Veysel Ocak: Abd - İran Savaşı
*. Bu, öncelikle İslam-küfür savaşıdır. Allah’ın düşmanlarını İslam adına dik duran bir coÄŸrafyaya diz çöktürme savaşıdır.
*. Bu savaşın bugünkü aktüel durumu tarafların birbirini yok etme nihai hedefli bir savaş değil, ilk planda diz çöktürmek olduğunu ve buna dair sonuç almaya yönelik olduğunu kabul etmek gerekir. Nihai hedefi yok etmeye yönelik savaşın, günümüz ekonomik-sosyolojik koşulların hâkim olduğu koşullarda sürdürülmesi mümkün olmayan bir savaş olduğunu kısa süren çatışmalarda küresel ekonominin derinden sarsılmasından anlayabiliyoruz. Bu durum, tüm emperyalistler tarafından bizim bildiğimizden çok daha yönlü olarak bilindiği açıktır. Bu yüzden emperyalistlerin stratejisi öncelikle diz çöktürmeye yöneliktir.
İki parametre şudur: Bu hak-batıl mücadelesidir ve stratejiktir. Kaba bir yok etme mücadelesi değildir.
Sonrası aslında kimin hak, kimin batıl tarafı temsil etme iradesi ve misyonu olup olmadığı ile ilişkili olduğudur ama kimse bunu bir din savaşına döndürecek temsiliyeti gösteremediğinden dolayı ilan etme hakkını da elinde tutamadığından bu parametre zihinsel arka planda kalmaktadır. Taraflar bu düşünceyi savaşın temel motivasyonu haline getirememektedir. Dolayısıyla bu parametre sıralamada yer almıyor ve tarafları bu fikri mobilize edecek taraf olarak ilan etmeye yetmiyor.
Bu yüzden sonraki parametre kimin bağımsız yani en az bağımlı olması ile ilişkilidir. Bu parametreyi devreye sokan sebep, bu savaşın en zayıf kısmını ekonominin oluşturması olduğu gibi, aynı sebebin bu parametrenin varoluş sebebi olması da savaşın başka yönden okunmasını bize zorunlu kılmaktadır.
*. Bu üçüncü parametrenin doÄŸru anlaşılması, bağımsızlığın artık baÅŸka bir paradigmada deÄŸerlendirilmesi ve doÄŸru okunmasıyla doÄŸrudan iliÅŸkilidir. Bağımsızlık artık bir ülkeye, orduya ve siyasi bir iradeye sahip olmak olmadığı çok açıktır. Bu tanım 18-19. yüzyıl tanımıdır. 21. yüzyıl tanımında bağımsızlık, bağımlı olmamaktır. Bağımsızlığın özgürlüğü, bağımlılık oranlarına baÄŸlıdır. İşte bu yüzden savaÅŸlar diz çöktürme üzerine yapılmaktadır. Bir ülkenin iÅŸgali, bir halkın yok edilmesi ya da (sömürge yapmak demiyorum, zaten sömürüyorlar) boyunduruk altına alınmasını hedefleyen savaÅŸların yapılması artık ekonomik sebeplerden dolayı mümkün deÄŸildir. Bu ekonomik sebep, tarafların ekonomisinin bunu kaldıramaması deÄŸildir (kaldıramadığını yakinen bugün görüyoruz zaten); bunun ötesinde, bir ülkenin ele geçirilmesi ekonomik deÄŸildir, bilakis ekonomik yük getirmek demektir. Mesela bakın Almanya’ya: DoÄŸu Almanya ile birleÅŸmesi, bugün Almanya’nın küresel güç aktörleri içerisinde olmaması, bu birleÅŸmenin yarattığı ekonomik yükü kaldıramamasından dolayıdır.
Yani bir ülkeye egemen olmak ekonomik değildir. Faydalı olan ekonomik olandır ve bu diz çöktürmektir. Bağımsız olana, yani bağımsız olmasına rağmen bir ülkenin diz çökmesi nasıl gerçekleşir?
Mesela Türkiye bağımlılıklarıyla tehdit edilirse ve bu tehdidin ülke ekonomisine zarar vereceği gibi iktidar sorunlarına da yol açacağını anladığında diz çöker. Ki bizim ülkemiz henüz ayakları üzerine dikilmiş değildir. Dizleri üzerinde kalmaya o kadar alışmış ki, dizleri üzerinde dik yürümeyi bağımsızlık ve dik durmak / dik duruş zannediyor. Yakın tarihte soysuz emperyalizmin çeşitli tehditlerinde utanç verici geri adımlarımıza uygun kılıflar bulunsa da onurumuzda açtığı yaralar kabuk bağlamamış, kanamasa da acımaya devam etmektedir.
