Murat Sayımlar: Sistem Üstü Olgusu
Yaşadığımız zamanlar yeni düşünce boyutlarını, ufuklarını, çerçevelerini, derinliklerini gündeme getirmeyi zorunlu kılmaktadır. Buna mecburiyet, felsefi, akademik ya da entelektüel bir sürecin ürünü değil; fiili çaresizliklerin, çözümsüzlüklerin, hallerin ortaya çıkarttığı fiili bir ihtiyaçtır.
Mevcut sistem ve süreçlerin üretebildiği epistemoloji, teknoloji, pratik ve tecrübeler; sebeplerinin kendi tercihleri olduğu, doğan halleri, sorun ve riskleri çözüp, yeniden inşa edebilecek yetenek ve kapasitelerinin yetersizliği ile yüzleştiler. Mevcut kapasitenin yetersizliğini bir biçimde kabul etmiş olmalılar ki, gerçek çözümler yerine, erteleme, öteleme zaman kazanma stratejisinden başka ortalıkta bir şey görülmemektedir. Bu sebeple küresel cari durumu da "sürekli kaos hali" olarak ifadelendirmek yanlış olmaz.
Esas önemli olan, böyle bir durumun ila nihaye devam etmek ihtimalinin olmamasıdır. "Öngörülemez kontrolsüzlük" hali, sürpriz unsur olarak etkili olabilir ve cari durumun müessirlerinin arzu etmeyeceği sonuçlar da oluşturabilir. Bu nedenle "yeni bir ufuk" tartışması ve arayışı kaçınılmazdır.
Tam burada, tartışmanın zeminini yeniden kurmak gerekiyor. Hâlihazırda üç kavram üzerinden bir zemin bulma çalışması yapılabilir.
Bunlar; sistem içi, sistem dışı ve sistem üstü kavramlarıdır. Sistem içi ve sistem dışı kavramları aynı paradigmanın ürünüdür. Aralarında sadece usul ve sebep-sonuç ilişkileri üzerinde mutabakatsızlık ve muhalefet söz konusu olabilir.
Bir baÅŸka etkin hususta, cari halin ancak güçlü bir kırılım süreç ve haliyle çözüme ulaÅŸabilmesi gerçeÄŸidir. Sistem içi kırılımların, gerçek, etkin ve kalıcı etkiler bırakabilecek kırılımlar olmadığı ortadadır ve mevcut epistemolojiyle her ÅŸeyin anlaşılabileceÄŸi iddiası da neredeyse boÅŸa çıkmıştır. Buradan sonra konuÅŸulacak ÅŸeyler soyut kalmamalıdır. Önce “sistem üstü olgunun olabilirliÄŸi”ni kabul edip, sonra “neliÄŸi”ni özgün bir sistematikle konuÅŸmaya baÅŸlamak lazımdır.
"Sistem üstü dediÄŸimiz ÅŸey ne deÄŸildir?” diye bir soru ile baÅŸlayalım düşünmeye. Önce yanlış eÅŸleÅŸtirmeleri temizleyelim. Büyük krizler deÄŸildir; güç dengesi deÄŸiÅŸimleri deÄŸildir; teknolojik sıçramalar deÄŸildir; hatta medeniyet dönüşümleri bile deÄŸildir. Bunların tamamı sistem içi faz deÄŸiÅŸimleridir. Sistem üstü olgusu bunların hiçbirine indirgenemez.
O zaman “sistem üstü” nedir? Bunu tarif etmek için klasik kavramlar yetmez ama sınırlarını çizebiliriz. Sistem üstü olgusu; mevcut varlık, anlam ve iliÅŸki kurma biçimlerini geçersiz kılan; yeni bir “anlam üretme zemini” kuran etkidir. Yani, sadece oyunun formunu ve pratiÄŸini deÄŸiÅŸtirmez, oyunun neliÄŸini, ne olduÄŸunu da deÄŸiÅŸtirir.
Sistem üstü olgunun dört temel özelliğini şöyle özetleyebiliriz.
- Mevcut paradigma araçlarıyla kavramsallaştırılamaz. Mevcut dil onu tarif edemez, tarif edildiğinde yanlış veya eksik tarif edilir.
