nûr, sözlükte; ‘aydınlık, ışık’ anlamına gelir. Nûr kelimesi Kur’ân-ı Kerîm’de ve hadislerde “İnsanların önünü aydınlatıp doÄŸru ve gerçek olanı görmelerini, hak ile bâtılı, hayır ile ÅŸerri ayırt etmelerini saÄŸlayan manevi ilahî ışık” manasında kullanılmıştır. Bunun karşıtı zulmettir.
“Müminlerin velisi olan Allah onları karanlıklardan Nûr’a çıkarır” (Bakara, 2/257; Mâide, 5/16) mealindeki âyetlerde mecazi anlamda hidayete Nûr, dalalete zulmet denilmiÅŸtir. Peygamber gönderilmesinin ve ilahî kitaplar indirilmesinin esas amacı karanlıkta kalan ve yollarını ÅŸaşıran insanlara doÄŸru yolu göstermek için Nûr ve zulmet kavramlarına önemle vurgu yapılmıştır. “İnsanları rablerinin izni ile karanlıklardan aydınlığa, aziz ve övgüye layık olan Allah’ın yoluna çıkarman için bu kitabı indirdik” âyetinde (İbrâhim, 14/1) Hakk’a giden yola Nûr, ondan sapmaya zulmet denilmiÅŸtir. Vahyin amacının hidayet olduÄŸu böylece açıklıkla belirtilmiÅŸtir. Esas itibarıyla hidayet eden ve yol gösteren Allah olduÄŸundan O’nun isimlerinden biri de en-Nûr’dur.
Nûr, varlığın varlığa çıkışını sağladığı gibi varlığın kendi yolunu bulmasını ve doğru bir istikamet üzere yol yürümesini de mümkün kılan ulûhiyet olgusu içinde anlam kazanan temel bir ilahî sıfattır. Varlığın varlık sahasına çıkışının adım-adım izlenmesini sağlayan şey de bu Nûr vasfını taşıması ve Ulûhiyetin tecellisi olması bakımından bir iz ve emare taşıması sayesinde mümkün olmaktadır.
Nûr, ilahî sıfatların en önemlilerinden biridir. Çünkü birebir varlık ile ilgili, ilintili ve iliÅŸkili bir durumu iÅŸaret eder. Varlığın her aÅŸamasında kendi varlığını sürdürmesi ve gerekli ÅŸartların ihtiva ettiÄŸi zemini bulması için varlık açısından zorunlu bir durumu iÅŸaret eder Nûr… Varlığın çok katmanlı yapısı, varlığın çok boyutlu özelliÄŸi ve varlığın çok yönlü oluÅŸunu garanti ederek her alanda istikamet üzere oluÅŸunu temellendiren ÅŸey Nûr’un varlığıdır. Nûr’u aldığınızda varlığın zulmet üzere kendi yolunu ÅŸaşırmış ve dalalet üzere bir hayatı yaÅŸama mecburiyeti doÄŸurduÄŸu bilinmektedir. Nûr ve zulmet insanî vasfın mükâfat ve mücazat ile iliÅŸkili boyutunu da dikkate aldığımızda Nûr, insanı hidayete, zulmet ise insanı küfre/inkâra taşımakta olduÄŸu görülmektedir. Vahiy bu gerçekliÄŸi bize bildirmekte ve hatırlatmaktadır.
Vahiy, insana gönderilmiÅŸ bir Nûr’dur. Vahyin iki boyutlu özelliÄŸi Nûr’un temel özelliÄŸini de bize göstermektedir. Metluv vahiy ve gayr-i metluv vahiy tanımlaması bize Nûr’un temel özelliÄŸini iÅŸaret etmektedir. Nasıl ki gönderilmiÅŸ, inzal olmuÅŸ vahiy insana beyyine olmakta ise yaratılmış her varlık olgusal düzlemde insana bir beyyine ve iÅŸaret olma vasfını taşımaktadır. Allah insana hem el-kitap üzerinden ve hem de yaratılmış her varlık zerresi üzerinden hitap etmektedir. Bu da bize Nûr’un inzal olmuÅŸu ile yaratılmışı arasında bir farkın olmadığını göstermekle birlikte iki ayrı Nûr’u iki ayrı yöntem üzerinden öğrenmekle karşı karşıya kaldığımızı da göstermektedir.
