Sosyal Medya

Yasin Aydoğan: İlim ve İrfan - Bilmek ve Tanımak Farkı



Yunus Emre öyle diyor :

İlim elinde çıra, Yak da Mevlâ'yı ara,

Bilmek olmak deÄŸildir, Olmaya bak olmaya.

Bilmek her şeyin başı ama yetmiyor. Bilmek ilme, tanımak irfana tekabül eder.

Arapça ‘da arafe-tanımak kökünden çok müştak kelime var. ÖrneÄŸin arif (tanıyan), tarif (tanıtım), tarife (ayrıntılı tanıtım), maruf (tanınmış), marifet (tanımak), maarif (eÄŸitim, tanıma süreci), mütearife (insanlığın ortak tanınmış deÄŸerleri), Arafat (hacda tanışma yeri), arefe (tanışma günü), örf (tanınmış gelenek), i'tiraf (saklanmış açığa vurulmuÅŸ tanıtım), mu'terif (sakladığını tanıtan), tearuf (tanışma), muarafa (iki taraflı tanışma), urf (horozu tanıtan ibik).

Tüm bu kelimeler tek köke (arafe) nispetle tanıma kaynaklı anlama sahip.

Bilgi (ilim) kuru bir ezber değil elbet. Hakikate giden yolda bir aydınlatıcıdır. Burada "çıra" sembolü manidar. Çıra, karanlıkta yolu görmek için bir araçtır, yolun kendisi veya varılacak hedef değildir.

İlim, eğer insanı kibre götürüyor veya sadece zihinsel bir kalabalık oluşturuyorsa, o ilim bir yüktür.

İlim (fizik, biyoloji, felsefe veya teoloji), kişiyi evrendeki nizamı anlamaya ve bu nizamın arkasındaki gücü/hikmeti fark etmeye götürüyorsa gerçek amacına ulaşmış sayılır.

Çırayı "yakmak", bilgiyi hayata geçirmeyi, onu bir eyleme ve içsel bir yanışa dönüştürmeyi temsil eder. Sadece elinde çıra tutmak (bilgiye sahip olmak) yetmez; o ışığın yanması (irfan ve hikmetle birleşmesi) gerekir ki karanlık dağılsın.

“Men arafe nefsehu, fegad arafe rabbehu” Kim nefsini-kendini tanırsa Rabbini de tanır.

Burada men alime (kim bilirse) değil, men arafe (kim tanırsa) deniliyor.

Onun için MA'RİFETULLAH der arifler. Ma'lumatullah değil.

Bilmek" ve "tanımak" arasındaki fark, aslında yüzeysel bilgi ile derin bir aşinalık arasındaki o ince ama keskin çizgide gizlidir. Türkçede bu iki kavram sıkça birbirinin yerine kullanılsa da hem psikolojik hem de semantik açıdan farklı katmanları temsil ederler.

Bilmek: Genellikle zihinsel bir süreçtir. Veriye, rakama, tanıma veya teorik bilgiye dayanır. Bir şey hakkında "ne olduğunu" açıklayabilmektir.

Örnek: Bir şehrin nüfusunu, tarihini ve haritadaki yerini bilirsiniz.

Tanımak: Tecrübeye ve doğrudan temasa dayanır. Duyuları ve yaşanmışlığı içerir. Bir şeyin "nasıl olduğunu" hissetmektir.

Örnek: O şehrin ara sokaklarında yürüdüyseniz, kokusunu ve ruhunu tanırsınız.

Bilmek: Daha mesafelidir. Bir kitabı okuduğunuzda içindeki karakterlerin adını ve olay örgüsünü bilirsiniz. Bu tek taraflı bir öğrenmedir.

Tanımak: Daha etkileşimlidir. Özellikle insan ilişkilerinde, birinin huyu, tepkileri ve karakteri hakkında fikir sahibi olmak için onunla vakit geçirmek gerekir. Birini tanımak, onun hangi durumda ne yapacağını öngörebilme yetisidir.

Tanımak: Bir süreçtir ve zamanla derinleşir. "Onu yıllardır tanıyorum ama hala çözemedim" cümlesi, tanımanın ucu açık ve keşfedilmeye devam eden doğasını gösterir.

Bilmek: Okumayı gerekli kılar, daha yüzeysel bir çabadır. Beynin işidir.

Tanımak: Araştırmayı, görmeyi, yaşamayı, temas etmeyi, derinliği kapsamına alır. Kalbin ve gözlemin işidir.

"Allah’ın bir ve tek olduÄŸunu biliyoruz".

Allah'ı sıfatlarıyla, esmasıyla tanıyor muyuz?

Kur'an'ı biliyoruz.

Mesajı, içeriği, algoritmayı ne kadar tanıyoruz?

Bilmenin ötesine geçmek şart.

Bilmek elbette ilk ÅŸart.

Ancak "tanıma/k" hususunda adım atılmadığında maksat asla hâsıl olmuyor.

Yasin AYDOÄžAN

Henüz yorum yapılmamış.

* İşaretli tüm alanları doldurunuz.