Sosyal Medya

Abdulaziz Tantik: Düşüncenin Ontolojisi ve İslami Zihnin Yeniden İnşası



Giriş: Düşüncenin Mahiyeti ve Tanımı

Düşünce, salt bir zihinsel faaliyetin ötesinde, belirli öncüller üzerinden hareketle bilişsel, duyusal ve sezgisel süreçlerin harmanlandığı, varlığa dair tasvir, tanım ve değer üretme sürecidir. Bu süreç, somut olayların soyutlaştırılarak anlam dünyasına taşınması ve ardından yeniden somut bir ifadeye kavuşturulmasıyla gerçekleşir. Düşünce, somutun içinde hapsolmak yerine, bilimsel gözlemi veya sezgisel yaklaşımları kullanarak eşya, olgu ve varlık üzerinde betimlemeler yapma yetisidir. Ancak modern dönemde düşünce, herkesin rastgele hareket edebileceği bir alan gibi algılanmaya başlanmış, bu da anlam ile yorum arasındaki farkın bulanıklaşmasına neden olmuştur.

Öncüller ve Sistematik Düşünme

Her düşünce faaliyeti, doÄŸrulanma gereÄŸi duyulmayan ve apaçık kabul edilen “öncüller” (normlar veya ilkeler) üzerine bina edilir. İnsanlar bu öncülleri kültür veya eÄŸitim yoluyla farkında olmadan edinirler; örneÄŸin seküler eÄŸitim, bireylere seküler düşüncenin öncüllerini mutlak doÄŸruymuÅŸ gibi zerk eder. Düşünce dünyasında “sistem” ve “sistematik” arasında kritik bir fark vardır. Sistem, belirli bir usul üzerinden hareket ederken zorunlu olarak bazı unsurları dışarıda bırakır ve bir ekol veya mezhep oluÅŸturur; sistematik ise bu sınırları aÅŸan daha kuÅŸatıcı bir çabadır. Modern düşünce genellikle parçalardan bütüne giden “tümevarım” yöntemini benimserken, klasik düşünce vahyin belirlediÄŸi temel ilkelerden parçalara inen “tümden gelim” yöntemini esas alır.

Nasıllık ve Niçinlik Arasındaki Yarılma

Modern düşüncenin en büyük zaafı, eÅŸyanın veya olayların sadece “nasıllığı” ile ilgilenmesidir. Bir masanın neden yapıldığı (tahta, demir vb.) onun nasıllığına dair bilgi verirken, masanın varoluÅŸ amacı onun “niçinliÄŸi” ile ilgilidir ve anlam bu niçinlikte gizlidir. Nasıllık bilgisi nötrdür ve tek başına bir deÄŸer ifade etmez; bir eylemin veya nesnenin deÄŸer kazanması, insanın onunla kurduÄŸu iliÅŸkinin mahiyetine ve iÅŸlevselliÄŸine baÄŸlıdır. İslam düşüncesinde anlam, niyet ve iÅŸlevsellik ile doÄŸrudan iliÅŸkilidir; niyet, amelin niteliÄŸini ve sahihliÄŸini açığa çıkaran temel unsurdur.

Varlık Hiyerarşisi ve İnsanın Ontolojik Konumu

Hayat, yaratılış öncesi tekillikten (ehadiyet) baÅŸlayarak çok katmanlı bir yapıya evrilmiÅŸtir. İnsan, bu çok katmanlılık içinde “mikro kâinat” olarak kabul edilir ve kâinatın tüm özelliklerini kendinde barındıran külli bir varlıktır. Allah’ın Hz. Âdem’e “isimleri öğretmesi”, insana her parçayı yeniden tanımlama ve kavramsallaÅŸtırma yetisi (istidadı) vermiÅŸtir. Bu baÄŸlamda Kur’an-ı Kerim, insanda hâlihazırda var olan ancak unutulan bu hakikatleri ortaya çıkaran bir “hatırlatıcı” (zikir) iÅŸlevi görür. İnsan; beden (beyin otomasyonu), nefs ve akıl diyalektiÄŸi ile kalp (ruhun mekanı) katmanlarından oluÅŸur. Kamil insan olma süreci, aklın ve nefsin kalp ve ruhun rehberliÄŸinde kontrol altına alınarak bütünlüğün saÄŸlanmasıyla gerçekleÅŸir.

