Sosyal Medya

Abdulaziz Tantik: Varlığın ve Bilginin Dengesi: İlahi Adaletin Ontolojik ve Epistemolojik Ölçekleri



GiriÅŸ: Adaletin Çok Boyutlu DoÄŸası…

 Her kavramda olduÄŸu gibi adalet kavramı da çoklu bir anlam dünyasına haizdir. İlahi bir sıfat olarak adalet, yaratılışın adalet üzere oluÅŸu ve toplumsal bir zemin olarak adalet, insanın kendisine ve yaratılışa yönelik adaleti ve Yaratıcısına karşın göstereceÄŸi kulluÄŸun mahiyetini belirlemede adalet, temel bir noktadır. Adalet kavramı aynı zamanda iliÅŸkiler ağı içinde iliÅŸkilerin mahiyetini belirlemede de temel bir kurallardır.

Adalet mefhumu, sadece hukuki bir terim deÄŸil, yaratıcı ile yaratılan, insan ile kâinat ve insanın kendi iç dünyası arasındaki dengeyi temsil eden temel bir özelliktir. Barışın ikame edilmesi ve güven ortamının (emniyetin) tesis edilebilmesi ancak adaletin gözetilmesiyle mümkündür. Bu baÄŸlamda adalet, Allah’ı anlamanın temel imkânlarından biri olarak karşımıza çıkar; çünkü Allah’ın “Adil” sıfatı, O’nun her ÅŸeyi yerli yerinde, zamanında ve mekânında, hususiyetlerini tam vererek yaratmasını ifade eder. Maturidi’nin ifadesiyle adalet, “taşı hikmetle gediÄŸine koymak”, yani her varlığı olması gereken konuma ne eksik ne fazla olacak ÅŸekilde yerleÅŸtirmektir,

I. Adaletin Ontolojik Boyutu: Kozmik Denge ve Yaratılış

Adaletin birinci temel özelliÄŸi, yaratıcı ile yaratılan varlık arasındaki dengenin korunduÄŸu ‘ontolojik’ boyutudur. Bu düzeyde adalet, varlığın saf ve saÄŸlam bir iliÅŸki üzerine kurulmasını saÄŸlar; hiçbir varlık kendi varlık sebebinin dışına itilmez ve Allah her varlığa, yaratılış amacına uygun hareket etme imkânını engelsiz bir ÅŸekilde verir. Adalet, mükâfat ve cezanın katışıksız bir gerçeklik oluÅŸunun teminatıdır.

Varlık hiyerarÅŸisinin her katmanında gözlemlenen bu ontolojik denge, yaratılışta hiçbir boÅŸluÄŸun olmamasıyla kendini gösterir. Kâinata bakıldığında yıldızların, ayın ve güneÅŸin kendi eksenlerinde bir “yüzme” (tesbih) halinde hareket etmesi, ilahi adaletin bir sonucudur. Bu kozmik düzen, adaletin aynı zamanda muazzam bir ‘sanatla’ perçinlendiÄŸini kanıtlar; zira her zerre kendine has özellikler taşır ve hiçbir ÅŸey bir diÄŸerinin kopyası deÄŸildir. Allah’ın yaratıcı vasfı adalet üzere kurulu olduÄŸu için, kâinat “adalet fırçasıyla çizilmiÅŸ bir tuval” gibidir.

II. Adaletin Epistemolojik Boyutu: Bilgi, Hukuk ve İnsan İlişkileri

İnsan açısından adaletin ikinci boyutu ‘epistemolojik (bilgi)’ düzeyde açığa çıkar. İnsan, yukarıdan aÅŸağıya tasarımlanmış bir varlık olsa da adaleti aÅŸağıdan yukarıya, yani yaÅŸayarak ve öğrenerek kavrar. Epistemik zeminde adalet, iki temel hak tanımıyla iliÅŸkilidir:

  1. İlahi Haklar: Allah’ın insanlara, hayvanlara ve bitkilere doÄŸuÅŸtan verdiÄŸi haklar.
  2. Sosyal Sözleşme: İnsanların kendi aralarında oluşturdukları hukuki ve sosyal haklar.