Bu parametre üzerinde ABD-İran savaşı okunduÄŸunda ABD’nin İran’a diz çöktüremediÄŸi çok açıktır. Yani ABD yenilmiÅŸtir. “Neden diz çöktürememiÅŸtir?” sorusunun cevabını ABD çok iyi bildiÄŸinden İran’ı tehdit etmek yerine saldırmıştır; çünkü İran’ın tehdit edilecek bağımlılıkları yoktur. Büyük ÅŸeytan İran’ı ne ile tehdit edebilir? Tek tehdidi para likiditesini bozmaktı. Onu bozduÄŸunda hiçbir ÅŸeyin deÄŸiÅŸmediÄŸini görünce ya geri çekilecekti ya da saldıracaktı. İran Batı’dan bir ÅŸey almıyor ki Batı, İran’ı bir ÅŸey vermemekle tehdit edebilsin. Vermemekle bağımlılıklarından vurulamayan hiçbir ülkeye emperyalistlerin diz çöktüremeyeceÄŸini bütün mazlum coÄŸrafyaya İran gösterdi. Yemen de bunun ÅŸanlı temsilcilerindendir. İran’ın ÅŸimdi yapacağı, yerine getirmesi gereken TEK BİR ÅŸey vardır: Emperyalistleri, bağımlılıkları olmayan bağımsız bir ülke olarak, onların ürettiklerini satın almamakla, tüketmemekle tehdit etmesidir. Mesela bizim ülkemiz, zafiyeti olduÄŸu emtialar üzerinden tehdit edildiÄŸinde, onların mutlaka satmak zorunda oldukları ve bizim de o malların büyük pazarı olduÄŸumuz ürünler üzerinden onları tehdit etme iradesini gösterebilsek, hem sorunu baÅŸka bir düzleme taşırız hem de onurlu olmanın izzetini bir kez olsun yaÅŸamış oluruz. Bir halk, özgürlüğü için daha az konforlu yaÅŸamayı, biraz daha az teknolojik araç kullanmayı onurları için gösterebilse, emperyalistlerin elindeki tüm tehdit argümanları etkisiz kalacaktır.
Şimdi, tüketmemekle ve emperyalizmin tehdit argümanlarına minnet etmeyen İran, eğer masada sebep meşru olsa da savaş tazminatı ve bloke edilen paranın, ülkenin tüketim pazarı olma gizli planı içerisinde serbest bırakılmasını barışın bir maddesi olarak kabul ederse, o zaman bu savaşı kaybetmiş olacak ve yakında da diz çökecektir. Sermaye, tüketmeyen kimseye diz çöktüremez. Bağımlılığı olmayanı kimse bir şeyle tehdit edemez. Zaafı olmayanların boynuna kimse tasma geçiremez.
Bu söylediklerimi çoktan unutmuş, onurlu yaşamanın tüm erdemlerini kaybetmiş olanlar, sömürülmeyi sindirmiş, iktidarlarını sömürgecilerin yancısı olmakla sürdürenler; şimdi barış için canhıraş uğraşmalarının sebebi, efendilerinin ilahlığını kurtarmak ve İran halkının gösterdiği izzetin, onurlu duruşunun kendi halklarının gözünden kaçırmaya, iktidarlarını sarsacak onurlu bir dirilişe yol açmaması içindir.
Yoksa İslam düşmanlarının, kendi iktidarları için her zaman kötü örnek olan bir ülkeye saldırması, onların her zaman avantajına olan bir durumdur. Ne var ki izzetli duruÅŸun yardımcısının Allah olduÄŸunu onların bilmesi mümkün deÄŸildir. Bölge ülkelerinin barış için mücadele etmesinin ABD’nin imajını kurtarma seferberliÄŸi olduÄŸunu bütün mazlumlar bilmektedir. Yine biliyoruz ki bu ülkelerin kaygısı, ABD’yi rezil eden İran’ın bölgede yaratacağı etkiden korkmalarıdır. Bölgede güçlü bir İran, emperyalistlerin maÅŸası olan her kurgu ülkenin korkulu rüyasıdır. Bugün tüm ülkelerdeki medya, güçlü bir İran’ın bölgede yaratacağı uyanış depreminden korktukları için bu izzetli duruÅŸun oluÅŸturduÄŸu çaÄŸrıyı gizlemek üzere propaganda savaşı yürütmektedir. Televizyonlardaki kadrolu kalemlerin en birinci görevi budur. Halkın bu onurlu mücadeleden en az haberdar edilmesidir.
Veysel OCAK

Henüz yorum yapılmamış.