Veysel Ocak: Coğrafyanın Antropolojisi Bölge Ülkelerini Neye Çağırıyor
Emperyalistler yerel aktörlerin hırslarını kullanarak onları mali, askeri ve siyasi destek vaadleri ile birbirinden ayrıştırmakta, gönüllerine kin nefret ekmekte, nüfuz / iktidarı elde edenler de birbirlerine üstünlük kurma mücadelesine girişerek bölgeyi emperyalistlere açık hale getirmektedirler. İçinde bulunduğumuz durum bu basit planın sonucudur. Bu hal, kök paradigmaya dönülmedikçe değişmeyecek, bu batılı strateji sürekli aktüel hale getirilerek bölgeye uygulanmaktan vazgeçilmeyecektir.
35- Hani İbrahim dedi ki; "Ey Rabbim, bu beldeyi güvenli kıl, beni ve çocuklarımı putlara tapmaktan uzak tut.
36- "Ey Rabbim, o putlar çoğu insanı yoldan çıkardı. Bundan böyle kim bana uyarsa bendendir, kim bana karşı çıkarsa, hiç kuşkusuz sen bağışlayıcısın, merhametlisin.
37- "Ey Rabbimiz, ben ailemin bir bölümünü senin dokunulmaz evinin, Kâbe'nin yanı başında ki bitkisiz, kıraç bir vadiye yerleştirdim. Ey Rabbimiz, bunu namazı kılsınlar diye böyle yaptım. Buna göre insanlardan bir bölümünün gönüllerinde onlara karşı özlem uyandır ve onlara rızık olarak çeşitli meyvalar bağışla, umulur ki sana şükrederler. (İbrahim suresi)
*. Altıncı yüzyılda Hz. İbrahim tarafından binlerce yıl önce kök paradigma üzerine temelleri atılmış bir ÅŸehirde / Mekke’de, sonrada bu tarihte ve bu coÄŸrafyada hangi ülke / ÅŸehirde yaşıyorsanız bu ayetler üzerinde tefekkür edelim.
Önce altıncı yüzyılda Mekke’deyiz: İbrahim’in Ey Rabbim, putlar çoÄŸu insanı yoldan çıkardı. (Ayet 36) diyerek tevhidin temellerini altığı ÅŸehirde kendisini İbrahim (as)’a nispet edenKureyÅŸlilerin putperest olarak yaÅŸadıklarını, İbrahim’in yalnızca Allah’a kulluk ve ibadet etsinler diye dua ettiÄŸi beldede putlara kulluk edildiÄŸini, İbrahim’ininsanların gönüllerini onlara karşı özlem uyandır / meyillendir ve onları rızıklandır (ayet 37)dediÄŸi insanların Allah’ın o bölgeye bahÅŸettiÄŸi nimetlerden sonuna kadar faydalanıp, Allah’a ÅŸirk koÅŸtuklarını düşünün. Ben, her bu mecrada düşünmeye çalıştığımda o insanlar deÄŸil, İbrahim (as) aklıma geliyor. Nasıl bir ihanete uÄŸradığını tarifsiz bir hüzün içinde kalarak anlamlandırmaktan aciz düşüyorum. Aynı ÅŸeyleri ÅŸimdi bu zamanda çaÄŸdaÅŸ müntesipler üzerinden düşünelim. Bunca geliÅŸmiÅŸlik içinde durumun deÄŸiÅŸmediÄŸine, daha da vahim hale geldiÄŸine, ihanetin daha da küreselleÅŸtiÄŸine ÅŸahid oluyoruz.
Mesele tam olarak akidevidir. Stratejik-jeopolitik olan da tam olarak akidevidir. İktidar ve dış politika da tam olarak akidevidir.
Hz. İbrahim’in bu duası (İbrahim suresi 35-41. ayetler), Kur’an’daki en stratejik, en duygusal ve pedagojik açıdan en dolu dualardan biridir. Bir peygamberin Kurucu Lider olarak gelecek nesiller için duyduÄŸu endiÅŸeyi ve düşündüğü vizyonun adım adım nasıl inÅŸa edileceÄŸini gösteren dua olması hasebiyle iÅŸte tam da bu örnekten dolayı bugün küresel ölçekte yaÅŸananların hepsi akidevidir.
Bugün bölgenin dünya için hayati anlamda önemli olan nimetler / kaynaklar ile nasıl donatıldığını, bölge insanının rızıklandırıldığını, bu dua ekseninde düşünelim. Nankörlüğünü de düşünmeden geçmeyelim ki ilahi kökler ve kök paradigmaya ihanetin ne kadar büyük olduğunu, başımıza neler açtığını anlayabilelim.