“Allah yerin ve göğün Nûrudur.” (Nûr, 24/35) âyetinde belirtilen ulûhiyetin alanının geniÅŸliÄŸini dikkate aldığımızda ve Allah’tan bağımsız bir halin, eylemin, durumun, varlığın yokluktan varlığı, oluÅŸ sürecine ve oluÅŸtan varlığa, varlıktan da varlığını idame etmeye kadar bir alan yok ise ki yoktur. O zaman Nûr, varlığın özünü inÅŸa ettiÄŸi gibi her zeminde onun dışsallaÅŸmasını ve varlığını geliÅŸtirmesini de mümkün kılmaktadır. O yüzden varlık kendisini Nûr üzerinden deÅŸifre ederek kendi varlığını diÄŸer varlıklara aÅŸikâr kılmaktadır. “Sabır, aydınlatır” hadisi de bu düzlemde insanın bir ÅŸeyin hakikatini keÅŸfetmesi için o hakikatin kendini izhar ediÅŸini bekleyerek/sabrederek hakikate ulaÅŸacağını bize gösterir.
Allah Nûr olarak varlığını tesmiye ederken, insanın bu Nûr sayesinde kendi hidayetine yol bulduğu bir zeminde her varlığın ışıldamasının bu Nûr ile ilintili olduğu gerçeğini dikkate alarak düşünmesi ve meseleyi kendi derinliği ve bütünlüğü içinde anlamlandırması şarttır. Bu sadece varlık, var olma, varoluş ve varlığın idamesi süreçlerinde değil, varlığın kendi şartlarını olgunlaştırması; siyasî, sosyal, kültürel ve kişisel tercihlerinde de vazgeçilmez oluşunu dikkate almak zorunluluğu doğurur.
Nûr’un karanlığa karşılık gelmesi ve Nûr ile karanlığın zıt yapılar olarak ortaya çıkması yine Nûr’un kendi tabiatının dışına yönelmesi ve bunun yaratılışın temelini inÅŸa eden imtihan gerçeÄŸinin bir iÅŸareti olarak okunmasını mümkün kılmaktadır. Zulmet, Nûr’un yokluÄŸuna delalet eder. Burada olmayan Nûr, istikametin aydınlatılmasının ÅŸartlarının yokluÄŸuna delalet ettiÄŸini gözlemlemekteyiz. Yani, ontik bir varoluÅŸ biçimi olarak Nûr ile varlığın idamesi ve imtihan olgusunun açığa çıkışı ile birlikte baÅŸlayan yeni süreçte hidayet kaynağı olan Nûr arasında; ontolojik Nûr ile epistemik Nûr arasındaki farkı da ayrıca gözlemlemekte yarar var. Ama bu fark, ontik bir fark deÄŸil, epistemik/biliÅŸsel bir farktır.
‘Sabır aydınlatır’ sözü, aynı zamanda epistemik ve ontik Nûr’un kendisini açığa çıkarırken sabır ile beklemek, onun açığa çıkışını beklemek, zuhur ediÅŸini gözlemlemek ve doÄŸru bir bakış üzerinden Nûr ile iliÅŸki kurmaya yönelik bir yöntemi iÅŸaret eder. Bu yöntemin gücü, acele etmemekte yatmaktadır. Çünkü insan çok acelecidir. Bu aceleciliÄŸi onu hep yanlış yapmaya sevk etmektedir. Siyasi, sosyal, toplumsal her zeminde bu aceleciliÄŸin oluÅŸturduÄŸu hatalar yüzünden çok canlar yanlıştır, yanmaya devam etmektedir. Gazze olgusu ve bugüne kadar süren direniÅŸi ve sabrı ise âyet olarak insanlığa zulmün karanlığın en koyu boyutunu açık bir ÅŸekilde göstermiÅŸtir. Aydınlık olarak kendini tanıtan medeniyetin karanlık yüzünü bir kez daha gözler önüne sermiÅŸtir.