Hukuk, bu tanımlanmış haklara riayet etmektir. Bilgi düzeyinde adaleti sağlayamayan bir bireyin, varlık düzeyindeki adaleti kavraması mümkün değildir. İnsanın anne-babasına, çocuklarına ve toplumun her kesimine karşı tutumu, onun adalet eğitiminin bir parçasıdır. Bu beşerî düzlemdeki çaba, kişiyi zamanla ontolojik adalete sıçratır; yani adaletin varlık düzeyindeki karşılığını, herkese hak ettiğini vermenin derinliğini kavramasını sağlar.

III. Adalet, Ahlak ve Niyet İliÅŸkisi…

Adaletin temelinde ve mayasında ‘ahlak’ vardır; ahlakın olmadığı bir yerde ne adaletten ne de sorumluluktan bahsetmek mümkündür. Hem beÅŸerî hem de ilahi düzlemde adalet, bireyin ahlaki duruÅŸuyla ÅŸekillenir. Bu noktada ‘niyet’, adaletin iÅŸlevselliÄŸinde merkezi bir rol oynar. İlahi adaletin bir tecellisi olarak, insanın iyi bir iÅŸe niyet etmesi (yapmasa bile) hayır olarak kaydedilirken, kötü bir düşünceyi eyleme dökmediÄŸi sürece ceza verilmemesi, bu adaletin merhametle harmanlanmış bir sonucudur.

İnsan iliÅŸkilerinde adaletin zıddı olarak ortaya çıkan ‘zulüm’, aslında Tanrı’ya deÄŸil insana içkin bir durumdur. İnsanın adil davranması muhteÅŸem bir mükâfatla, adaletten ÅŸaÅŸması (zulüm) ise ÅŸiddetli bir azapla sonuçlanır ki bu da adaletin bir gereÄŸidir. İmtihan ve ahiret meseleleri, ancak Allah’ın adil olması ve her eylemin bir bedeli olacağını peÅŸinen bildirmesiyle anlam kazanır.

IV. Kader ve Sanatsal Mükemmeliyet

‘Kader’, adaletin bir parçası ve tecellisidir. Kaderin ontik tarafı adaletin bir sonucu iken, epistemik tarafı insanın kendi yapıp etmelerinin sonuçlarıyla karşılaÅŸmasıdır. Kâinattaki sistemde hiçbir tekrarın olmaması, her zerrenin kendine has bir sanat eseri gibi iÅŸlenmesi, adaletin sistematik ve estetik yönünü gösterir. Bu öyle bir sistemdir ki, galaksilerden zerrelere kadar her ÅŸey adalet ve denge üzerine kuruludur.

Sonuç: Hamd ve Şükür Noktası…

İnsan, beÅŸerî düzlemde adaleti ikame ederek ilahi adaletin mahiyetini anladığında, hayatını bu farkındalığa göre düzenlemeye baÅŸlar. İlahi adaleti ve Allah’ın sonsuz ‘inayetini’ kavrayan bir insan için artık en büyük huzur kaynağı ‘hamd etmek’/teÅŸekkür etmektir. Bilgi düzeyinde “teÅŸekkür etmeyi” beceremeyen birinin, ilahi düzeyde “elhamdülillah” demesi ve hakiki şükre ulaÅŸması zordur. Sonuç olarak adalet; insanı büyüten, besleyen, ona karakter ve ÅŸahsiyet kazandıran, onu varlığın özündeki dengeyle buluÅŸturan evrensel bir ilkedir.

Modern baÄŸlamda ortaya konan adaletin hukuka indirgenmesi ve bunun ‘güç’ ile orantılı bir ÅŸekilde iÅŸlevselleÅŸtirilmesi ile adalet dengesinin konumunu aklı olan her insanın daha derin bir zeminde düşünmesi elzemdir. Bu düşünme, kendi ontolojik yaratılışının gayesini gerçekleÅŸtirme açısından da bir zorunluluk addeder. Adalet, lehine veya aleyhine bakılmaksızın bir ÅŸeyin icra edilmesini saÄŸlama konusunda bir tereddüt yaÅŸamama halidir.

Abdulaziz TANTİK

Henüz yorum yapılmamış.

* İşaretli tüm alanları doldurunuz.