Sosyal Medya

Mehmet Kaman: İnsan Kaybettiğini Ne Zaman Fark Eder!



İnsan kendini bir anda kaybetmez; kendinden uzaklaÅŸma fark edilmeyecek kadar ince bir kırılmayla baÅŸlar. Bu kırılma bir travma deÄŸil, bir tercihin açık ilanı da deÄŸildir. BulunduÄŸu çağın ritmine uyum saÄŸladığını zannederken o ritmin içinde çözülen; “tercih gibi sunulan” küçük tavizlerin birikimidir.

Modern hayatın en sinsi tarafı kaybı ilerleme gibi sunmasıdır. Daha hızlı olmak, daha görünür olmak, daha çok kazanmak… “Yaratılış kodları”na uymayan bu ölçülerle kendini ifade etmeye çalışan insan, varoluÅŸ amacının referanslarını kaybeder. Artık neyi neden yaptığını deÄŸil, neyin karşılık gördüğünü önemser. “Anlam”, yerini “iÅŸlevselliÄŸe” bırakır.

İnsanın kendisiyle bağı, hakikatle olan bağına baÄŸlıdır. O baÄŸ koptuÄŸunda insan, neyi neden yaptığını bilmeden yaÅŸayan ölü, aklının kölesi bir varlığa dönüşür. Bu manada hakikat, varoluÅŸu anlamlandıran temel ilkedir. O anlam kaybolduÄŸunda deÄŸerler, ilkeler, vicdan sabit olmaktan çıkar; koÅŸullara göre ÅŸekillenen araçlara dönüşür. İnsan, kendisi olmaktan uzaklaşıp içinde bulunduÄŸu “ortamın ürünü” hâline gelir.

Daha hızlı olan, daha görünür olan, daha çok kazanan insan, özüne yabancılaşır. Yaptığıyla inandığı arasındaki uyumsuzluk bir gerilim üretir. Bu gerilim uzun süre taşınmaz. Zihin, çatışmayı çözmek için hakikati değil, konforu seçer. Yanlışını düzeltmek yerine meşrulaştırmayı öğrenir. Bir süre sonra buna gerçekten inanır. Kendisine söylediği yalan, başkalarına söylediğinden daha güçlüdür.

İlkeyi/amacı değil konforu tercih ederek, kendini haklı çıkaran ve özünden uzaklaşan insan, artık yanlışlarını savunmaya başlar. Mesele doğruyu bulmak değil, kendini korumaktır. Bu durum onu kendi dünyasında kapanan bir sisteme dönüştürür. Dışarıdan tutarlı görünen bir hayat, içeride parçalı ve kopuktur.

Bireysel kalmayıp yaygınlaÅŸan bu kopuÅŸ normalleÅŸir. En kötüsü ise toplum bunu sorgulamaz! Çünkü “toplum algısı” kayıpları kazanç gördüğü için ödüllendirir, uyum saÄŸladığı ölçüde kabul görür. İş hayatında ilkesizlik “gerçekçilik”, iliÅŸkilerde yüzeysellik “seçicilik”, benliÄŸin teÅŸhiri “ifade” olarak adlandırılır. Dil deÄŸiÅŸtikçe kavramlar boÅŸalır; kavramlar tevil edildikçe hiç kimsenin kendisini ölçebileceÄŸi bir muh(a)kem(e) kalmaz.

Ortada bir kriz değil, bir çözülme vardır. Çalışır, üretir, konuşur, ilişki kurar. Fakat bütün bunlar merkezini kaybetmiş bir varlığın dağınık hareketleridir. Yön vardır, istikamet yoktur; hareket vardır, anlam yoktur, kazanır ama bereketsizdir!

Kendini kaybetmiÅŸ her insanın en belirgin özelliÄŸi “yalnız” kalamamasıdır. Yalnızlık, insanı kendisiyle yüzleÅŸtirir. Bu yüzleÅŸme ertelendikçe “konfor”a daha fazla baÄŸlanır. Gürültü, hız ve kalabalık birer kaçış aracına dönüşür. Kaçtığı aslında kendisidir!

İnsan kendini kaybettiğini geç fark eder. Bu fark ediş bir başarısızlık anında değil, her şeyin yolunda gittiği bir anda ortaya çıkar. Kendisiyle baş başa kalır ve karadan ne kadar uzaklaştığı görünür hâle gelir. Bu mesafe; ertelenmiş yüzleşmelerin, küçük tavizlerin ve susturulmuş hakikatlerin birikimidir.

 

Ve sonra!

Ya bu mesafeyi kabullenip, onunla yaÅŸamaya devam edecektir ya da o mesafeyi kapatmak için sert bir yüzleÅŸme cesaretini göze alacaktır. Öz’e dönüşle yalnızca kaybettiklerini deÄŸil, kaybetmesine sebep olan her ÅŸeyi tek tek gözden geçirecektir. Takdir, alkış, konfor, saltanat, görünürlük, kazançlar… vs. vs. Bu yüzden kendine dönüş zordur.

Bütün bu dağılmanın içinde deÄŸiÅŸmeyen bir gerçek vardır: İnsan, kendini kaybettiÄŸi yerde deÄŸil, kendine dönmeyi reddettiÄŸi yerde kaybolur. KayboluÅŸ bir “sonuç” deÄŸil, bir “ısrar”dır.

Çağın asıl sorunu da burada düğümlenir: İnsanlar kayboldukları için deÄŸil, kaybolduklarını fark etmeye ihtiyaç duymadıkları için bu hâli sürdürür. Bu durum kaybı “bireysel bir trajedi”den çıkarır, “kolektif bir normal”e dönüştürür. Buna raÄŸmen meseleyi bir insan meselesi olmaktan çıkarmaz. Bu ilahi yasayla sabittir:

“Şüphesiz Allah, bir toplumu onlar kendilerinde olanı deÄŸiÅŸtirmedikçe deÄŸiÅŸtirmez.”(Ra’d /11)

Dikkat edin, dünyayı kazanırken kendini kaybettiğini fark edemeyecek kadar meşgul olanların trajedisine düşmeyin!

“Allah’ı unutan, bu yüzden Allah’ın da onlara kendilerini unutturduÄŸu kimseler gibi olmayın. İşte onlar gerçekten yoldan çıkmışlardır.”(HaÅŸr / 19)


Mehmet KAMAN

Henüz yorum yapılmamış.

* İşaretli tüm alanları doldurunuz.