- İlk etapta “anlamsız ve ütopik” gibi görünür. Bu nedenle sistem içi akıl onu saçma, irrasyonel, marjinal olarak ifadelendirir ve hatta çoÄŸu zaman yok sayar.
- Sistem içi akıl sahipleri onu ancak geriye dönük olarak anlayabilirler. Olay gerçekleştikten sonra yeni kavram seti ve usul oluşur ve geçmiş yeniden okunur.
- Asimetrik etki üretir. Küçük bir unsur, büyük sonuç üretebilir. Zayıf görünen ise belirleyici olabilir.
Bu düşünce sürecinde asıl kritik ayrımı şöyle tespit etmek mümkündür. Sistem içi kırılımlarda dengelerin yer değiştirmesi söz konusu olabilir. Oysaki sistem üstü kırılımda, cari dengeler fikrinin tümüyle çökmesi ihtimali vardır.
Bugünkü aktörler, kendi sistemleri içinde o kadar kapalı ki, sistem üstü ihtimali düşünmüyorlar bile. Bu ihtimal şu sonucu doğurur.
Asıl risk, yanlış hamle değil, yanlış ontolojidir.
Olabilirlik meselesi de üzerinde konuÅŸulması gereken bir husustur. “Gerçek sistem üstü bir olgu mümkün müdür?”
Buna üç katmanlı cevap verilebilir.
- Mantıksal olarak, evet. Çünkü hiçbir sistem kendi dışını/üstünü kapsayamaz ve bu, yapısal bir sınırdır.
- Tarihsel olarak, tartışmalı. Çünkü elimizdeki tarih kayıtları zaten sistem içi dil, mantık, anlam, amaç ve stratejileri çerçevesinde yazılmıştır. Dolayısıyla gerçek sistem üstü etkiler; ya görünmez kalmıştır ya da sistem içi gibi yorumlanmıştır.
- Ontolojik olarak kaçınılmaz. Çünkü her kurulan sistem illaki kendini aşacak bir neden ve sınır üretir. Bunun sebebi kendi sahihlik, yetersizlik, orijinal referansla uyumsuzluk ve inşa problemleridir. Bu nedenler, entropiyi gitgide maksimuma yaklaştıracaktır. Süreçler, nihayetinde kaşığın tencerenin dibine değmesi raddesine gelir ve kendini aşmak mecburiyetinin nedeni buradan doğar.
Burada en kritik problem şudur: Sistem üstü olgu, sistem içi akılla bilinemez. Dolayısıyla; analiz edilemez, modellenemez, tahmin edilemez.
Bu durumda ne yapılabilir? İşte asıl zor yer burasıdır. Doğrudan tarif değil, dolaylı hassasiyet ve dikkat geliştirmek icap edebilir. Bunlar; sistemin açıklayamadığı alanları fark etmek, anlamsız görünen şeyleri dışlamamak, mutlak kesinlikten kaçınmak ve öncelikle böyle bir imkân ve ihtimali varsaymaktır.
Göz önünde bulundurulması gereken hususlardan birisi de “gerçek kırılma, mevcut aklın dışından gelebilir" ihtimalidir. Bu da, klasik analizlerin genellikle kaçırdığı bir ÅŸeydir.
Sistem üstü olguyu, tamamen sistem dışı bir “müdahale” gibi görmek bütünüyle gerçek olmayabilir. Zira çoÄŸu zaman o olgu, sistemin içinde doÄŸar ama sistemin diliyle ve perspektifiyle anlaşılamaz.
Şunu net olarak koyalım: Gerçek sistem üstü kırılım mümkündür. Ama bu kırılım, önceden bilinemeyeceği için değil, mevcut anlam dünyası onu algılayıp, taşıyamadığı için fark edilemez. Sistem üstü olan, sistemin dışında olduğu için değil, sistemin anlam kapasitesini aştığı için görünmezdir. Ancak sistem; varlıkların, oluşların, olguların, ilişkilerin, sistemlerin ve süreçlerin orijinal doğasına, hakikatine yakınlığı ve sadakati kadar ve sürece, bir güç ve ömre sahiptir. Buna mugayyiriyet, hiçbir korku, kaygı ve çabanın işe yaramayacağı bir akıbeti ifade eder.
Murat SAYIMLAR

Henüz yorum yapılmamış.