Güvenlik insan için vazgeçilmez bir nimettir. İnsanın duyguları, düşünceleri ve geleceÄŸe dair planlarında emniyet unsurunun büyük etkisi söz konusudur. Emniyetsiz bir beldede gelecek kaygısı sadece korunma ve var olma kaygısına insanı teslim eder. Bir medeniyet olgusunu düşünce dünyasından adeta çıkarıp atar. “İnsanın düşkünlüğü, emniyetini saÄŸlayamadığında baÅŸlar” dersek çok abartmış olmayız. Hatta putlara tapınmak, sahte ilahlara yönelmek ve güçlere sığınmanın temelinde de emniyette olmak isteÄŸi vardır. Emniyette olmadığına inandırılan insana her ÅŸey yaptırılabilir. İşte çaÄŸdaÅŸ iktidarların halkı yönetmede ki en önemli parametresi, bu yüzden, bu paradigma üzerine inÅŸa edilir. Kaos bir emniyetsizlik halidir. Sığınılacak yer, bir gücün gölgesidir. Bu insan için de bu bölge ülkeleri için de böyledir. İşte bu yüzden mesele akidevidir. İbrahim (as) yaklaşık olarak 4000 yıl önce bu bölgenin hangi paradigmalar üzerinde kendisini inÅŸa etmesi gerektiÄŸini duasında hem bölge insanına hem de insanlığa öğretmektedir.
Günümüzde ekonomik kaynaklar, teknolojik altyapı ve askeri birikim ülkenin güç denklemini oluşturan unsurlar olarak kabul edilir ve özellikle dış politikada bu denklemlerin gücü üzerinde uluslararası sistemde yer edinilmiş ve ülkenin ağırlığı belirlenmiş olur. Kabaca (zaten barbar bir düzen söz konusudur) küresel düzen böyle işliyor, diyebiliriz.
İbrahim (as)’ın duasında bölgesel gerçeklik göz ardı edilmeden kurtuluÅŸ teolojisi ve stratejisinin oluÅŸturulduÄŸuna ÅŸahid oluyoruz. Duada hayalperestlik ya da hamasetten uzak, mevcut durumu ve geleceÄŸi doÄŸru okuyan bir basiret söz konusudur.
Bu basiretin birinci gerçekliÄŸi akidevi sapmadır. O dönem için de bu zaman için de bu gerçeklik deÄŸiÅŸmemektedir. İnsanlar Allah’tan baÅŸkasına kulluk ettiklerinde bölge için temel tehlikenin baÅŸlaması demektir. Bir beldenin emniyetli / güvenli / emin belde olmasının temel ÅŸartı yukarıda saydığımız çaÄŸdaÅŸ denklemler deÄŸil, akideyi korumak olduÄŸunu bugün acı bir ÅŸekilde öğreniyoruz. Ekonomik kaynaklar, teknolojik ilerlemeler, askeri durum vb. ne olursa olsun, görünürde ne kadar caydırıcı güce sahip olursa olsun dünyanın herhangi bir yerine emniyetin saÄŸlandığına ÅŸahid olamıyoruz.
Adaletin, eşitliğin sağlanamadığı, haram ve helallerin toplumsal vicdanda karşılığının kaybolduğu toplumlarda, en güvenlikli konut sistemlerine rağmen insanların kendisini asla güvende hissedememeleri sorununu hiçbir teknolojik gelişmenin sağlayamayacağı anlaşılmış durumdadır. İnsanlığın onca çağdaşlığına! rağmen barbarlığının bitmemesi, soykırımların, vahşetin canilik içeren savaşların ardının gelmemesi hangi bölgeyi hangi ülkeyi bu tehlikelerden ne kadar koruyabilir?
Duada ikinci unsur olarak gönüllerin birbirine akması gönüldaÅŸ, dindaÅŸ, kardeÅŸ olmalarıdır. Bir coÄŸrafyada gönüldaÅŸ bir sosyolojinin hakim olması o coÄŸrafyanın / ülkenin çaÄŸdaÅŸ barbarlığa karşı en önemli caydırıcılık unsuru olacağını duadan öğreniyoruz. Üçüncü unsuru ise: O zaman Allah’ın bizi nasıl rızıklandıracağını da (ayet 37) yaÅŸayarak öğreneceÄŸiz. Mesela o dönemin ekin bitmez arazisi olan belde yaÅŸam kaynakları açısından bu dönemin tüm dünyanın gözünü diktiÄŸi coÄŸrafyaya dönüşmüştür. Ekin bitmez topraklar altıncı yüzyılın tüm ticaretinin kavÅŸak noktası haline gelirken bugün bu coÄŸrafya küresel ticaretin kavÅŸak noktası durumundadır. Allah’a kulluk merkeze alındığında diÄŸer unsurların da peÅŸinden ÅŸekillendiÄŸini göstermesi açısından dua, çok komplike bir anlam dünyasını bize taşımaktadır. DoÄŸal sonuçları doÄŸuracak paradigma üzerinde olunduÄŸunda çöl / ekin bitmez topraklar emin bir beldeye dönüşüyor.
Selam ve Dua ile
Veysel OCAK

Henüz yorum yapılmamış.