İslami Düşünce Kategorileri ve Manevi Yükseliş

İslam düşüncesi, zihni faaliyetleri sadece akıl yürütmeye hapsetmez; tefekkür (derin düşünme), taakkul (akletme), tezekkür (hatırlama), tedebbür (geleceÄŸe dair planlama), tefakkuh (derinlemesine kavrama) ve tahayyül (hayal etme) gibi pek çok boyutu kapsar. Özellikle tahayyül, mevcudun dışına çıkabilme yeteneÄŸi olarak düşüncenin gerçekliÄŸi dönüştürme gücünü ifade eder. İnsanın manevi yükseliÅŸi, onu yeryüzüne baÄŸlayan ağırlıklardan kurtulmasıyla mümkündür. Bu yükseliÅŸin en somut örneÄŸi olan namaz (salat), bireyin tüm dünyevi baÄŸlardan arınarak Allah’ın huzuruna çıkması ve O’nunla bir müzakere içine girmesi anlamında bir “miracı” ifade eder.

Modernizmin Krizi ve Sosyal Mühendislik

Günümüzde eÄŸitim sistemleri, insanı özgürleÅŸtirmek yerine sistemin kölesi haline getiren bir “sosyal mühendislik” aracına dönüşmüştür. Modern düşünce doÄŸayı ve toplumu kendi ideallerine göre tasarımlamaya çalışırken, ahlak ve etik arasındaki farkı da aşındırmıştır. Etik, bir iÅŸin kurallarına uygun yapılmasıyken; ahlak, insanı Rabbiyle ve fıtratıyla buluÅŸturan, dinle bütünleÅŸik bir özgürleÅŸme sürecidir. Modernizmin dayattığı “eÅŸitlik” gibi kavramlar, kadın-erkek, insan-hayvan-bitki arasındaki ontolojik farkları ortadan kaldırarak insanlığı bir tür çürümeye ve post hümanizm gibi sapmalara sürüklemektedir.

İslam Dünyasının Entelektüel Sorunları ve Çözüm Arayışı

İslam dünyasının bugün yeni İmam-ı Gazaliler yetiÅŸtirememesinin temelinde sömürgeleÅŸme, seküler eÄŸitimin baskın karakteri ve İslami eÄŸitimin zayıflaması yatmaktadır. Müslüman zihinler, modern düşünceyi birinci el kaynaklardan okumak yerine yorumlar üzerinden tanımakta ve onun kavramlarının etkisinde kalarak dini yeniden yorumlamaya çalışmaktadır. Oysa modern düşünce “özne (ben) merkezli” iken İslam “Allah (Tevhit) merkezli”dir; bu iki zıt merkezin kavramlarını sentezlemek dinin özünü baltalamaktadır. İslam düşünce tarihi, sadece siyasi kırılmalar veya mezhep kavgaları üzerinden okunmamalı, onun tüm kültürleri yeniden yorumlayan kuÅŸatıcı karakteri yeniden keÅŸfedilmelidir.

Sonuç: Yeni Bir İnşa Mümkün mü?

İslami düşüncenin yeniden inÅŸası, insanın yaratılmışlık bilincine (abdiyet) dönmesi ve adalet duygusunu tüm varlık hiyerarÅŸisinde ikame etmesiyle mümkündür. Hakikat, ideal olanla gerçek olanın aynı zeminde buluÅŸmasıdır. Yeni Gazali’lerin yetiÅŸmesi için sadece bireysel çaba yetmez; bu düşünürleri destekleyecek siyasi irade ve onları anlayabilecek bir toplumsal zihnin inÅŸası gerekir. Düşünce, ancak özgür bir ortamda ve doÄŸru öncüllerle (vahiyle barışık bir ÅŸekilde) yükseldiÄŸinde insanlığı içinde bulunduÄŸu karanlıktan çıkarabilir.

Abdülaziz TANTİK

Henüz yorum yapılmamış.

* İşaretli tüm alanları doldurunuz.