Sosyal Medya

Makale

KomÅŸu Diliyle Siyaset

Bu baÅŸlığı Mustafa Özel’in “Roman Yoluyla Siyaset-İktisat” gibi isimler verdiÄŸi kitaplarından esinlendiÄŸimi belirtmeliyim. Dönemin romanları üzerinden ülkenin siyasi, kültürel ve iktisadi yöneliÅŸinin analizlerinin yapıldığı bu kitapların, ülkenin yaÅŸadığı deÄŸiÅŸimi anlamlandırmak açısından oldukça iÅŸlevsel olduÄŸunu vurgulamak istiyorum. Bu kitaplarda bugüne taşıyabileceÄŸimiz tespitler var fakat komÅŸuluÄŸun ahlaki yanının toplumda önemli bir damarı oluÅŸturmasına raÄŸmen politik sahanın tamamen bu düşünceden arındırılmış olması sanırım romanlardan çıkarılması mümkün deÄŸil.

Son yıllarda yaşanan insanlık dışı olaylar karşısında bile ahlaki açıdan dibe vurulduğu herkesin gözlemleyebildiği bir gerçeğe dönüştü.

Bu durumun dile nasıl yansıdığı yazının konusunu oluşturmaktadır.

Aktüel bir sorunsalımız olduğu için meseleyi ABD ve bölge ülkeleri üzerinden incelediğimizde anlıyoruz ki bölge ülkelerinin geneli, siyasette ahlakı terk edeli köprünün altından çok sular akmış, onursuz varoluşun temsilcileri haline gelmişler.

Bölgeye bakışımızı yönelttiÄŸimizde 11 Eylül 2001 olayından sonra 29 Ocak 2002 tarihinde dönemin Amerika baÅŸkanı George W. Bush tarafından Kongre’de yaptığı ulusa sesleniÅŸ konuÅŸmasında çizdiÄŸi resmi görüyoruz. Bush, bu konuÅŸmasında ÅŸer ekseninden bahsetmekte, terörü desteklemek ve kitle imha silahları üretmekle suçladığı Irak, İran ve Kuzey Kore için bu tanımı kullanmış, Suriye’den bahsetmiÅŸ ve bölgenin neden Amerika için risk oluÅŸturduÄŸunu anlatmıştı. Bu sesleniÅŸten nelerin olabileceÄŸini ilmen yakîn olarak biliyorduk.

Bugün yaÅŸananlar 24 yıl önce Amerika’nın bölgeye yönelik stratejisinin yansımalarıdır. Hemen akabinde gerçekleÅŸtirilen ve tarihe Irak iÅŸgali diye geçen Irak’a müdahale, iki ÅŸeyi bizim için görünür, Amerika için bilinir hale getirdi. O dönemde medya ve iletiÅŸim sınırlı olmasına raÄŸmen bunları ayne’l-yakîn olarak yaÅŸadık.

Bölge ülkelerinde var olan iktidarların ve ülke siyasetinin toplumun hassasiyetleriyle tamamen iliÅŸkisiz olduÄŸu, onların halkının hassasiyetleri doÄŸrultusunda siyaset belirleme iradelerinin olmadığı, iradelerini ve iktidarlarını borçlu oldukları merkezler tarafından belirlendiÄŸi aÅŸikâr oldu. DiÄŸeri ise Amerika’nın keyfi müdahalelerine karşı her ülkenin açık olduÄŸu ve Amerika’nın istediÄŸi yere, istediÄŸi zaman çökebileceÄŸi, karşısında buna ses çıkaracak bir tarafın olmadığı anlaşıldı.

Bugün Filistin’de, Gazze’de, Lübnan’da, Suriye’de ve İran’da yaÅŸananlara hakkalyakîn olarak maruz kalıyoruz. Muhtemelen daha da yaÅŸayacağız.

Son mütecaviz saldırılara ve ithamlara maruz kalan ülke İran, Bush tarafından Amerika politikası haline getirilerek “ÅŸer ekseni” diye belirlediÄŸi ve hedefe koyduÄŸu ülkelerden birisidir, ki o da hedef oldu.

İran bunu devrim sonrası baÅŸlatılan ambargo, Irak savaşı ve sonrasında Irak iÅŸgaliyle yaÅŸananlardan sıranın kendisinde olduÄŸunu anlamış, hatta tüm bölge ülkelerinin hem İran’a uygulanan ambargoyu delmemeleri hem de bölgede Amerika’nın İran’ı yalıtma savaşına örtülü destek vermelerinden bölge ülkelerinin de mesajı aldığını anlıyoruz.

İran, Irak iÅŸgalinde Sistani’nin rolünden, bölge ülkelerinin figüranlığından hedefte yapayalnız olduÄŸunu ve kendi direniÅŸ cephesi oluÅŸturması gerektiÄŸini anlamıştı ve öyle de yaptı. Bugün emperyalistlere karşı İslam’ın tek onurlu cephesi burasıdır. Bugün yeni dünya siyaseti ve kurulan uluslararası düzene karşı duran bu cephedir. İran, kuzuların sessizliÄŸinden ve bel altı tekmelerinden anlamıştı ki, bölgede ne tek başına var olması mümkün, ne de bölgede kader birlikteliÄŸi yapılacak bir cephe oluÅŸturmanın, ne de kendisinin dâhil olabileceÄŸi bir yapılanmanın gerçekleÅŸme ihtimalinin sıfır olduÄŸunu görünce zaten bildiÄŸi ile yüzleÅŸmek zorunda kaldı. DireniÅŸ cephesi adını verdiÄŸimiz jeopolitik hat aynı zamanda küfre karşı İslam’ın direnç alanıdır.