Bir insana düşen sorumluluk, bir ÅŸeyin kendiliÄŸinden açığa çıkışını saÄŸlayacak ÅŸartları hazırlayarak sabırla beklemek ve kendini izhar edene kadar acele etmeden harekete geçmemektir. Sosyal hareketlerde bu durum daha çok kendisini göstermektedir. Osmanlının yıkılışı da İslâmî hareketlerin baÅŸarılı bir ÅŸekilde kendi toplumsallıklarını inÅŸa etmede baÅŸarısız olmaları da bu acelecilikleri ve sabırsız kalmaları yüzünden olmuÅŸtur. Tarih bu tarz aceleciliklerin nasıl yıkımlar getirdiÄŸinin örnekleri ile doludur. Ki el-kitap olan Kur’ân da buna benzer örneklemleri sunmaktadır. Talut Kıssası, Yusuf Kıssası, Medyen halkı kıssası vesaire birçok örnek anlatılmakta ve ders çıkarılması istenmektedir.
Kısaca olup biten her ÅŸeyin insana dair bir tecrübî birikim sunması kaçınılmazdır. Önemli olan bu tecrübeyi almak ve gereÄŸini yerine getirerek istikameti hidayet üzere kurmaktır. ‘Karanlığın en koyu zamanı aydınlığın baÅŸlangıç noktasıdır.’ Bu veciz sözü doÄŸru bir muhakeme ile idrak ettiÄŸimizde Nûr’un içinde bulunmadığı bir zemin ve zamanın olmadığını anlamış olacağız. Bütün mesele, bu durumun farkındalığına sahip olmak ve ona göre hareket kabiliyeti kazanmaktan geçmektedir.
Nûr, sosyal hareketlerin bel kemiÄŸini oluÅŸturur. İyi niyet, samimiyet, sadakat ve yol güvenliÄŸini saÄŸlama alma noktasında Nûr ile sahih ve sahici bir iliÅŸki kurmanın yolu onun yöntemini doÄŸru tespit etmek ve ona göre davranmakla iliÅŸkilidir. İşlevselliÄŸin önemini her zemin ve zamanda öğrenmek zorunda kalmaktayız. Niyet ile iÅŸlevsellik arasındaki derin döngüsel baÄŸ bize nasıl bir durum ile karşı karşıya kaldığımızı göstermektedir. İyi niyet ise, olumsal bakış üzerinden Nûr’un sürekli varlığını derinden hissederek onu yüzeye çıkarmak için gereken bir psikososyal vasattır. Samimiyet ise Nûr’un kendiliÄŸinden açığa çıkışını saÄŸlayacak ve onun çıkışını besleyecek bir zemindir. Sadakat ise Nûr’un hayatımızdaki sürekliliÄŸini saÄŸlama almakla birebir iliÅŸkili ve ilintili bir durumu içermektedir. Yol güvenliÄŸi ise iÅŸlevselliÄŸini saÄŸlama almak ve hidayet üzere oluÅŸu sürekli kılarak varlığını Nûr ile aydınlatarak yolculuÄŸu sürdürmekle iliÅŸkilidir. Nûr ile aÅŸkınlık arasındaki derin bağı keÅŸfeden insan, Nûr’un aydınlatıcılığını derinden idrak ederek onunla kurduÄŸu iliÅŸki ile haÅŸyet ve takva üzere oluÅŸunu garanti altına alır.
Ontik aydınlanmanın, epistemik/biliÅŸsel aydınlanmaya tekabül edebilmesinin ÅŸartı ise onu toplumsal bir olguya dönüştürmek ve bu alanda Nûr’un iktidarını belirgin kılarak her ÅŸeyi onun aydınlatıcı rolü üzerine bina ederek tasarımlamaktan geçer. Vahiy, bize epistemik/bilgi düzlemindeki Nûr’un nasıl eylemsel bir zemine taşınacağını bildirir ve nübüvvet ise bu bilginin eylem düzeyindeki karşılığını öğretir.