Bu durumun bölge antropolojisi incelendiğinde birçok sebebi vardır ama kişiliksiz ve halkın hassasiyetleriyle uyumlu olmayan iktidarların bu ülkelerde politika yapması, sorunun en yüzeyde olan sorunsalıdır; yazı, başlıktan da anlaşılacağı üzere bu sorunsal üzerinedir.

Tarihsel bir kazı yapmadan yakın günlerde gerçekleşenlere baktığımızda anlatmak istediklerimiz için yeterince delil bulabiliyoruz.

CumhurbaÅŸkanlığı İletiÅŸim BaÅŸkanlığı Dezenformasyonla Mücadele Merkezi, CumhurbaÅŸkanı ErdoÄŸan’a atfedilen “İran veya Lübnan’a bir saldırı olursa bunu Türkiye’ye yapılmış sayarız” ÅŸeklindeki ifadelerin tamamen asılsız olduÄŸunu bildirdi.

Bazı sosyal medya mecralarında paylaşılan ve Türkiye’nin bölgesel barışın inÅŸasındaki öncü rolünü gölgelemek, ülkemizi çatışma ve kriz ortamlarının içerisine çekmek, uluslararası kamuoyunda yanlış bir algı oluÅŸturarak dezenformasyon üzerinden siyasi manipülasyon yapmak amacıyla yapıldığına dair yalanlamanın (13.4.2026 Haber7.com) acele ve telaÅŸla yapılması tam da bizim ifadelendirmeye çalıştığımız dile ve mantaliteye örnek bir açıklamadır. Yalan haberin tekzip edilmesi tabii ki en doÄŸal haktır ve bu mutlaka yapılmalıdır. Fakat yaÅŸanan telaÅŸ ve yalanlama açıklamalarında vurgu yapılan unsurlar, bölgede her ülkeyi yalnızlaÅŸtıran dolayısıyla emperyalistlerin kucağına oturmak zorunda bırakan aklın dile vurumudur. Tabii ki bunun edebiyattaki karşılığı bindiÄŸi dalı kesmektir. Bu dil, bugüne kadar yapılan tüm beyanatların deÄŸiÅŸmez dilidir. Amerika’nın denizaşırı yerden gelip bölgede katliamlar yapması, İsrail’e soykırım yapması için destek vermesi ülkemiz siyasetçileri tarafından kınanırken kurdukları cümlelerde asıl vurucu cümlenin, buna mukabil “İran’ın da bölge ülkelerine saldırmasını onaylamıyoruz” cümlesi olduÄŸunu; kim okursa okusun ilk izlenim olarak kınamanın katillere deÄŸil İran’a yapıldığını anlar. Bu dil, bölgenin en zaaf mantalitesinin dışa vurumudur.

Bu dil komşuyu yalnızlaştırırken (tabii ki bir sonraki aşama için kendisini de yalnızlaştırdığı anlamına geldiğini anlayamıyor), bölge sosyolojisinin düşmanı azdırdığını ve her defasında daha cüretkârlaştırdığını görmezden geliyor. Bugün terör devleti cüretini bu dilden, bu dili konuşan acziyetten almaktadır. İsrail, bölgeye hâkim olan bu komşuyu yalnızlaştırma dili değişmedikçe daha da insanlık dışı davranmaya devam edeceğini benim gibi biri bile anlayabiliyor.

Onlar bilmiyorlar mı? Tabii ki onlar da onların bildiğini biliyorlar ama tasmayı taktıklarından hiç çekinmeden yapacaklarını tarih bile vererek yapıyorlar. Bizim olan ise, onların hukuksuzların oluşturduğu kurumlara atıf yaparak tecavüzcüleri uluslararası hukuka (bunun ne olduğu ve nerede uygulandığı bilinmiyor) riayet etmeye çağırmalarını, bizde anlayabilecek bir akıl kalmadığı için tanımlayamıyoruz.

Yazının konusu deÄŸil ama eÄŸer okuyan birisi “ne yapabilir ki?” diye bir soru soracak olursa, bu psikolojiye bir ÅŸey önermek pek anlamlı deÄŸil; ancak meselenin aslında çok basit olduÄŸunu yine de söylemek istiyorum.

Bölge ülkelerinin iktidarsızlığı göz önüne alındığında savaşmasını, tepki vermesini, mukavemet göstermesini biz artık hayal bile edemiyoruz. Fakat halk, gerçekten entelektüel bir öncülük ile mevcut iktidar üzerinde baskı kurup bu iblislere sadece içecek ve gıda bile vermemeyi kabul etse, bunlar burada üç günden fazla kalamazlar.

Selam ve Dua ile

Veysel OCAK

Henüz yorum yapılmamış.

* İşaretli tüm alanları doldurunuz.