Varlığın melek ve ÅŸeytan boyutluluÄŸu sürekli bir gel-gitlerin varlığını zorunlu kılmaktadır. Nûr ve zulmet arasındaki derin irtibatın varlığı da burada gizlenmektedir. Åžeytan, yaratılmış bir varlık olarak Nûr’un gölgesi; ışık ve hava karışımı iken melek ise saf Nûr’dan yaratılmışlardır. Yeryüzünde ise Nûr birden fazla elemente dönüşerek varlığın oluÅŸunu saÄŸlarken, insana fücur ve takvanın verili olarak sunulması da insanın teklife muhatap oluÅŸunu ve kendisine ilahî Nûr’un yüklediÄŸi amacı da göstermiÅŸ olduÄŸunu idrak etmeliyiz…
Her peygamber, gönderildiÄŸi kavme bir Nûr ile gönderilmiÅŸtir. Onları karanlıklardan aydınlığa çıkarmaya yönelik bir eylemliliÄŸi yapmaya gelmiÅŸtir. O yüzden peygamberlerine tabi olan kavmi Allah her türlü beladan korumayı uhdesine almış ve çoÄŸu kez onları yeryüzünde iktidar da yapmıştır. Bazı örneklerde ise onları kendi katında ağırlamayı tercih ettiÄŸi olaylar da var: örnek; Ashâb-ı uhdud/ateÅŸin arkadaÅŸları… Bazen de Talut kıssasında olduÄŸu gibi azınlık iken çoÄŸunluÄŸa galebe gelmesi saÄŸlanmıştır. Burada asli hüviyet, Allah ile bağının güçlü oluÅŸu ve her halükârda Allah’a güvenmeyi/tevekkül etmeyi sürdürmektir.
Asıl temel soru ise son peygamber geldi ve gitti. Yeni bir peygamber gelmediği bize bildirilmiştir. O zaman biz kendi aydınlanmamızı nasıl sağlayacağız. İşte bu noktada bize vahiy ve yaşadığımız tarihsel sürecin sağladığı tecrübe katkı sunacaktır. Bu noktada da ilim sahibi, ilmi ile amil insanların peygamber örnekliğini sürdürme işlevselliğini dikkate alarak yol almaya çalışmak elzem olmaktadır. Burada en temel nokta ise; ilim, eylem ve iman amel bütünlüğünü sağlayacak örnekliklerin tezahürüdür.
Peygamber varisi olarak ilim adamlarının öncülüğünde bu meselenin konuşulması, müzakere edilmesi, derinlemesine ele alınması, tefekküre konu edinilmesi elzemdir. Çünkü bir şeyin açığa çıkmasını sağlamak, açığa çıktığı noktaya kadar sabırla bekleyerek öyle harekete geçmeyi zorunlu kılmaktadır. Vahyin bizi sürekli sabra davet etmesi ve sabreden bir topluluğa yapılan vurgunun önemini bir kez daha derinlemesine idrak edebilmeyi sağlamak şarttır.
Bir yöntem olarak varlığın açığa çıkışını saÄŸlayacak olan ÅŸeyin kendisinin çok katmanlı yapısı karşısında ve çok katmanlı boyutu içinde derin bir tefekküre ihtiyaç olduÄŸu bedihidir. Bu yöntem ise ele alınacak ÅŸeyin hem kendi içsel seyrini ve dışsal seyrini kendi bütünlüğü içinde idrak etmeye yöneltecek bir usule ulaÅŸmak zorundadır. Bu yöntemin ilk tercihi, aceleci olmamaktır. İkinci tercihi, sabır üzere olmak, sabırla kuÅŸanmak ve her aÅŸamayı sabırla bekleyerek doÄŸru zamanda doÄŸru hareket kabiliyeti kazanmaktır. Üçüncü tercihi ise, sunulan her olay, olgu ve bilgiye balıklama dalmamak ve üzerine derin bir tefekkür gerçekleÅŸtirmekle birlikte öne sürülen olgu, kelime ve kavramı derinliÄŸine düşünmek ve ona göre harekete geçmektir. Dördüncü tercih ise, kavram ile olgu, hareket ile davranış kalıpları arasındaki korelâsyonu doÄŸru idrak etmek ve ona göre harekete geçmeyi baÅŸarmaktır. BeÅŸinci tercih ise, her olgunun ve bilginin kendi bütünselliÄŸi olduÄŸu kadar birbiri ile iliÅŸkisinin ürettiÄŸi bir bütünselliÄŸin varlığını da gözden kaçırmama üzerine kurulu olmalıdır. Altıncısı ise, her olay, olgu, kelime, kavram, bilgi veya tecrübenin parça ve bütün olma özellikleri ile bu ikilemin aynı zeminde oluÅŸturduÄŸu bütünlüğü de dikkate alarak yaklaÅŸabilmek olmalıdır. Yedincisi ise, her olgu, olay, durum, bilgi ve türevlerinin tümünün bütünlüğün kendi otantik yapısı içinde zayıf ile güçlü olduÄŸu zeminleri ve bu zaaf ile gücün otantik iliÅŸkisini doÄŸru kurarak zaafı güçlü kılacak hamleyi doÄŸru zaman ve zeminde yapabilmektir. Sekizincisi ise iradenin varlığını, bu iradenin ikilem ürettiÄŸi zeminlerde açığa çıkan durumun özelliÄŸini, ilahî irade ile beÅŸerî irade arasındaki gerilimin varlığının sebepleri ile bunu çözüme kavuÅŸturacak Nûr’un varlığının bu düzlemde nasıl inÅŸa edileceÄŸini dikkate alan bir bakış ile meseleye yaklaÅŸmaktır. Dokuzuncusu ise, her olan bitenin ilahî irade ve inayet ile birebir ilintili olduÄŸu gerçeÄŸini dikkate alarak hareket edebilme iradesine sahip olmaktır. Onuncusu ise, insanın yapabileceÄŸi her ÅŸeyi yaparak kendi üzerine düşen sorumluluÄŸu bihakkın yerine getirdiÄŸine inandığı andan itibaren sonucu ilahî iradeye bırakarak bu alanda Nûr’un tecellisini beklemeye baÅŸlamasıdır.
Bir sosyal hareketi bu zeminde doÄŸru koordinatları ile birlikte kurarak hayata geçirmek Nûr’un hayata geçirilmesini saÄŸlamakla eÅŸdeÄŸer bir iÅŸleve sahip olabileceÄŸini söylemek yanlış olmasa gerek! Hayatının her anında Nûr’un içinde yaÅŸadığının bilincinde olan kiÅŸi, yaptığı her iÅŸi ilahî rıza ile ilintili bir ÅŸekilde yapan ve buna iman eden kiÅŸi, Nûr’un anda tezahürünü saÄŸlayarak Nûrun iktidar alanlarını geniÅŸletmeye baÅŸladığını anlaması esasa taalluk eder. Son peygamberimiz Hz. Muhammed (sas) nasıl ki ümmi, fakir, yetim ve kimsesiz olarak hayata atıldığı hâlde, sürekli dede, amca sorumluluÄŸunda hayatını idame ederken, nübüvvet ile baÅŸladığı süreçte, vahiy alarak Nûrlandığı her zeminde, Nûr’u hayatın nirengi noktası kıldığı ve bütün bir dünyayı bu Nûr ile aydınlattığı gibi… Bugün de o nebi-i ziÅŸanı örnek alan âlimler aynı süreçleri ve Nûrlandırmayı baÅŸarabilirler. Hepimizin hayatında buna örnek olacak ÅŸahsiyetler vardır ve var olmaya devam edecekler. Önemli olan bu ÅŸahsiyetlerden biri olma iradesine ve çabasına sahip olabilmektir.
Abdulaziz TANTİK
https://www.siyerdergisi.com/nurun-ontolojisi-nura-dair/

Henüz yorum yapılmamış.